Yekta Kopan

Yazar, gazeteci

Fikrî mülkiyet hakları üzerine “Aşk, Yaratıcılık ve Yasa” başlıklı bir kitap yazan sanat hukukçusu ve yazar Pınar Sönmez. “Nasıl karantinada sağlık korumasını önemsemeye mecbursak, sanatın hukukî koruması için de önleyici tedbirlere başvurmalıyız.”

Herkes sosyal medya hesaplarından canlı yayında. Bütün kurumlardan arşivlerini dijital platformda erişime açması bekleniyor. Kültür-sanat içeriklerinin bu “sıkıntılı” günlerde “kurtarıcı” olacağı konusunda herkes hemfikir… İyi ama, bu işin hukuk boyutunu biliyor muyuz? Örneğin o eserlerin üreticilerinden, onların telif haklarından, fikri mülkiyet haklarından konuşuyor muyuz?

Bu konuyu düşünürken, aklıma karantina günlerinden kısa süre önce hukukçu ve yazar Pınar Sönmez’le yaptığımız söyleşi geldi. Bu söyleşiyi Pınar Sönmez’in “Aşk, Yaratıcılık ve Yasa” adlı kitabı nedeniyle yapmıştık. Kitap Alfa’nın Güncel serisinden yayımlandı. Sanat hukuku ve onun tüm kollarına odaklanmış̧ bir kitap. Pınar Sönmez bu konularla çok uzun zamandır ilgileniyor. Bu kitapta sadece teknik bilgiler değil, Sönmez’in pratikte çözümüyle uğraştığı çok sayıda deneyimin birikimi var. Aslında onun bu konudaki çalışmalarıyla 2009’dan bu yana ilgileniyorum. Hatta fikrî mülkiyet ve sanat hukukunun birleştiği köşedeki cümlelerini 2013’te Milliyet Sanat’taki köşeme taşımıştım. Yedi yıl sonra bu kitap özelinde bir sohbet için buluştuğumuzda, öncelikle geçen yıllar boyunca sanat hukuku konusunda neler yaşandığını konuşmuştuk. “İnsanlar sanat hukukundan yeni yeni haberdar olmaya başladılar. Çünkü sanat eserinin olduğu yerde sanat hukukunun da olduğu çeşitli olaylarla gündeme geliyor. Hukuk ve sanat ilişkisi üzerinde bizler de durmaya başladıktan sonra farkındalığın arttığını düşünüyorum. Bunun üzerine özellikle gittiğinizde, yasal boşluklar ya da yasal koruma olduğunu söylediğinizde, sanat hukuku ile ilişki de başlamış oluyor,” demişti Sönmez sohbetimizin başında. 

O sohbetten birkaç gün sonra, dünya hepimize ters takla attırmayı başardı; malumunuz en basit tabiriyle evlere kapandık. Canlı yayınlar, içerik paylaşımları, dijital sunumlar sardı çevremizi. Biz de Pınar’la sohbetimize yeni başlıklar, yeni sorular ekledik. Sanat hukukunun “yeni normal”le ilişkisinin nasıl olacağını sorguladık?

Fikri mülkiyette özgünlük önemli

YK: En temel noktadan başlayalım. Eser nedir? 

PS: Günlük hayatta sezgisel olarak anladığımız eserle hukuktaki eser bazı yerlerde ortaktır, bazı yerlerde çelişir. Çünkü̈ hukukta olguları eşitlik ilkesi gereğince ciddi şekilde tanımlamanız gerekiyor. Sanatta bu kadar katiyet olmaz. Hukuk hakkı korumak ve ihtilafları çözmek için var. Bunu da ancak tanımlayarak yapabilir. Yasa, eser için mutlaka bir fikri ürün olacak diyor. Arkasından eser çeşitlerini sayıyor. Elimizdeki fikri ürün bunlardan birine dahil mi? Evet dahil. Sonra en önemli kısma geliyor. Hususiyet içermeli, diyor. Hususiyetin anlamı özgünlük.

YK: Muğlak değil mi?

PS: Mutlaka. Bu yüzden mahkemeler dava dosyalarında genelde bilirkişiden görüş alınmasına hükmediyorlar.

YK: Sadece edebiyatta değil. Mesela sahne sanatları. Reji esere giriyor mu mesela? Ya da sinema. Sinema kolektif üretim.

