

Paris’te doğdu, Buenos Aires’te büyüdü, New York’ta gençliğini geçirdi. Sempé, Uderzo ve Morris gibi büyük çizerlerle çalıştı; Astérix, Petit Nicolas ve Lucky Luke’un dünyalarını kurdu. Kalp krizi geçirerek 51 yaşında hayata veda eden René Goscinny 100. doğumgününde hâlâ bize aynı şeyi söylüyor: Hayata gülümseyerek bakın. (Foto: C. Kuzgunkaya/ 2022 Angoulême Çizgi Roman Festivalindeki Goscinny sergisinden)
Bir şehrin simgesi üzerinde, gecenin karanlığında Astérix beliriyor ardından Obélix. Birkaç saniye sonra Romalılar. 14 Ağustos akşamı da Buenos Aires’te Obelisco’nun üzerinde dolaşacak bu görüntüler, bir çizgi roman sergisi değil. Tangonun başkenti çocukluğunu sokaklarında geçirmiş bir adamın, René Goscinny’nin yüzüncü yaşını kutluyor. Obelisco’nun üzerinde Obélix, tam Goscinny’e yaraşacak bir mizah.
Goscinny 14 Ağustos 1926’da Paris’te doğdu. Ancak onun hikâyesini yalnızca Fransız bir yazarın hikâyesi olarak okumak yanıltıcı olur. İki yaşındayken Rus ve Polonya Yahudi’si ailesiyle Buenos Aires’e taşındı (90 yıl sonra kahramanlarının yansıtılacağı Obelisco, 1936’da o henüz on yaşındayken yapıldı, belki de inşaatını izlemiştir) ve 1945’e kadar burada yaşadı. Sonra Amerika Birleşik Devletleri’ne gitti; ardından Avrupa’ya döndü. Hayatının coğrafyası bile onun mizahını açıklamaya yetiyor: Goscinny dünyaya hiçbir zaman yalnızca içeriden bakmadı. Belki de bu yüzden Fransız toplumuyla bu kadar rahat dalga geçebildi.
Bir çizer değil, çizgi romanın yazarı
Goscinny’nin önemini anlamak için onu yalnızca Astérix’in yaratıcısı olarak görmek eksik kalır. Onun asıl dehası, çizerlerin çizgi üzerinden anlatacağı hikâyeyi, karakterleri ve mizah dünyasını yazıyla kurabilmesiydi. Bu nedenle kariyeri boyunca birbirinden farklı tarzlara sahip çizerlerle ortaklık kurdu.
Jean-Jacques Sempé ile yaptığı iş birliği bunun en zarif örneğiydi. Le Petit Nicolas’da Sempé’nin sade, naif ve hareketli çizgileri ile Goscinny’nin çocuk dünyasını yetişkinlerin dünyası kadar karmaşık gören metinleri birbirini tamamladı. Nicolas’ın maceraları ne yalnızca Goscinny’nin metniydi ne de yalnızca Sempé’nin çizgileri. İkisinin arasında doğan üçüncü bir dünyaydı.
Albert Uderzo ile ortaklığı ise çok daha büyük bir ölçekte gerçekleşti. 1959’da Pilote dergisinde yayımlanan Astérix le Gaulois, kısa sürede Avrupa’nın en önemli çizgi romanlarından birine dönüştü. Uderzo çiziyor, Goscinny yazıyordu. Ancak roller bundan ibaret değildi: Karakterlerin kişilikleri, isimleri, kelime oyunları ve hikâyelerin ritmi birlikte gelişiyordu.
Roma ordusu bazen merkezi devletin, bazen bürokrasinin, bazen de kurumsal ciddiyetin karikatürüydü. Küçük Galya köyü ise yerelliğin, dayanışmanın ve bağımsızlığın sembolüydü. Ama Goscinny hiçbir tarafı bütünüyle masum bırakmıyordu. Galya köyünde de açgözlülük, dedikodu, kibir, erkeklik gösterileri ve iktidar mücadeleleri eksik değildi. Astérix’in başarısının sırrı da burada yatıyordu. Goscinny, antik Galya’yı modern Fransa’nın aynasına çevirmişti.
Bugün Fransa’da sağcı, solcu, liberal, faşist, bütün toplumun sevdiği ender karakterlerden birisinin Astérix olması tek başına ayrı bir yazı konusu olabilir. İsterseniz milliyetçi, isterseniz anti-emperyalist gerekçelerle onu sevmeniz mümkün. Goscinny’nin kendisini belirli bir siyasi ideolojiye yerleştirmekten çok, ideolojilerin ve iktidarların kendilerini fazla ciddiye almalarıyla dalga geçtiğini söylemek de yanlış olmayacaktır.
