Nuriye Ortaylı

Doktor, halk sağlığı uzmanı

Hızlı normalleşme ve ekonomik canlanma “sahte ikilem” olabilir. Korona salgını hız kesmezse yasaklar olmasa bile ekonomi kolay toparlanamayabilir. (Foto: Sağlık Bakanlığı)

Üç ayı aşkın bir zamandır Korona ile yattık, Korona ile kalktık. Mart, Nisan aylarını akşamları gösterilen yeşil slaytlardaki sayılara kilitlenmiş bir şekilde geçirdik. Hepimiz, çarpma, bölme, yüzde alma, R katsayısı hesaplama uzmanı olduk. En kötüsünden, “İtalya gibi olmaktan” korkuyorduk. Birçok insan kaybettik, aramızdan bazıları çok kötü hasta oldu, hastaneye, hatta yoğun bakıma yatıp çıkanlar oldu, hastalığı evde geçirebilenler bile çok uzun süren ve insanı çok hırpalayan bir süreci anlattılar.
Ama, şükür, sağlık sistemimiz çökmedi, kimse hastane kapısında kalmadı, sonra yavaş yavaş yeni enfeksiyon sayıları ve ölüm sayıları düşmeye başladı, projeksiyonlar Haziran ortası gibi bu ilk dalganın sönümleneceğini, yani hastalık tamamen kaybolmasa bile kitlesel kısıtlamalar olmadan kontrol altında tutulabileceğini öngörüyordu, rahatladık. Enfeksiyon sayılarındaki inişin çok yavaş olduğuna, günlük sayıların hâlâ dört haneli rakamlarda dalgalanmasına çok aldırmadık.
Zaten Batılılar da açılıyordu, dünya basınını da sosyal medyayı da ekonomik yıkımın Covid’den beter sonuçları olacağına ilişkin haberler kapladı. Milletçe gevşedik, devlet de kitlesel tedbirleri (okulların kapalı kalması hariç) kaldırdı.
Son bir haftada, tedbirlerin kaldırılmasından tam da virüsün kuluçka süresi kadar bir süre sonra, bu erken gevşemenin sonuçlarını görüyoruz. Günlük yeni enfeksiyon sayıları da yoğun bakıma yatışlarda tekrar artma eğiliminde. Yazılım uzmanı Zeki Berk’in grafikleri bunu gösteriyor.

Umarım olmaz ama bunlar ölüm sayılarının da artabileceğinin işareti. Peki şimdi ne olacak?

Filyasyon etkili bir yöntem, ama…

Kamuoyunun Sağlık Bakanının sayesinde duyduğu “filyasyon”, bulaşıcı hastalıklarda kabaca enfeksiyonu olan bir kişinin, hastalığı bulaştırdığı diğer kişileri bulmak anlamında kullanılıyor. Enfekte kişi ile irtibat kurup onun bütün “temaslılarını” hatırlamasına yardım etmeyi, bu temaslıları bulup test yapmayı, testi negatif olsa bile izole etmeyi, bunu nasıl yapacaklarını öğretmeyi, test pozitifse onların temaslılarını arayıp bulmayı, kapı kapı dolaşmayı gerektiren, son derece emek yoğun, ama aynı zamanda da hızla, virüse karşı yarış halinde yürütülmesi gereken bir süreç.
Bu yüzden enfeksiyon sayıları çok arttıkça ve çok farklı odaklardan yayılmaya başlayınca hepsine yetişilmesi ve bulaşıcı hastalığın bu şekilde kontrol altına alınması mümkün olmuyor. Nitekim Koronavirüs pandemisinde biz dahil birçok ülke bu yöntemi uygulamaya fırsat bulamadan kendilerini inanılmaz bir hızla artan hastalar ve ölümlerle karşı karşıya buldu. Biz dahil pek çok ülke, enfeksiyonun yaygınlığı ve sayıların yüksekliği yüzünden doğrudan kitlesel önlemlere başvurmak zorunda kaldı.
Türkiye kitlesel önlemleri 12 Mart’tan başlayarak ilan etti, takip eden günlerde de filyasyon ekipleri kuruldu. Sağlık Bakanlığına göre Nisanın ikinci haftasında ülke çapındaki 3000 filyasyon ekibinin sayısı Mayıs’ta 9000’e ulaştı. Filyasyon ekiplerinde, aile hekimlerine ek olarak, çeşitli alanlardan çekilmiş, hemşireler, hekimler, diş hekimleri var. Bu insanlar sabahın erken saatlerinden başlayıp, bazen bir temaslıyı vaktinde yakalayabilmek için akşamın geç saatlerine kadar, koruyucu tulumlar ve ekipmanla kapı kapı dolaşıp adres arayarak ve bu arada önemli ölçüde enfeksiyon riskine de maruz kalarak cansiperane bir çalışma yürüttüler. Salgının hızının kesilmesinde çok önemli bir rol oynadılar. Ama görevleri bitmedi, önümüzdeki dönemde çok daha önemli bir rol oynamaya devam edecekler.

