Avatar

Gazeteci-Yazar

“Bu kalabalığa sağlam giren hasta çıkar” diye Twitter mesajı atan muhalif bir isim değil, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca. (Foto: Twitter)

Adeta mezarlıkta ıslık çalarak korkularını yok saymaya benziyor Ankara’nın Covid salgını karşısındaki durumu. Denizin bittiği aşamaya geliyoruz. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan hükümeti sıkı Covid önlemlerini yeniden devreye almak zorunda kalacak. Ancak bunun geciktirildiği her gün riskin artma ihtimali var. Sağlık Bakanlığının kurallara uymadan deneysel ilaç kullanımına göz yumması gibi yollar çıkış değil. Dünya Sağlık Örgütünün son uyarıları kış aylarında bütün Kuzey Yarıkürede hastalığın yeni bir patlama yapacağı yolunda.
Avrupa ülkeleri geçtiğimiz hafta sonundan itibaren ve geciktiklerini de itiraf ederek sıkı önlemler ilan etmeye başladı.
Fransa’da Başkent Paris dahil 9 şehirde 17 Ekim’den itibaren gece 21.00’den sabah 06.00’ya kadar sokağa çıkma yasağı başladı. İspanya’nın başkenti Madrid’e zorunlu haller dışında girişi çıkışlar 15 Ekim’de yasaklandı, Barcelona’da otel ve lokantalar kısıtlandı, sadece paket servise izin var. Hollanda’da 14 Ekim’den itibaren şimdilik 1 ay boyunca bütün dükkân, süpermarket, kafe, lokanta, bar gibi yerler saat 20.00’de kapatıldı, konser ve fuarlara sıkı kısıtlamalar getirildi. Almanya’ya ayrıca değineceğiz.

Merkel’in sözleri Erdoğan’a mı?

Almanya özel bir örnek, çünkü Almanya Türkiye ile iç içe yaşayan bir ülke. Başbakan Angela Merkel geçenlerde yeni önlemleri ilan ederken “yüksek riskli ülkelerden” gelen herkesin 14 gün kendini karantinaya alma zorunluluğunu da açıkladı. Merkel ortaya bir çağrı yaparak halkın sağlığıyla oynamaya hakkımız yok dedi ama bu mesaj Türkçe alt yazı ile yayınlandı. Oysa ABD ve Rusya’da salgın daha vahim durumda ama oralarla Almanya arasında bizimle olduğu kadar trafik yok. Dolayısıyla Berlin bu mesajla sadece Almanya’da yaşayan Türk vatandaşlarına değil, sanki Ankara’ya da hitap ediyor, adeta Türkiye’ye seyahat yasağının işaretlerini veriyordu.
Ama Almanya böyle dedi, turizm lobisi yine -kendisi de turizm yatırımcısı olan- Bakan üzerinden Erdoğan’ın kapısını aşındıracak diye değil, hepimizin sağlık ve esenliği için yeni önlemlerin alınması gereği ortada.
Sağlık Bakanının “ağır hasta sayısındaki artıştan” ve bunu engellemeden “başarıya ulaşmanın güç” olduğunu söylediği ortamda Cumhurbaşkanının Covid-19 pandemisine karşı elde ettiğimiz başarıdan söz etmesi bu nedenle inandırıcılıktan uzaklaşıyor.

Hatayı kabul edip tekrarlamamak

Peki, Nisan-Mayıs aylarında nispeten başarılı ülkeler arasındayken bu duruma nasıl geldi Türkiye? Gerçi o zaman da kesintili sokağa çıkma yasağı yerine bir defalık kesintisiz bir yasağın hem sağlık hem ekonomi açısından iyi olacağını söyleyen uzmanlar vardı. YetkinReport okurları bu konuda halk sağlığı uzmanı Nuriye Ortaylı ve iktisatçı Selva Demiralp’in yazılarını hatırlayacaktır.
Dolayısıyla önce, Haziran ayında, daha çok turizm geliri umuduyla bir anda “her şey serbest” demenin hata olduğunu kabul etmesi gerekiyor Erdoğan hükümetinin. Ayasofya’nın yeniden açılışında bir günde Türkiye’nin her yerinden 350 bin kişinin İstanbul’da bir meydana toplanıp sonra Türkiye’nin her yerine dağılması ve Kurban Bayramı’nda sadece Türkiye değil, örneğin Almanya’dan da çok sayıda gurbetçinin Türkiye’nin tatil yerlerine toplanıp sonra evlerine dönmesinin iki riskli uygulama olduğunun kabulü gerekiyor.
Ama ne oldu? Vaka ve hasta, ne derseniz deyin, salgının Temmuz’dan itibaren canlanması nedeniyle dış turizm geliri beklentisi de suya düştü; ikisi arasındaki bağı yok sayacak kadar panik içinde alınmış, yanlış kararlardı çünkü.

Erdoğan’ın Covid açmazı

Sorun ekonomide.
Erdoğan sıkı önlemler istenince ne yapılması gerektiğini elbette bizden daha iyi biliyor. Ama bir yandan ekonomide de mezarlıkta ıslık çalar gibi sorunları yok sayma atmosferi var. Alınacak her sıkı önlem, esnafla, ticaret erbabıyla, mesela TOBB ve TESK ile hükümeti karşı karşıya getirecek.
Denizli Valisinin sonradan “şahsını” kınaması vakasında dikkatler kendisini tanımama gafletine düşen dönerci gence verdiği tepkiye toplandı. Oysa bir önceki esnafa niye maske takmadığını sorduğunda “Gebermek istiyorum, Salı günü 15 lirayla dükkânı kapattık” yanıtını almıştı. “Biz dükkânlarınızı açık tutuyoruz ya” mantığının da sonuna geliniyor.
Ekonomiyi canlandırmak adına kredi faizleri düşürüldü. Bu kısa vadede TOKİ müteahhitlerinin elde kalan evlerine rağbetin artması, keza araç ve beyaz eşya satışlarının artmasını sağladı. Ama enflasyon düşmedi. Hazine ve Maliye Bakanının piyasaya meydan okuyuşlarıyla döviz kurunu düşmediği, tersine arttığı gibi.
Erdoğan hükümeti artık -sadece Cumhurbaşkanlığı çalışanlarının değil- hepimizin sağlığını korumak için fazladan bir şeyler yapmak ve ekonomiyi de aslında böyle toparlayacağını anlamak zorunda.