

Hande Fırat, 15 Temmuz 2016 askeri darbe girişimi gecesi CNN Türk Ankara Temsilcisi olarak Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı canlı yayına almasıyla olayların akışının değişmesinde pay sahibi olmuş, daha sonra Aydın Doğan tarafından getirildiği Ankara Temsilciliği’ne, gazete Demirören Grubu’na geçtikten sonra da devam etmişti. (Foto: Hürriyet)
Bazılarınızın “Yetmiyor muymuş?” dediğinizi işitir gibiyim. Ama aynıyla vaki. Bir zamanlar Türk medyasının “amiral gemisi” Hürriyet, bağımsız seslerin habercilik yapabildiği dijital platformlara giden reklam paylarından yakınarak hükümetin ana akım medyaya daha çok reklam ve fon ayırmasını talep ediyor.
Hürriyet gazetesinin hükümet nezdinde etkili Ankara Temsilcisi Hande Fırat’ın 30 Nisan tarihli “Ana Akım Medyanın Önemi” başlıklı yazıda;
• Bir yandan hükümetin bağımsız yayıncılığın nispeten yapılabildiği dijital platformlara getirmeyi düşündüğü kısıtlamalara anti-emperyalist, anti-teknooligarşik aromalı kelime oyunlarıyla haklı zemin verilmeye çalışılırken,
• Diğer yandan hâlâ (sanki öyle bir şey kalmış gibi) “ana akım” adına konuştuğunu düşünerek hükümete, işlevlerini sürdürebilmeleri için adeta destek arzuhali yazılmış.
Hürriyet temsilcisi bunları “haber ekosisteminin”, vatandaşın haber alma hakkının sürdürülebilirliği adına istiyor. Gerçekten doğru da “Aynası iştir kişinin” diye bir deyimimiz de var güzel Türkçemizde.
Dolayısıyla yazıya girmeden önce, yazıldığı 29 Nisan günü Türkiye’deki medya ortamını yansıtan ama yalnızca bağımsız ve/veya muhalif medyada yer bulan iki haber vereceğim.
Soylu Ne Yaptı, Erdoğan Ne Dedi?
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 29 Nisan’da AK Parti grubuna seslenirken medya konularına da girdi. Daha önce de Türkiye’de basın özgürlüğünün şimdiye dek en iyi durumunda olduğunu, herkesin istediğini söyleyip yazdığını söylemişti; o kısmı yeni değil. Bu kez CHP lideri Özgür Özel’in 28 Nisan’da CHP grubuna seslenişinde kendilerine iftira atanları unutmayacaklarını, affetmeyeceklerini odağına aldı.
CHP’nin kendilerine yönelik iddiaların üzerine gideceğine, basını susturmaya çalıştığını, “ama gazetelerin CHP’nin basın bülteni gibi çıktığı” devirlerin artık geride kaldığını söyledi. AK Parti iktidarı ise her zaman eleştirilere “müsamahalı” olmuştu. Halen tutuklu gazeteciler Merdan Yanardağ, Alican Uludağ, İsmail Arı bu sözleri durunca ne düşünmüşlerdir, bilemem. Ama Erdoğan’ın bu sözleri sarf etmesinden belki on beş dakika önce, henüz kendisi gelip kürsüye çıkmadan önce, Meclis muhabirleri her zamanki gibi serbestçe milletvekillerine soru sorup görüş alırken, NOW TV muhabiri Beril Ökten de önceki İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya bir soru sormak istedi. Onun döneminde Tunceli Valisi olan Tuncay Soneli halen Gülistan Doku cinayetine karıştığı zannıyla tutukluydu. Soylu sinirlendi ve fiziki müdahaleyle muhabirin cep telefonuyla çekimini engelleyerek tepki gösterdi.
Ne Amiral Gemisinde Ne Hücumbotta
Sadece Hürriyet’ten söz etmiyorum; bu habere kendisini hâlâ ana akım sayan medyanın ne amiral gemisinde var ne firkateyninde ne denizaltısında ne de hücumbotunda yer verildi. Ama Hürriyet’in amiral gemisi olduğu yıllardaki kaptanı Ertuğrul Özkök’ün deyimiyle “yeni medyada”, daha çok izlenip güvenildiği için reklam pastasından daha fazla pay alması “yeni” sözümona “ana akımı” üzen dijital medyada haber olmuştu.