Lucky Luke: Morris’in çizgilerine Goscinny’nin mizahı
Goscinny’nin çalışma arkadaşları arasında Albert Uderzo ve Sempé kadar önemli bir başka isim de Belçikalı çizer Morris’ti. Morris’in yarattığı Lucky Luke, 1940’ların sonunda zaten tanınan bir karakterdi. Ancak Goscinny’nin 1950’lerin sonlarından itibaren seriye senaryo yazarı olarak katılması, karakterin mizahını belirgin biçimde değiştirdi. Kovboy hikâyeleri giderek daha fazla parodiye, kelime oyunlarına, tarihsel göndermelere ve Amerikan popüler kültürünün taşlamasına dönüştü.
Goscinny’nin yaptığı, Morris’in çizgi dünyasını ele geçirmek değildi. Tam tersine, onun çizgilerinin içine daha karmaşık bir mizah yerleştirmekti. Daltonlar, Rantaplan ve Batı’nın sayısız klişesi böylece yalnızca çocukların değil, yetişkinlerin de gülebileceği karakterlere dönüştü. Türkiye’de bu ortaklığın sonucu ise başlı başına başka bir hikâyeye oldu ve Lucky Luke burada Red Kit oldu.
Goscinny’nin Türkçedeki ikinci hayatı
Goscinny’nin kelime oyunları Türkçeye çevrilirken çoğu zaman kelimesi kelimesine aktarılamazdı; onları yeniden yaratmak gerekiyordu. Bunun en güzel örneklerinden birini Tercüman gazetesinde Halit Kıvanç yaptı. 1973’te Kervan Yayınları’nın yayımladığı 16 Astérix albümünün sekizini Kıvanç, sekizini Tevfik Ünsi çevirdi.
Kıvanç’ın yaptığı şey yalnızca Fransızca cümleleri Türkçeye aktarmak değildi. Goscinny’nin mizahının nasıl çalıştığını anlayıp, aynı etkiyi Türkçede yaratacak karşılıklar buluyordu. Kıvanç usta karakter isimleri değişitirdi. Obélix Hopdediks, Panoramix Hokuspokus, Abraracourcix Toptoriks, Assurancetourix ise Dertsiziks olarak karşımıza çıktı. Daha sonraki çevirilerde bazı isimler değişse de Türk okurunun zihninde Astérix dünyasının kendine özgü bir sözlüğü oluştu. Başka dillerdeki çevirmenler de tıpkı Halit Kıvanç gibi sözcük oyunlarıyla Goscinny’i kendi dillerine aktardı. Örneğin İngilizce çevirileri yapan Anthea Bell ve Derek Holdridge sihirbaz Panoramix’i Getafix (get a fix), köyün ozanı geveze Assurancetourix (assurance tour risque – her türlü riske sigorta) Cacofonix oldu. Benzer eğlenceli kelime oyunlarını Almanca ve İspanyolca çevirilerde de görmek mümkün. Ama bu kelime oyunlarının şahikası Halit Kıvanç’tan geldi. Köyün mucizevi iksiri “devegücütazıhızı şerbeti”ne dönüştü. Bu, Goscinny’nin mizahının çeviri yoluyla değil, yeniden yaratılarak yaşatılmasının mükemmel bir örneği.
Bütün bunların sonunda Astérix’in 120 dile çevrilen ve şimdiye kadar 400 milyon albümü satıldı. Paris’in kuzeyindeki Parc Astérix her yıl üç milyon ziyaretçi kabul ediyor. Üç-dört yılda bir çıkan filmleri hâlâ beyazperdede büyük ilgi görüyor.
Kısacası, Fransa’nın kuzey batısında Romalılara direnen minicik Galya köyünün maceralarını anlatan Astérix artık bir evrensel bir eser.
Red Kit, Düldül, Rintintin ve Pıtırcık
Türkiye’deki başka bir büyük yerelleştirme örneği Lucky Luke’tur. Fransızca adıyla kaldığı pek çok ülkeden farklı olarak Türkiye’de kovboyumuz Red Kit oldu. Üstelik bu bir çeviri değildi. Ferdi Sayışman’ın kendi anlatımına göre isim Türkiye’de yaratılmıştı. “Red”, Red Rider’dan; “Kit” ise Bil Kit adlı bir yayından geliyordu. Jolly Jumper Düldül, Rantanplan ise Rintintin oldu. Böylece yabancı çizgi roman Türkiye’de yalnızca çevrilmedi; yeniden yaratıldı.
