Utku Perktaş

Prof. Dr. Utku Perktaş, Hacettepe Üniversitesi, Biyoloji Bölümü öğretim üyesidir ve biyocoğrafya dersleri vermektedir.

Fotoğraf: Pixabay

Covid-19 günlerinde evdeki hayatı biraz daha bilimle iç içe geçirmek için elimizin altında çok güzel fırsatlar var. Kısıtlamalar bittiğinde izolasyonun bize kazandırdıkları arasında ilk sıralara koyabileceğimiz fırsatlar. Örneğin, pencerenizi açıp kuşların seslerini dinlerken, tabletinizi, bilgisayarınızı ya da akıllı televizyonunuzu açıp internete bağlanarak binlerce kilometre uzaktaki müzeleri gezebilirsiniz. Mesela hangilerini?… Sanat müzelerini, tabiat tarihi müzelerini, farklı galeriler… Ben uzmanlığım ve ilgi alanlarım gereği tabiat tarihi müzelerine öncelik vermek istedim. Esasında başka bir nedenim daha var. Doğayı tahrip ettiğimiz günlerin bir bedeli olarak Covid-19 salgınıyla yüzleştik, bu durumun altını önceki yazılarımda doldurmaya çalışmıştım. Öyleyse doğaya karşı bilinçlenmeye devam ederek zarardan dönmeye çalışabiliriz. Nasıl mı? Bugünlerin avantajı olan ve sınırlı bir zaman dilimi için açık erişimle halka açılan uluslararası bilimsel kaynakları kullanarak tabii ki…

Tabiat tarihi müzeleri neden önemli?

Yaşadığımız gezegende yaklaşık 2 milyon tanımlanmış tür bulunmakta. Yani, insanoğlu dışında var olan bir sürü tür. Bunları tek tek görmek istesek herhalde harcayacağımız para kısa sürede elde edemeyeceğimiz ve kolay kolay gözden çıkaramayacağımız bir meblağ olurdu; tabi harcayacağımız zaman da düşünmemiz gereken başka bir noktayı oluştururdu. Fakat, bilimi kültürel yapıları içinde doğru özümseyen toplumlar, yaşadıkları coğrafyanın sahip olduğu doğal yaşam envanterini metodolojik bir şekilde çıkaran, sahip oldukları bu envanter konusunda da halkı bilinçlendiren toplumlar olageldiler. Bugün bu toplumları “bilim toplumu” olarak tanımlıyoruz. Örneğin sadece Kuzey Amerika’da toplam beş yüzden fazla tabiat tarihi müzesi var. İngiltere’de bu sayı 43, Avrupa’nın genelinde ise yaklaşık 200 farklı tabiat tarihi müzesi bulunuyor. Bu müzelerin her birinde de zengin koleksiyonlar yer alıyor. Halkın her kesimi bu müzelerden faydalanabiliyor, yaşadıkları coğrafyayı hangi canlılarla paylaştıklarını öğrenerek biyoçeşitlilik konusunda bilinçleniyor. Kısaca, tabiat tarihi müzeleri gezegendeki yerimizi anlamamıza yardımcı olan büyülü mekanlar.

Türkiye’nin durumu hiç iyi değil!

Türkiye’de bilimsel koleksiyonların yer aldığı “kapsamlı” bir tabiat tarihi müzesi ne yazık ki bulunmuyor. Bazı üniversite müzeleri ile özel koleksiyonlar dışında ülkemizde bilimsel koleksiyonların yer aldığı müzelerden bahsetme şansımız pek yok. MTA’nın içinde yer alan ulusal bir müzemiz var, ancak onun da mevcut olanakları kapsamlı koleksiyonları maalesef içermiyor.

Anadolu tarihsel ve kültürel açıdan çok zengin bir coğrafya. Aynı zamanda kendine özgü fauna ve florasıyla dünyadaki sayılı coğrafyalar arasında yer alıyor. Gelgelelim, ülkemiz sahip olduğumuz biyolojik koleksiyonlar bakımından içinde bulunduğumuz çağın çok gerisinde, bilim toplumlarının bir hayli uzağında yer alıyor. Bu noktada üzücü bir tespit olacak ama bizim yapamadığımızı Almanlar yapmış gibi görünüyor. Münih’teki Ludwig-Maximilians Üniversitesi Paleontoloji Müzesi’nin neredeyse tamamının Anadolu’nun memeli faunasıyla oluşturulduğu söylenebilir. Benzer şekilde Bonn Alexander Koenig Zooloji Müzesi’nin bilimsel koleksiyonları içinde de Türkiye’nin farklı yerlerinden çok fazla örnek var.

Tabiat tarihi konusunda dünyadaki lider ülkeler hangileri?

Yukarıda verdiğim sayılardan anlayacağınız gibi ABD ve Kanada’nın yanı sıra Avrupa’da İngiltere’nin sahip olduğu koleksiyonlar tüm dünyadaki biyoçeşitliliğinin geçmişini ve bugününü anlamamıza yardımcı olacak nitelikte. Örneğin, New York’da yer alan Amerikan Tabiat Tarihi Müzesi, 30 milyondan fazla örneğin yer aldığı koleksiyonlarıyla dünyanın hemen her bölgesine ait biyoçeşitlilik bilgisine ulaşabileceğiniz bir tabiat tarihi müzesi.

New York’taki Amerikan Tabiat Tarihi Müzesi’ni gezmek için tıklayın,

Washington DC’de yer alan Tabiat Tarihi Ulusal Müzesi (Smithsonian Enstitüsü) 145 milyondan fazla örneğin yer aldığı bir diğer tabiat tarihi müzesi . 1846 yılında kurulan bu müze sahip olduğu örneklerle dünyanın en büyük biyolojik koleksiyonuna sahip.

Washington DC’de yer alan Tabiat Tarihi Ulusal Müzesi’ni (Smithsonian Enstitüsü) gezmek için tıklayın.

Darwin’in numuneleri

İngiltere’nin başkentinde yer alan İngiltere Tabiat Tarihi Müzesi ise 80 milyondan fazla örneğin yer aldığı, Avrupa’nın en büyük müzesi.

Londra’daki Tabiat Tarihi Müzesi’ni gezmek için tıklayın.

Müzedeki koleksiyonların kurulmaya başladığı tarih 1600’lü yılların ortalarına kadar gidiyor. Oldukça eski olan bu müzede Charles Darwin tarafından toplanmış biyolojik örnekler de bulunuyor.

Verdiğim örneklerden anlaşılacağı gibi tabiat tarihi konusunda dünya liderleri Amerika ve İngiltere gibi ülkeler. Bu ülkelerde yer alan tabiat tarihi müzelerini dünya tarihindeki kolonileşme dönemi ile emperyalist akımların pozitif yansımaları olarak görebiliriz. Müzelerin sahip olduğu örnekler bugünkü bilimsel buluşlara önemli katkı sağlıyor. İyi ki zamanında bu örnekler toplanmış ve iyi ki bu müzeler kurularak bu örneklerin muhafazası sağlanmış. İşte bu bahsettiğim müzelerin tamamını korona günlerinde evlerimizden gezebiliyoruz. Gelin önümüzdeki şu günlerde müzeleri ziyaret edin, hem yaşadığımız gezegendeki yerimizi anlamaya çalışın, hem çevremizde var olan doğal yaşama farklı bir pencereden bakın. Emin olun çok şey kazanacaksınız…