

Erdoğan’ın Nev York’tan müdahalesiyle borsa/fon skandalında yeni bir perde açıldı. Ancak skandalın içinde siyasetçiler varsa, bunların ortaya çıkarılması önemli. (Foto: Cumhurbaşkanlığı)
Göz göre göre gelen borsa/fon skandalıyla ilgili olarak son günlerin en önemli haberi Tera’nın patronu Emre Tezmen’in iki jet uçağına ve Pusula’nın patronu Muhammed Yarız’ın lüks yatına (toplamları 1 milyar 800 milyon TL) devletin el koyması değildi. Yarız’ın piyasa değerinin 200–220 milyon TL olduğu tahmin edilen 5 lüks otomobilini vurgun patlamak üzereyken, 7-8 Eylül günlerinde toplam 26 bin küsur liraya elden çıkarmış görünmesi de değildi. Ne de böyle her durumda olduğu gibi Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in istifa edeceği haberinin yayılıp yalanlanmasıydı. En önemli haber, soruşturma altındaki fonların TEFAS’a kaydolmadığı döneme ait pay sahiplerinin isimlerini İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na bildirdiğiydi.
Bu haber, eğer tamamına ererse, bu skandalın üstünün tamamen örtülmeyeceğine dair şimdiye kadarki en önemli gösterge oldu. Bu, yine de ihtiyatla konuşmak lazım, rüzgârın döndüğünü gösteren karardı: en azından birilerinin okkanın altına gideceğini gösteriyordu.
Nitekim bu haberden birkaç saat sonra Nev York’ta gazetecilere konuşan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan “Sorumluluğu olan kim varsa, bunlardan hukuk önünde hesap sorulacaktır” dedi.
Umarım öyle olur.
Fonu vurup çıkanlar ve arkasındakiler
MASAK’ın Başsavcılığa şaibeli fonlardaki TEFAS öncesi şişirme hareketlerinde payı olanların isimlerini bildirmesi, artık topun savcılığın sahasında olduğunu gösteriyor. Mehmet Öğütçü, YetkinReport’ta dünyadaki benzer örneklerini yazdı; paranın kimde olduğunu bulmak ve yargı önünde hesabını sormak, daha adil bir çözümün bulunmasını sağlıyor.
Ama Tera’nın bir fonunu 498 kat gibi anormal bir değere şişirip TEFAS’a kayır sonrası vurup kaçanların açıklanması gerektiğini, daha skandal patlar patlamaz Yeni Parti lideri Özgür Özel dile getirmişti. Onu, gazeteci Erdal Sağlam’ın bir yılda yüzde 10.000 kâr vadeden bir fon oluşturan 12 kişinin duyumunu sosyal medyada paylaşması izledi. Yıllarca AK Parti’nin ekonomi kaptanı olarak dümen tutan DEVA Partisi lideri Ali Babacan bu kayıtların tamamının devlette mevcut olduğunu söyleyerek isimlerin açıklanmasını, hesap sorulmasını istedi.
Ekonomi yorumcularının talebi de aynıydı. Neticede birkaç gün gecikmeyle de olsa, idarenin de aynı gereği duyduğu anlaşılıyor ki gereğin duyulmasında muhalefet ve medyanın ısrarını yok saymak da mümkün değil.
İki önemli ayrıntı, önce Gürlek
Bu karardan bir gün önce, Erdoğan’ın Nev York heyetinde bulunan Adalet Bakanı Akın Gürlek’in yazılı açıklama yerine gazeteci Cüneyt Özdemir’e konuşmaya karar vermesinin Erdoğan’ın bilgisi dahilinde olduğunu varsaymak durumundayız; bir dönüm noktası sayılabilir. Gürlek, mali piyasadaki anormal hareketliliği iki yıl önce İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı iken saptadığını söylüyor. Savcılığın harekete geçmesi için SPK’nın suç duyurusunun veya izninin gerektiğini vurguluyor.