İki haber dedim, diğeri, 29 Nisan’da yayınlanan Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütünün 2025 bilançosunu verdiği Dünya Basın Özgürlüğü 2026 Raporu.
RSF geçtiğimiz yılın bütün dünyada basın özgürlüğü son 25 yılın en kötü düzeyinde olduğunu saptamış. Öldürülen gazeteci sayısında artış var: 29’u Filistinli, 9’u Meksikalı, 4’ü Sudanlı, tam 67 meslektaş. En çok gerileme 7 basamak düşürülüp 64’üncü sırada yer alan ABD’de.
Gazetecilerin yaptıkları veya söyledikleri haberler nedeniyle tutuklandıkları, televizyon istasyonlarına siyasi değerlendirmelerle el konulduğu Türkiye’nin durumu acıklı, bu rapora göre. 180 ülke arasında, geçen yıl 4 basamak da gerileyerek 193’üncü sıraya düşmüş.
Hürriyet Daha Çok Destek Peşinde
Yanılmayayım diye özellikle amiral gemisine, firkateyne, denizaltıya, hücumbota varana dek hepsine baktım. Türkiye’de basın özgürlüğünün durumu gösteren bu rapora oralarda da haber değeri verilmemişti.
Bana “Sana ne?” denebilir. Özgür iradeleriyle, basın özgürlüğünden yararlanarak bunlarda haber değeri görmemiş olabilirler. İş o kadar basit olsa, ben de “Haklısınız, okumayan okumasın, zaten satış rakamları, kendi yankı odalarındaki izlenme oranları ortada” der, susarım.
Ama “yeni” Hürriyet’in iktidar nezdindeki muteber ve etkili temsilcisinin yazdıkları işi bir üst boyuta, kendi deyimiyle “ticari değil, stratejik” boyuta taşıyor.
Fırat’ın yapılmasını gerekli bulduklarını aktarıyorum:
– Kamu reklamlarının belli oranının ulusal medyaya yönlendirilmesi,
– Vergi avantajları,
– Yerel yayıncılık fonları,
– Dijital platform vergilerinden haber ekosistemine pay aktarılması.
Türkçe meali “Zaten tamamı TVF kontrolündeki kamu bankaları ve kuruluşları neredeyse bütün reklam bütçelerini “yeni ana akım” medyaya aktarıyorlar ama yetmiyor işte. Ayrıca, sadece muhalefete çakmakla bağımsız dijital yayıncılarla rekabet edemiyoruz. Öyleyse onlardan kesilen vergilerden bize pay verin” olabilir mi?
Ama Bu Sansür Sayılmazmış
Hande Fırat zeki, becerikli bir meslektaşımızdır; biraz olsun tanıdığımı sanıyorum.
Lafın nereye gideceğini bildiği için, lafın “özdenetim” kılığında hükümetin örtülü sansürüne gönüllü olmaya gideceğini bildiği için şöyle eklemiş:
– Bu sansür değil. Bu kamusal bilgi altyapısını korumak. Türkiye’de de bu tartışılmalı. Ulusal medya lehine stratejik teşvikler yeniden düşünülmeli. Çünkü mesele sadece reklam pastası değil. Haber üretiminin yaşaması.
“Ulusal medya lehine stratejik teşvikler” ifadesi, itiraz edip şimdi burada benim yaptığım gibi eleştirmeye kalkanları “Milletin âli menfaatine karşı mı çıkıyorsun?” diye sindirmeye kalkacak, başını belaya sokacak kadar güçlü tasarlanmış bir ifade.
Peki, neden? Çünkü Hürriyet temsilcisine göre, insanların;
– Savaşta,
– Depremde,
– Pandemide,
– Seçimde,
Doğru bilgiye ve bunun için de yeni ana akıma, yani onlara, ihtiyacı varmış. O nedenle de hükümetin aklına başına alıp yeni ana akıma daha çok kurumsal destek vermesi gerekirmiş.
İlk üçü ayrı ama özellikle sondaki “seçimde” maddesine dikkatinizi çekmek istedim.
Hepimize hayırlı yolculuklar.


