Avatar

Gazeteci-Yazar

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan 12 Ocak 2020’de ziyaret ettiği İsmailağa Cemaati Vakfı yöneticileriyle sohbette görülüyor. (Foto: İsmailağa-Twitter)

Akreditasyon sözcüğü günlük lisanımıza 28 Şubat sürecinde girdi. Genelkurmay gazetecileri “akredite” etmeye başladı. Yani öyle her gazeteci gidip Genelkurmay faaliyetini izleyemiyor, sadece “akredite”, yani denk, güvenilir, ehil olanlar izleyebiliyordu. Buna karşın Refahyol Başbakanı Necmettin Erbakan da Başbakanlık faaliyetini izleyecek gazetecileri akredite etmeye başladı.
Bu akredite olma meselesi sonra hemen hemen her kuruma yayıldı ve iktidar sahipleri elinde, kendilerince ödül değil, ceza, adeta bir rehin alma aracına dönüşmeye başladı. Bugün artık öyledir. Sadece basın bakımından değil, özellikle Fethullah Gülen Cemaatinin AK Parti ile kolkola yürüdüğü 2007-2012 yıllarından itibaren bankalardan özel şirketlere, sivil toplum örgütlerine dek akredite olanlar ile olmayanlar ayrımı var. Akreditasyon listesi de sık sık değişiyor. Örneğin 2012-2013 yıllarına kadar makbul olan Gülen çizgisindeki medya, dernek ve şirket yöneticileri ve kamu çalışanları şimdi “FETÖ’cü terörist” sayılıyor.
Son haftalardaki bazı gelişmeler şimdi de AK Parti’ye akredite olan tarikat ve cemaatler dönemine mi girdiğimiz sorusuna yol açıyor.

“Cübbelinin”çıkışı işaret fişeği gibi

“Cübbeli” olarak tanınan İsmailağa Cemaati sözcüsü Ahmet Mahmut Ünlü, İzmir’in düşman işgalinden kurtuluş günü olan 9 Eylül’de konuk edildiği CNNTürk’te Ahmet Hakan Coşkun’a söylediği şu sözler adeta işaret fişeği gibiydi:
“İki bin dernek var. Bu dernekler silahlanıyor. Şahıslar pompalı-mompalı. (…) Silahlanmayı engelleyin iç savaş hazırlanıyor. Özellikle Batman-Adıyaman taraflarında çatışmaya hazırlanıyorlar. Barut gibi… İzmir kaynıyor. Ora bura kaynıyor. İnsanları alenen ölümle tahdit ediyorlar.”
Ünlü daha sonra Sözcü’den Saygı Öztürk’e şunları söylemişti:
“Evet, ben 2 bin civarında dedim ama aslında isim isim çıkarttım, şu şu illerimizde başta olmak üzere. Savcılar beni çağırsalar ‘Ne biliyorsunuz? Hangi silahlanma konusunda sen böyle şeyler söylüyorsun, hangi dernekler, hangi yapılar?’ dese ben en azından 150’sinin ismini vermeye hazırım.”
Yani o aşamada henüz hiçbir savcı cesaret edip de Cübbeli’nin ifadesine başvurmamıştı. Sonra, 25 Eylül’de, aradan 11 gün geçtikten sonra, kendisi gidip Beykoz’da bir karakolda ifade verdi, o ifade savcılığa iletildi.
Üstü örtülmeye çalışılan cemaatler arası savaş mı?
Peki, “Cübbeli” bırakalım iki bin dernek ismini, bırakalım 150 ismi, herhangi bir isim vermiş mi? Bilmiyoruz. Akredite medyaya sızdırılan haberlerde herhangi bir isim vermediği bildiriliyor. Akredite olmayan medyanın çalışma koşulları çok daha zor.
İlk akla gelen bu zoraki soruşturmayla Ünlü’nün söylediklerinin üstünün örtülmeye çalışıldığı. Adalet Bakanı Abdülhamit Gül ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun mutlaka bu konuda söyleyecekleri olsa gerek. Öte yandan geçmişte Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Cübbeli’yi kabul edip görüştüğünü biliyoruz. Erdoğan 12 Ocak 2020’de de Erdoğan, İsmailağa Cemaati Vakfının Fatih’teki merkezine bir ziyarette bulunmuştu. Dokunanı yakabilecek bir yanı var yani.
O zaman Cübbeli bu bilgileri devlete özel kanallardan ulaştırabilecek durumdayken neden kamuoyuna ilan etti, sonra da sessizliğe büründü. Ses tellerindeki rahatsızlık nedeniyle YouTube yayınlarına da bir süre ara verdiği duyuruldu.
Yoksa üstü örtülmek istenen cemaatler, tarikatlar arası bir iç savaş mı?