Buradan, vakit 2026’nın 17 Eylülüne gelene dek SPK’dan suç duyurusunun gelmediğini mi çıkarmalıyız? Üstelik Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in 4 Kasım 2025’teki “manipülatörleri bildikleri” uyarısı ve 2 Aralık’ta topladığı Finansal İstikrar Komitesi toplantısıyla SPK’ye görev verilmiş olmasına rağmen. Adalet Bakanının eşi Elif Gülşah Gürlek’in 10 Kasım 2024’ten bu yana SPK üyesi olmasını muhalefetin spekülasyon malzemesi yaptığını bildiği halde bu önemli çıkışı yapmasını, ardından Başsavcılığın MASAK raporunu açıklamasını, ardından Cumhurbaşkanının “sorumlu olan kim varsa” açıklamasını sıradan gelişmeler saymak zor.
İş sadece bürokrasiye yıkılamaz
Diğer ayrıntı, MASAK raporunun duyurulmasıyla Erdoğan’ın beyanı arasındaki sürede, AK Partili yorumcu Şamil Tayyar’ın X hesabında “Erdoğan’ın gelişmelerden çok öfkeli” olduğunu yazması ve Türkiye’ye dönüşünde belki de Devlet Denetleme Kurulu’nu da devreye alacağını belirtmesiydi.
Ancak Tayyar bu olayda Şimşek ve Gürlek’in önde çabalarına rağmen “bürokrasinin ayak sürümesinden” söz ediyor.
Hepimiz Türkiye’de yaşıyoruz; hiçbir bürokratın arkasında kendisini koruyacak başka siyasetçiler olduğuna inanmadan, hele Şimşek gibi, Gürlek gibi güçlü bakanların dediklerine “ayak sürümeyeceğini” biliyoruz.
Eğer gerçekten sorun SPK ya da İstanbul Borsası (BİST) bürokrat ve teknokratlarının ayak sürümesi ise, kimdi onların güvendikleri dağlar?
Sadece o 12 kişi değil, fonları şişirip hızlı para kazanma niyetindeki küçük yatırımcının parasını vurup çıkan başkalarının arasında siyasetçiler, ya da siyasi bağlantılar var mıydı?
Bu iş sadece kötü niyetli, savcılık ifadelerinde birbirlerini satmaya çoktan başlamış vurguncularla onların bürokrasideki uzantılarına yıkılamaz.
Bir de gözler sadece SPK’ya dönmüş görünüyor, ama bu süreçte İstanbul Borsası yöneticilerinin hiç mi payı yok?
Ekonomiyi etkilemez demekle olsa
Adalet Bakanı “Örneğin bir hisse var,” demiş; “şirket merkezi dahi yok, ancak değeri THY’den, ASELSAN’dan daha yüksek görünüyor. Bu durum hayatın olağan akışına aykırı”.
Evet, aynen öyle de, Morgan Stanley (MSCI) 23 Haziran 2026’da yayınladığı raporda Türkiye, Endonezya, Güney Kore, Bangladeş ve Yunanistan’ı anormal piyasa hareketleri konusunda uyarmış, ekonomik gerçeklerle ilgisi olmayan, şişirilen fiyatların şeffaflık sorununa yol açtığını, dışarıdan sermaye akışına engel olabileceğini söylemiş. Diğer ülkeler gereğini yapmışlar ki orada sorun çıkmamış, Türkiye’de çıkmış.
Oraya gelene dek İMKB’den, SPK’dan ses çıkmayınca İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı SPK’ya “açtığınız soruşturma var mı, sizde yoksa bilgi verelim” diye uyarı yazısı yazmış. Diyoruz ya, göz göre göre gelmiş.
Cumhurbaşkanı Erdoğan da Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek de fon skandalının ne İstanbul Borsası’nın ne de Türk ekonomisinin güvenilirliğini etkileyeceğini söylediler.
Güzel bir temenni. Öyle olmasını ümit ederim.
Ama şu soru ortada: eğer Morgan Stanley “Düzeltmezseniz bize müsaade” anlamına da gelen o uyarıyı yapmasaydı, Şamil Tayyar’ın deyişiyle “bürokrasi ayak sürümeye” devam eder miydi, etmez miydi?
İşte bütün mesele…