Daha az ölüm mümkündü

Solunum yoluyla bulaşan bütün enfeksiyonlarda insan etkileşimini ve yakın teması, kalabalıkları azaltmanın işe yaradığını uzun zamandır biliyorduk. Ama özellikle bu pandemide -etkenin çok kolay bulaştığı ve bulaştırıcılığın belirtiler görülmeden en az iki-üç gün başladığı bir durumda- hareketliliği ve toplanmaları kısıtlayan kitlesel önlemlerin en işe yarayan tedbir olduğunu her ülkede gördük. O kadar ki alınan tedbirlerin sıkılığına, bunlara uyum oranına ve süresine göre bulaşma hızlarının düşüşü arasında neredeyse gözle görülür bir orantı var. Yasakların sıkılığı kadar salgının hangi noktasında başladığı da önemli, örneğin ABD’de bir modelleme yasaklar bir hafta önce başlasaydı ölümlerin yarısının önlenebileceğini söyledi, Türkiye’de yapılan bir matematik modelleme, hafta sonu yasakları yerine dört haftalık aralıksız yasak uygulansaydı 1300 daha az ölüm olacağı, ekonomik kaybın da aynı miktarda olacağını hesapladı.
Ne var ki hepimizin yaşayarak öğrendiği gibi bu çok sıkı kitlesel yasaklar yol açtıkları ekonomik, psikolojik, vb sorunlar yüzünden sürekli ve kolaylıkla uygulanabilir değiller. Salgının bu ilk dalgasında kitlesel yasakların birincil hedefi ivmelenerek artan bulaşma hızını aşağı çekerek sağlık sisteminin ağır hastalara cevap veremeyecek şekilde çökmesini önlemekti. Türkiye’de ve Avrupa ülkelerinin önemli bir kısmında bu ilk hedef tutturuldu. Günlük vaka ve ölüm sayıları tahmin edildiği gibi bir tepe noktasına eriştikten sonra azalmaya başladı. İkinci hedef bu sayıları toplumda sağlanacak davranış değişiklikleri ve filyasyonla kontrol edilebilir düzeye indirmekti.

Hızlı normalleşme, erken gevşeme

Normalleşme tartışmaları uzun süredir birçok ülkede devam ediyor. Bir yanda ekonomideki duraklamayı önlemenin daha hayati olduğunu düşünenler, bir yanda korona salgının zor bela sağlanmış olan kısmi kontrolünün bile kaybedileceğinden endişe edenler.
Ben salgın hızını kesmezse yasaklar olmasa bile ekonominin toparlanamayacağını, dolayısıyla bu ikilemin bir “sahte ikilem” olduğunu düşünüyorum.
Peki kontrol edilebilirlik sınırı nerede? Bunun net bir cevabı yok ama Dünya Sağlık Örgütü gevşemenin çok dikkatli ve yavaş olması gerektiğinin altını çiziyor. Bir adım atılacak. Bir iki hafta beklenecek, vaka sayılarına bakılacak, bir başka adım atılacak. Ülkeler değişik kriterlere dikkat ediyorlar, örneğin Almanya dikkatle bulaşma hızı Re’yi takip ediyor, Güney Kore’deki salgın yönetimi ise günlük vaka sayılarının iki haneli rakamlarda, hatta 50’nin altında olmasını istiyor. Türkiye’de Sağlık Bakanlığı ölçülebilir bir kriter ifade etmedi bugüne kadar ama beklenen dört haneli rakamlar değildi. Artık birer amatör salgınbilimci olan hepimiz de bu sayılar karşısında endişe duyuyoruz. Eğer bu sayılar birkaç öbekten, yani sınırlanıp karantinaya alınabilir ve saptanmış incelenmiş bir mahalleden, işyerinden vb geliyorsa bir ihtimal kontrol edilebilir. Ama kamuyla paylaşılan yalnızca toplam Türkiye sayıları olduğu için enfeksiyonun yaygınlığını bilemiyoruz.

Sahte ikilem ve kritik hafta

Sedat Ergin, Hürriyet’te Bilim Danışma Kurulu üyelerinden Prof. Dr Altay Azap’ın, kendi hastanesine gelen hastalara bakarak, enfeksiyonun çok odaklı, yani kontrol edilmesi daha zor olduğundan endişelendiğini yazdı. Bu arada Bilim Kurulu’na sunulan verilerin de bize gösterilen yeşil slaytlarla sınırlı olduğunu hayretle öğrendik. Sağlık Bakanının kendisi 17 Haziran’da enfeksiyonun arttığı yerler olarak birçok ilin adını andı. Durum buysa en azından bu illerde sosyal hareketliliği azaltacak, etkinliği “açık alanlarda maske takma zorunluluğu ile sınırlı kalmayacak önlemlerin, hem de gecikmeden alınacağını umuyorum. Virüsün nasıl sinsi ilerleyip çok hızla bulaştığını birçok ülkede gördük, görüyoruz. Ülkemiz için 30 Mayıs’ta yayımlanan bir modelleme (Ertunç, Mengüç, Diz-Küçükkaya), “normalleşmeye” 1 Haziran’da geçilirse Haziran ortasında vaka sayılarında artış olacağı ve buna müdahalede bir haftadan daha fazla gecikilirse salgının boyutlarının Mart-Nisan’da yaşadığımızdan daha büyük olacağını öngörüyordu.
Filyasyon ekipleri yoruldular, şimdi de vakitlerinin çoğunu filyasyona değil, Bakanlığın yürüttüğü tarama çalışması için 150 bin haneyi ziyaret etmeye ayırıyorlar, ama onlara en çok bu noktada filyasyon için ihtiyaç var. Tam da bu hafta, enfeksiyonun gerçek boyutunu görebilmemiz bu kadar önemliyken, hekimlerin Korona testi istemelerine sınır getirildi gibi söylentiler var, ama umarım rivayettir, zira Dünya Sağlık Örgütü’nün dediği gibi yeterli sayıda, test yapmadan korona ile mücadelede yolumuzu karanlıkta bulmaya çalışırız . Bugün yaptıklarımızın ve yapmadıklarımızın sonuçlarını çok çabuk göreceğimiz, kritik bir haftadan geçiyoruz.