Hayat

Muzaffer Abi’nin, bir öncünün ardından

Muzaffer İlhan Erdost, 7 Kasım 1980’de 12 Eylül rejimi sırasında işkenceyle öldürülen kardeşi İlhan Erdost’un fotoğrafı önünde görülüyor.

Muzaffer İlhan Erdost ile ilk temasım 1981’de oldu. Kardeşi İlhan Erdost’un 7 Kasım 1980’de Mamak Cezaevinde işkenceyle öldürülmesinin birinci yıldönümünde özel bir bölüm yazılacaktı Bülent Ecevit’in çıkardığı Arayış dergisinde. Ben orada stajyer muhabir olarak çalışıyordum. Haber Müdürü Nahit Duru, İstihbarat Şefi Baki Özilhan’a dönüp başıyla beni göstererek “Ne dersin?” dedi. O da “Yapar tabii. ODTÜ’lü ne de olsa” dedi. Sonra bana bir adres verdi, Aşağı Ayrancı, (eski) son durağının orada; şimdi 2016’da öldürülen Rusya Büyükelçisi Andrey Karlov’un adını taşıyan o zamanki adıyla Karyağdı sokağın başında. “Bir dosya verecekler” dedi; “Dikkatli ol. Ev polis gözetiminde, elinden almaya çalışabilirler, kaptırmamaya çalış.”
Muzaffer Erdost’un evine gidecek, İlhan Erdost’un iddia edildiği gibi gözaltında fenalaşarak değil, işkenceyle, dövülerek öldürüldüğüne dair kanıtların da bulunduğu dosyayı alıp Reşit Galip caddesinin başındaki Arayış dergisi bürosuna getirecektim. Diğerleri gitmek istemiyordu, çünkü onların apartmana girmesi polisin dikkatini çekerdi, tanınıyorlardı, ben henüz 22’sine basmamış temiz yüzlü bir gençtim. 12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrası kurulan rejimin en karanlık günleriydi; karakollardan cezaevlerinden işkence ve ölüm haberlerinin alındığı günlerdi.

Erdostlar: Sol ve Onur yayınları

Muzaffer Erdost, birlikte gözaltına alındığı kardeşi göz göre göre öldürüldükten sonra adını Muzaffer İlhan Erdost olarak değiştirmişti, biz Ankara’lı solcu gençler için efsane isimlerden biriydi. Sol Yayınlarının kurucusuydu ve İlhan’ın da kendisine katılmasıyla Onur Yayınlarının. Öncülerdendi. Sosyalist literatür adına 1960’ların ortalarından 1970’lerin sonuna dek kim ne okuduysa onlardan okumuştu; sadece sosyalist literatürü, Karl Marx’ı Friedrich Engels’i de değil, İbni Haldun’u da onlar sayesinde okuduk, Charles Darwin’i de. Ufkumuzu bize gösterilen sınırların ötesine o kitaplar taşıyordu.
Kapıyı, daha sonra eşi Rana Hanım olduğunu öğreneceğim, üzüntüsü yüzünden akan bir kadın açtı. Nereden geldiğimi söyledim. Bekliyorlardı zaten. Dosyayı sessizce uzattı, acıyla teşekkür etti. Çıkınca doğru apartmanın yakınlarında bekleyen ekip otosuna gittim, Kızılay otobüsleri nereden kalkıyor gibi bir soru sordum, tarif ettiler, o yöne doğru yürüyüp köşeyi dönünce bir taksiye binip dergi bürosuna gittim, dosyayı verdim, belgeler yayınlandı.
Burada bir yarım nefes almak istiyorum. Şu ana dek yazıda okuduğunuz isimlerden hiçbiri artık hayatta değil. Muzaffer Abi’yi de 25 Şubat 2020’de kaybettik.