PS: O zaman emredici kurallara bakıyoruz. Sinema için belli bir tanım var. Sinema eseri yönetmenin, senaryo yazarının, diyalog yazarının ve özgün müzik bestecisinin birlikte sahipliğindedir. Başka sanat dalları içinse eser onu meydana getirenindir, diyor Kanun. Tiyatro ve sahne sanatlarına gelirsek mali haklar kapsamında eserin aleniyetine, işleme eser olup olmadığına, eser sahibinin hakları ile bağlantılı hak sahibi olunup olunmadığına göre haklar belirlenecektir.

YK: Kitap editörleri de haklar konusunda çok devre dışı şu an. Editoryal katkı şu anda manevi hakların içinde yer almıyor.

PS: Yine de dosya önümüze geldiğinde bir haktan söz edilebilir. Hakkınızın ihlali ile ilgili bir saptamanız ve duygunuz varsa üzerine gittiğinizde, mevcut bir yasa olmasa bile emsale doğru bir yol açarsınız. Yol yoksa yol yaratılacak. Bunun bir parçası olmak önemli. Mesela klasik müzik bestecileri. Mozart gibi. Eserlerinin üretimi üzerinden çoktan 70 yıl geçmiş̧. Devlet Opera ve Balesi bana düzenlemelerle ilgili telif ödediklerini söyledi. Dolayısıyla yeri geldiğinde Paganini için telifi ödüyorsunuz. Ve ciddi rakamlar söz konusu. Bu rakamlar her ülkeye eşit uygulanmalı. Mesela Türkiye’ye farklı fiyat başka ülkeye farklı fiyat verilmemeli. Ücretin kararını hakları elinde bulunduran şirket veriyor. Bu nedenle müzakere içinde olmak çok önemli.

YK: Burada da hukuk müzakereci olarak devreye giriyor. Kitapta da önleyici hukukun öneminin altını çiziyorsun.

PS: Çünkü sonrasında en ekonomik ve uygun çözümü bulmak için uğraşıyorsunuz ama o kadar çok zamanınızı alıyor ki. O yüzden de sözleşme öncesi danışmanlık alınması ve sözleşme aşaması çok önemli. En büyük maliyet zaman. Daha anlaşmaya gidilirken sözleşme ile hukuki korumanın sağlanması kıymetli.

Sönmez, Aşk, Yaratıcılık ve Yasa kitabında günümüz dünyasında sanat üretiminin hukukî boyutu ve fikri mülkiyet hakları üzerinde duruyor.

Söyleşinin bu noktasına kadar sanat hukukunun rolünü anlamaya çalıştık. Ama asıl sorularım bundan sonra başlıyor. Şu içinden geçtiğimiz süreci hukuksal açıdan nasıl yöneteceğimizi öğrenmek istiyorum. 

Dijital çağ ve 1951’den kalma yasa

YK: Aslında kişisel hikayemden yola çıkarak bir şey sormak istiyorum. “Evde kal” çağrısının ilk günlerinde, bir akşam instagram canlı yayınını açıp, insanlara iyi gelsin diye bir öykümü okumaya karar verdim. Sanırım benden önce de Gülsin Onay, tam kapsamlı bir konser vermişti. Bu öykü paylaşma yayınından önce, yine de içim rahat etmedi ve kitaplarımın yayıncısı Can Yayınları’na telif açısından bir sorun olup olmayacağını sordum. “Elbette olmaz,” dediler ve ben de o canlı yayını yaptım. Geçen zaman içinde bir de ne göreyim? Herkes dilediği gibi öyküler-şiirler okuyor, çocuk kitaplarını resimlerini de göstererek paylaşıyorlar, şarkılar çalınıyor falan… Şu anda herkes duygusal davranıyor; böyle günlerde birbirimize destek olmalıyız düşüncesiyle bütün kaynakların açık olabileceğini düşünüyor. Ama bütün bu canlı yayınların ve gene olarak bu sürecin arkasında devasa bir telif konusu var. Hem genel olarak neler söyleyebilirsin hem de neler öngörüyorsun?