Aynı yerelleştirme Goscinny’nin Sempé ile yarattığı Le Petit Nicolas’da da oldu. Türkiye’de Petit Nicolas, kelimesi kelimesine “Küçük Nicolas” olmadı. Pıtırcık oldu. O zamanlar yirmili yaşlarının başındaki Vivet Kanetti’nin çevirisinde karakterlerin adları ve konuşma biçimleri Türkçede yeniden kuruldu. Fransız çocuklarının dünyası, Türk çocuklarının kulağına doğal gelecek bir dünyaya dönüştü. Çocukluğumun sonlarını yaşarken Milliyet Çocuk dergisinde Kanetti’nin elinden çıkan Pıtırcık’ları büyük bir zevkle okuduğumu hâlâ hatırlıyorum. Goscinny’nin farklı çizerlerle kurduğu ortaklıklar, Türkiye’de Halit Kıvanç’ın, Ferdi Sayışman’ın, Vivet Kanetti’nin olağanüstü yaratıcı çevirileriyle bir kez daha yeniden üretildi, bizden bir parça oldu.
Buenos Aires’e dönüş
Goscinny 1977’de ölümünün ardından yarattığı dünya yaşamaya devam etti. Uderzo Astérix’i sürdürdü. Sempé’nin çizdiği Petit Nicolas yeni kuşaklara ulaştı. Morris’in Lucky Luke’u yaşamaya devam etti. Türkiye’de ise bu karakterler kendi hayatlarını kazandılar: Pıtırcık, Red Kit, Düldül, Rintintin, Hopdediks…
Belki Goscinny’nin kalıcılığının sırrı tam burada. O, tek başına çalışan bir “dâhi yazar” değildi. Çizerlerle birlikte düşünen, onların çizgilerine göre hikâyeler kuran, farklı sanatçıların yeteneğini kendi mizahıyla birleştiren bir yaratıcıydı. Sempé ile çocukluğu, Uderzo ile Galya’yı, Morris ile Vahşi Batı’yı yeniden yazdı.
Bu ortaklığın ölümünden sonra bile devam ettiğini gösteren çok güzel bir yer var: Angoulême. 2017’de, Goscinny’nin ölümünün 40. yıldönümünde, dünyanın en önemli çizgi roman festivallerinden birinin yapıldığı Fransa’nın Angoulême şehrinin garının önündeki meydana Goscinny adına bir obelisk dikildi. 2022’de Uderzo ailesi, obeliskin yakınına aynı yükseklikte bir menhir armağan etti. Böylece Goscinny’nin obeliski ile Uderzo’nun menhiri yan yana geldi. Yazar ve çizer. Senaryo ve çizgi. Goscinny ve Uderzo. Adeta Astérix köyünün iki karakteri gibi. Bu iki taş anıt, onların dostluğunu ve yaratıcı ortaklığını bugün de hâlâ görünür kılıyor.
Beş Metrelik Obelisk
Beş metre yüksekliğindeki obeliskin dört yüzüne, Goscinny’nin eserlerinden seçilmiş 82 cümle kazındı. “Ils sont fous ces Romains!” (Deli Bu Romalılar!), “tirer plus vite que son ombre” (gölgesinden daha hızlı silah çekmek), vouloir être calife à la place du calife (halifenin yerine halife olmak istemek).
Fakat kaidedeki cümle en Goscinnyce olan; “Quand j’ai entendu dire: le métier de scénariste, c’est à la portée du premier imbécile venu, j’ai compris que j’avais trouvé ma voie” (senaryo yazarlığının önüne gelen aptalın yapabileceği bir iş olduğunu duyduğumda, doğru mesleği bulduğumu anladım).
Goscinny Paris’te doğup Buenos Aires’te büyüyen, Amerika’yı gören ve eserleri başka dillerde yeniden yaratılan bir kozmopolit mizahçı olarak arkasında belirli bir siyasi program bırakmadı, bir ideoloji kurmadı, büyük teoriler yazmadı. Bunun yerine insanların her gün yaptığı küçük saçmalıkları büyüttü, imparatorları küçülttü, bürokratları gülünçleştirdi, kahramanları sıradanlaştırdı, çocukları yetişkinlerden daha akıllı gösterdi. Bize de, bütün bunların ortasında, dünyaya biraz uzaktan bakmayı öğretti.
İmparatorluklar değişiyor, devletler değişiyor, ideolojiler değişiyor. Ama insanın kendisini fazla ciddiye alma alışkanlığı pek değişmiyor. Goscinny’nin Galya köyü, Red Kit’i, Pıtırcık’ı belki bu yüzden hâlâ ayakta. Obélix de Obelisco’nun üzerinde koca göbeğiyle hâlâ gülümsüyor.