İnsan hakları mücadelesi

Muzaffer Abi ile yüz yüze tanışmamız daha sonra oldu, sıkıyönetim kaldırıldıktan, o “İlhan İlhan” adıyla yeni kitabevini açtıktan sonra. Sevgili arkadaşım Ömer Türkeş ile birlikte yanına gidip “Abi biz artık yazmak istiyoruz” dediğimde bizi Yarın dergisine götürüp, Semih Gümüş Acar ile tanıştıran, yazarlık kariyerimizi başlatan da o olmuştu.
İnsan Hakları Derneğinin kuruluşunda katkısı büyüktür. 1990’da Türkiye İnsan Hakları Vakfını kuran 33 kişi arasında onunla birlikte yer almak onurunu taşıdım; onunla ve Mustafa Ekmekçi, Yavuz Önen, Akın Birdal, Mahmut Tali Öngören, Haldun Özen, Selim Ölçer, Veli Lök; Nevzat Helvacı, Halit Çelenk gibi abilerimizle aynı yönetim ve icra kurullarında yar almak onurunu. Ata Soyer, Okan Akhan ve Fevzi Argun ile biz genç takımdandık. Ata, Okan ve Sabri Dokuzoğuz gibi, Şebnem Korur Fincancı gibi fedakâr doktor arkadaşlarımızın ve isimsiz doktor ve hukukçu nice kahramanın sayesinde, on yıl gibi bir sürede 12 bin küsur işkence kurbanının tedavisi sağlandı. İlhan Erdost’un eşi Gül Erdost ile arkadaş olduk, o da Vakıf kurullarında çalışmaya başladı. Bir yol açılmıştı ve şimdi devralan arkadaşlar tarafından yürünüyor.

“Acıyı bal eyleyen” kuşaktan

Muzaffer Abi sadece yayıncılıkta değil, insan hakları ve demokrasi mücadelesinde de öncülerdendi. Çok acılar çeken bir kuşaktandı, arkadaşı, şair Hasan Hüseyin Korkmazgil’in dediği gibi “Acıyı bal eyleyen” kuşaktan. Çok acılar çekti; eşi Rana’nın, Sol Yayınlarını devralan oğlu Barışta’nın vefatını yaşadı. En son 22 Şubat’ta Halit Çelenk’in eşi Şekibe Çelenk’in cenazesinde konuştuktan sonra fenalaşmış hastaneye kaldırılmıştı. Lösemi teşhisi konulduğu gün vefat etti. Eşinin ve oğlunun yanına defnediliyor. Yarım bıraktığı üç kitabı tamamlamak Gül Erdost ve kızı Suları Erdost’a düşecek.

Muzaffer Abi bir öncüydü. Sessiz, sakin, kararlı ve bütün baskılara karşı demokratik hak ve özgürlükler için kendi bildiğince çalışan öncülerden. Saygı ve rahmetle anıyorum.

Murat Yetkin

Gazeteci-Yazar

Recent Posts

CHP’li Belediyelere Yönelik Operasyonlar Devam Ediyor:Erdal Beşikçioğlu’na da Gözaltı

Bugün (30 Temmuz) sabah saatlerinde  "Sayıştay raporları, etkin pişmanlık hükümleri çerçevesinde alınan şüpheli ifadeleri, müşteki…

13 saat ago

Ege ve Akdeniz’de Yangınlara Müdahale de Tehlike de Sürüyor

Türkiye'nin çeşitli illerinde çıkan orman yangınlarına havadan ve karadan müdahale sürüyor. Tarım ve Orman Bakanlığı…

16 saat ago

Davutoğlu, aktif siyasetten ayrıldı, Gelecek Partisini feshetti

Ahmet Davutoğlu, sürpriz bir kararla parti siyasetini bıraktığını ve Gelecek Partisi'ni de feshettiklerini duyurdu. Davutoğlu…

1 gün ago

Sinem Dedetaş da gözaltında: varan 38

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş ve 5 kişinin 29 Temmuz sabahı gözaltına…

2 gün ago

“Terörsüz Türkiye”: Barışı Yönetmek, Yeni Ortadoğu Düzenini de Yönetmektir

Her barış süreci, aynı anda hem büyük bir umut hem de büyük bir stratejik sınavdır.…

2 gün ago

Yeni Parti Programında Yolsuzluk, Yargı ve Yönetim Konuları

AK Parti iktidarına son verme iddiasındaki Cumhuriyet Halk Partisi’ndeki (CHP) sosyal demokratlar bölündü, ayrılanlar, Yeni…

3 gün ago