Verilen adresler önemli

Oysa Cübbeli’nin CNNTürk ifadesinde iki değil, üç adres var.
Birincisi, Adıyaman. Adıyaman’ın Kahta ilçesinin Menzil köyü, aynı adla tanınan bir Cemaatin merkezi. Menzil, Nakşibendi tarikatının Hâlidî kolundan; 1930 yılında Raşit Erol tarafından kurulmuş. Bir Cemaat yetkilisi Saygı Öztürk’e önceki sağlık bakanlarından Recep Akdağ ve önceki enerji bakanlarından Taner Yıldız’ın kendilerinden olduğunu söylemişti; “Menzil-Bir Tarikatın İki Yüzü” kitabında var.
İkincisi, Batman. Batman’ın 1990’larda devlet içindeki karanlık yapıların kollamasıyla işlediği faili meçhul cinayetlerle öne çıkan Hizbullah’ın etkili olduğu bir şehir. Daha sonra silahlı mücadeleyi bıraktığını ilan edip Hür Dava Partisi-HüdaPar adını alan hareketin, hâlâ silah taşıdığı 6-8 Ekim 2014 olaylarında Diyarbakır, Batman ve Şırnak’ta PKK ile çatışmalarında gözlenmişti.
Üçüncüsü, İzmir. İzmir laik hayat tarzının kalesi biliniyor ama İslâmcı hareketlerin de yeşerdiği merkezlerden. Fethullah Gülen’in Nurculuk’tan koparak ilk hamlesini Yamanlar Kolejiyle İzmir’de yapmasından önce Erbakan’ın Millî Görüş hareketi İzmir Akevler Kooperatifinden çıkmıştı. Cübbeli’nin yakınmasını bazı cemaatlerin İsmailağa’yı İzmir’de çalıştırmadığı şeklinde de anlayabiliriz; muhtemelen diğer yerlerde de.

İsmailağa ve GATA skandalı

Cübbeli’nin mensubu olduğu İsmailağa Cemaati de Nakşiliğin Hâlidî kolundan. Cemaat önderi Mahmut Ustaosmanoğlu, o zamana dek bünyesinde bulunduğu (yine Hâlidî kolundan) İskenderpaşa Cemaatinden, İskenderpaşa’nın kurucusu Mehmed Zahit Kotku’nun 1980’de ölümünden sonra kopmuş.
İskenderpaşa Cemaati, Kotku tarafından 1958’de kurulmuş. 1950’lerin sonu ve 1960’ların başında İslamcı örgütlenmelerin yeniden yapılanış ve şehirlerde yayılma konusunda aldığı mesafenin, Türkiye’deki NATO ve ABD faaliyetiyle paralel seyri konusunda yakında yayınlanacak Meraklısı İçin Darbeler Kitabında ayrıntılar bulacaksınız; böyle bir paralellik mevcut.
GATA Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekim Yardımcısı Ali Edizer skandalının patlaması, cemaatler arası kavga ile gayrı resmi olarak “akredite” olan ve akreditasyondan çıkarılacak cemaat ve tarikatlar arasındaki savaş, ya da çekişmeye dair ipuçları verdi. Gülhane Askeri Tıp Akademisi (GATA), malum Fethullahçı sızma gerekçesiyle 15 Temmuz 2016 darbe girişimi ardından lağvedilmişti. Yönetici olarak Edizer’in söyledikleri katıksız kadın düşmanlığı, laiklik ve Cumhuriyet düşmanlığını açığa çıkarıyor. Mavi papyonla çektirdiği takiye resmi de sosyal medyaya düştü.

