Prof. Dr. Utku Perktaş, Hacettepe Üniversitesi, Biyoloji Bölümü öğretim üyesi.
Türkiye kıyılarındaki plastik kirliliği artık yalnızca deniz ekosistemlerini değil, gıda zincirini de tehdit eden kalıcı bir çevre sorunu. Daha önce Neptün toplarında biriken mikroplastiklerden ve bu görünmez yükün tuz ve balık aracılığıyla soframıza kadar uzanan yolculuğundan söz etmiştik ; şimdi aynı sorunun bir başka yüzüne, Avrupa’dan Türkiye’ye taşınan plastik atığa bakalım. The Guardian’ın 4 Ağustos’ta
Bu yazıda futbol Dünya Kupası’nın tarihine biyolojideki coğrafi varyasyon fikriyle bakmayı öneriyorum. Biyolojide coğrafi varyasyon, aynı türün farklı coğrafyalarda zamanla nasıl farklılaştığını anlatır. Avrupa’dan Doğu Asya’ya kadar yayılan Büyük Baştankara (Parus major) gibi yaygın kuş türlerinde tüy rengi, vücut büyüklüğü, ötüş ve genetik yapı yaşanılan bölgeye göre değişebilir. Stephen Jay Gould ve Richard F. Johnston’ın
Geçtimiz günlerde yoğun yağışların ardından meydana gelen selde, Samsun’un Havza ilçesinde Hacı Osman Deresi taştı; evleri ve iş yerlerini su bastı, araçlar sele kapıldı. Neyse ki resmi açıklamalara göre can kaybı yaşanmadı. Fakat haberin devamındaki başka bir ayrıntı en az görüntüler kadar dikkat çekiciydi: Türkiye, 2026 yılında bir önceki yıla kıyasla çok daha yoğun yağış
Kısa süre önce hakemlik yaptığım bir araştırma makalesinde, çalışmanın temel bir eksikliğini defalarca vurgulamama rağmen sonunda “reddedilmeli” görüşü bildirdim. Ancak birkaç hafta sonra aynı makalenin söz konusu dergide yayımlandığını gördüm. Bu durum şaşırtıcıydı; fakat asıl dikkat çekici olan ayrıntı derginin yapısına ilişkindi. Açık erişimli bu derginin kabul oranı yüzde 70’ler civarındaydı ve makale yayımlama bedeli
Güney Kore’de üniversiteler, zorbalığı artık “okulda kalmış bir mesele” saymaktan vazgeçiyor. Başarılı notlar, parlak sınav skorları tek başına yeterli değil; kampüse kimin girdiği, kampüste nasıl bir kültür kurulacağını da belirliyor. Bu, yalnızca gençleri cezalandıran bir hamle değil: üniversitenin, güvenlik ve etik iklim üretme sorumluluğunu yeniden hatırlatan sert bir uyarı. Türkiye’de ise zorbalık çoğu zaman yaşanıyor
Sanayi Devrimi’nden bu yana insanlık, jeolojik zaman boyunca yavaş yavaş birikmiş enerjiyi benzeri görülmemiş bir hızla serbest bırakıyor. Fosil yakıtlar, milyonlarca yılın basınç, sıcaklık ve zamanla yoğrulmuş enerji stoklarıydı; biz ise bu birikimi birkaç yüzyıla sığdırarak tüketiyoruz. Bu yalnızca bir enerji kullanımı meselesi değil, aynı zamanda”zamanın sıkıştırılması”ve doğanın taşıyabileceğinden daha hızlı bir enerji akışının dayatılması.
Üniversite, yalnızca bir diploma almak için gidilen bir “kurs” değildir; ortaöğretimin eksiklerini telafi etmekle yükümlü bir öğretim kurumu da değildir. Üniversite, bireyin zihinsel esnekliğini, eleştirel düşünme kapasitesini ve yaşam boyu öğrenme becerilerini geliştiren; aynı zamanda bilgi üretiminden sorumlu en yüksek akademik öğrenim alanıdır. Bu nedenle her bireyin üniversite mezunu olması gerektiği varsayımı, üniversite fikrinin kendisiyle
İnsan biyolojisi toplumların verdiği tepkilerle karşılaştırıldığında yavaş değişir. Bu nedenle Y kromozomunun seyri, bilimsel bir merak konusu olduğu kadar politik ve kültürel bir gerginlik hattına da dönüşüyor. Küçük bir genetik molekülden söz ediyoruz ama yüklenen anlam çok büyük: Erkekliğin biyolojik temeli, toplumsal konumunun gölgesinde tartışılıyor. Bedenle ilgili bir mesele, kaçınılmaz biçimde kimlik ve iktidar tartışmalarını
Avrupa’nın kuraklık haritası artık yalnızca meteoroloji raporlarında değil, uyduların yerçekimi ölçümlerinde de görünür durumda. Yirmi yılı aşan veriler, özellikle Güney ve Orta Avrupa’da yeraltı ve yüzey su kaynaklarının sistematik biçimde azaldığını; buna karşılık kuzey ve kuzeybatının görece dirençli kaldığını gösteriyor. Bu tablo, kıtanın daha önce “iklimsel güven bölgesi” olarak görülen kesimlerinde bile kırılganlığın hızla arttığının
Bilimin görünmeyen yüzlerinden biri zorbalığın sessizliği; bugün farklı biçimlerde karşımıza çıkan, görünür olmaya çalışan yüzü ise eşitlik arayışı. Bazen bir film, yıllarca duyduğunuz ama bir türlü adını koyamadığınız şeyleri yeniden duymanızı sağlar. Benim için “Picture a Scientist” tam olarak böyle bir filmdi. Bilimin, özellikle de akademinin içinden gelen biri olarak, bu belgesel içerikli filmde anlatılan