PS: Yine eser kavramı üzerinden gitmekte fayda var. Dijitalde esere ilişkin mali ve manevi hakların ihlaliyle somut olarak fiziksel dünyada ihlal arasında bir fark yok. Ancak temel kanunumuz 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 1951’de kabul edilmişti ve son ciddi değişiklik 2004’te yapıldı. O günden bugüne internet teknolojisinin ilerlemesine ilişkin düzenlemeler kanuna yansımadığı için de var olan somut duruma göre hareket ediliyor. Evet, hukuk yorumdur. Bununla birlikte Kanun’un şekil şartlarına son derece sıkı sıkıya bağlı hükümlerle bezeli olduğu düşünülürse mutlaka hukuki görüş alınarak bilgi sahibi olunarak en nihayetinde bu riske girip girmemeye hür iradeyle karar verilmesini öneririm. Verdiğin canlı örnekten yola çıkarsak öykü üzerindeki mali hakları devralan yayınevidir. Eser sahibi manevi haklarını, mali haklarını devretse de ileri sürebilir. Mali haklar özetle işleme, çoğaltma, yayma, temsili içeriyor. Instagram canlı olarak yapılan yayın hangi hakkı içerir dersek, karşılığı yayma hakkı. Kanuna göre her tür, ticari gaye olsun olmasın mali hakkın kullanımı için hak sahibinden yazılı izin gerekmekte. Elbette bu örnekte yayınevi bu hakkı kullanmayı tercih etmemiş ancak başka bir örnekte bu hakkının ihlal edildiği ileri süren bir yayınevi paylaşımcı konumundaki kullanıcıdan, tazminat da talep edebilir. Bu durumda hiç mi istisna bulunmuyor? İstisna, iktibas serbestisi olarak geçmekte. Kamu yararı, kamu düzeni, eğitim, güvenlik, alıntılama, haber alma, haber iletme hususları söz konusu olduğunda mali hak kullanımı iktibas serbestisi içinde değerlendirilebilir. Bu durumlarda sözleşme ya da yazılı izin olmaksızın kullanım hakkı tanınır. Sesli düşünüyorum, böyle bir ihtilaf yaşanması halinde pandemi ve karantinanın zorlu koşullarında eylemin kamu yararına dayanması yönünde savunma yapılabilirse de şekil şartlarının net olduğu göz önünde bulundurulmalı. Fikri Mülkiyet Kanunu son derece şekle tabi bir kanun olup bilmemek mazeret sayılmayacağı ve iyiniyet korunmadığı için yazılı izin konusunda hassas olunursa risk alınmamış olur. Çözüm ne olabilir? Belki öykünün bir kısmının okunması, müzik eserinden bir bölüm icra edilmesi, vs. Ancak şunu da düşünmekte fayda var: İktibas serbestisinin sınırlarını genişletme nedenlerimiz, devletlerin vatandaşın güvenliğini gerekçe göstererek özgürlükler hukukuna aykırı tutumlarına benzer bir tutuma da sapmamalı. Kültür sanat dünyasının aynı bu sorudaki duyarlılık içeren sorularla, hukuki görüş, mütalaa alarak ve mümkün olduğunca yazılı izinle ilerlemesi uygun olacaktır.

Sadece müzik değil, bütün sanat dalları

YK: Örneğin müzik dünyasında dijital kontrol daha yüksek. Belki de bundan kaynaklanarak telif hakkı takipleri çok daha yoğun. Yani bir instagram ya da youtube canlı yayını yapıp istediğiniz parçayı tümüyle çalamıyorsunuz. Hemen uyarı geliyor. Yani bu dönem bize telif hakları konusunda dijital takibin önemini öğretti. Peki bütün sanat disiplinleri bu hak takibini yapabilecek ekonomik güçte mi? Sen plastik sanatlar alanına da yoğunlaşmış bir sanat hukuçususun. Bu alanda dijital haklar konusunda neler oluyor?