İlginç bağlantılar çıkıyor

Edizer’in 2012 yılında 9 ay Akdağ’ın Özel Kalem Müdürü, daha sonra da müsteşar danışmanı olması önemli bilgi kuşkusuz. Ancak yeniden, 15 Temmuz sonrasında devlet görevine dönüp Ankara 1’inci Bölge Kamu Hastaneleri Birliği İdare Hizmetler Birliği Başkanlığına (sonra da GATA’ya) atanmadan önce çalıştığı yer de dikkat çekici. Edizer, Dr. A.Yurtaslan Onkoloji Hastanesi Başhekim Yardımcısı imiş 2012-206 arasında. Dr Abdurrahman Yurtaslan, 1977-78 Milliyetçi Cephe döneminde MHP kontenjanından Sağlık Bakanı olan (Melih Gökçek’in amcası) Cengiz Gökçek döneminde Sağlık Bakanı Müsteşarı imiş. 12 Eylül darbesi ardından MHP’den koparak BBP’yi kuran ve 2009’da şaibeli bir helikopter kazasında ölen Muhsin Yazıcıoğlu da Menzil’e yakın bilinen siyasetçilerdendi. 1978 Kahramanmaraş Katliamının 1 numaralı sanığı olarak idamla yargılanıp beraat ettirilen Ökkeş Kengerli’nin da Menzil çizgisinde bilindiğini ve soyadını değiştirip Şendiller yaptıktan sonra BBP kontenjanından ANAP İzmir milletvekili seçildiğini de hatırlatalım.
İlginç bağlantılar, değil mi? Dahası da çıkacaktır. Çünkü Cübbeli’nin attığı işaret fişeği, bazı ilişkilerin bu cemaatler arası çatışma ortamında daha da ortaya çıkacağını gösteriyor.

Nasıl akredite olacaklar?

Peki, bu süreci ne zorladı?
Üç etken sayılabilir.
1- Suriye iç savaşıyla Türkiye’de yaygınlaşan El Kaide ve IŞİD gibi tekfirci terör örgüt üyelerinin kendilerini Türkiye’deki mevcut yapılarda kamufle etmeye, gizlemeye başlaması; MİT ve İçişlerinin yakından baktığını var saymamız gerekiyor,
2- Fethullahçıların devlet yapılanmasından tasfiyesiyle doğan boşluğu doldurma rekabeti. Geçenlerde çocuk tecavüzünden tutuklanan, Uşşâki Şeyhi Fatih Şağban’ın, tutuklanmasından önce izleyicilerine “sakalınızı kesin, kravat takın, devlete girin” tavsiyesi hatırlanmalı,
3- 2019 yerel seçimleriyle AK Parti’nin bu cemaatlerle özellikle maddi yardım zeminin sarsılması sonucu, bu cemaatlerde ve gruplardan bazılarının Erdoğan’a oy şantajına başlaması. Kadına şiddete karşı İstanbul Sözleşmesi üzerinden yürütülen saldırı bunun örneğiydi.
Gelelim ayıklanmanın nasıl yapılacağı, akredite cemaat, tarikat ve grupların nasıl belirleneceğine.
Son sözü Erdoğan söyleyecektir. Ama hiçbir kanıtım olmadan, noktaları birleştirerek tahmin ediyorum ki iş Erdoğan’a gelene dek üç süzgeçten geçecek gibi görünüyor. Birincisi, İskenderpaşa Cemaati’dir. 1960’lardan bu yana Türkiye’de siyasi kadroların şekillenmesinde en büyük payı olan Cemaat odur. İkinci kademe Diyanet İşleri Başkanlığıdır. Üçüncü ve siyasi süzgeç MHP lideri Devlet Bahçeli olacaktır.
Bu süreçte daha nice kirli çamaşırın ortaya dökülmesine hazır olalım.