PS: Müzikteki bu sıkı takibin en önemli nedeni gelişmiş teknolojinin müzik ile ilgili fikri haklara rahatça uyarlanması, meslek birliklerinin ve mali hak sahibi şirketlerin sermaye ayırıp yatırım yaparak dijital koruma yöntemlerini uyguluyor olmaları. DRM teknolojisi gibi sistemlerle dijital takip yapılıp derhal müdahale edilebiliyor. Görsel sanatların da dijital platformlarda çokça yer aldığı günler. Hemen bana gelen bir konuyu söyleyeyim. Bir sanatçı bana ulaştı ve büyük üzüntüyle, endişeyle kendisine gelen tazminat isteminden bahsetti. Fotoğrafların resmini kendi yorumunu katarak yaptığını gördüm. Kendisine yaptığı işlemin adının ne olduğunu bilip bilmediğini sordum. Bilmediğini söyledi. Bu biçim, işleme eser olarak geçiyor. Var olan bir eserden yola çıkarak yeni bir eser üretimi. Bunun için yazılı izin şartı öngörüyor kanun. Bu bize neyi gösteriyor? Sanatın olduğu her an hukuk var. Ne yaptığının hukuki dünyadaki sarih karşılığını bilirse, bu farkındalığa kavuşursa dikkatli olacak ve usule göre davranacak ya da bu riski bilerek alacaktır. Online eser satış sözleşmelerinin de mutlaka usulüne göre yazılmasını ve revize edilmesini öneriyorum. Tüm sözleşmeler bu konuyla ilgili avukatlarla hazırlanmalı. Önce önleyici hukuk. Nasıl karantinada sağlık korumasını önemsemeye mecbursak sanatın hukuki koruması için de önleyici tedbirlere başvurmak, hukuki mütalaa almak ve eserin hukuki korumasını daha ilk anda sağlamak uygun olacaktır. 

Sönmez: “Nasıl sağlığımız için önlem almaya mecbursak, sanat eserinin hukuki korunması için de önlem gerekiyor.”

Fikri mülkiyet hakları güç kazanacak

YK: Önümüzdeki dönemin hibrid bir dönem olacağını öngörmek zor değil. Fiziksel dünya ile dijital dünya birlikte ilerleyecek. Bu durum sanat üretimi ve paylaşımı için de böyle. Sanat hukuku bu alanda nasıl bir çalışma içinde, sence neler olacak?

PS: Fikri Mülkiyet hakları daha da güç kazanacak. Tüm dünya adaleti konuşacak. Adalet kavramı insanlığın temel konusu. Fütürist bir okumayla dijitaldeki fikri hakların hiçbir farkı olmaması takiple ilgili sistemlerin ilerlemesini hızlandıracağını, telif hakları bulunanlar harekete geçeceklerini ve haklarını aramayı ertelemeyeceklerini görüyorum. Farkındalık karşılaşılan sorunların da göstereceği üzere artacak. Yaratıcılık, yenilikçilik, sürdürülebilirlik büyük değerler olacak. Bununla birlikte tüm hak ihlallerinde insanlık onuru için itirazlar yüksek sesle dile getirilmeye başladı. Fikri mülkiyetin temelinde emek ilkesi var. En güzeli emeğin hakkının baştan korunması, hak aranacak durumuna gerek kalmadan hak bilinmesi, hakkın teslimi ve gereğinin yerine getirilmesi. İtibar yönetimi de bunu gerektiriyor. Eser sahibi açısından da yaratıcı ürünlerin daha dış dünyaya ilan edilirken hukuki korumanın gerektiğinin altı çiziyorum. Online ihlallere duyarlığın arttığını görüyorum. Sözleşme hazırlarken hatta proje bazında mutlaka hukuki yardım alınması gerekiyor. Ayrıca var olan mali hak devir sözleşmeleri de gözden geçirilmeli ve şartlara göre değişiklik yapılması icap ediyorsa sözleşmeler revize edilebilir. Pandemide mücbir sebeple imkansızlaşan edimlerle ilgili derhal karşılıklı ve avukatlarla müzakereler yapılmalı. İşinin, sanatının arkasında durmanın bugün ancak hukukla mümkün olduğu apaçık. Ayrıca dijital hakların yanında yapay zekâ ile ilgili hususların da gündeme geldiğini ve daha da hızlı ele alınacağını düşünüyorum. Yapay zekanın da artık düzen içinde net kurallarla ve yasalarla konumunun belirlenmesi, bu bağlamda yapay zekâ üretiminde eser sahipliği ve hukuki sorumluluğa ilişkin açık hükümler düzenlenmesi hızlanacaktır. Dijital telife ilişkin hukuki korumanın, bilincin, farkındalığın tam zamanı!