Siyaset

Kritik NATO toplantısı öncesinde Oruç Reis limana döndü

Enerji Bakanlığı, Oruç Reis’in Antalya limanına döndüğünü açıkladı

1-2 Aralık tarihlerinde yapılacak kritik NATO Dışişleri Bakanları toplantısı öncesinde Doğu Akdeniz’deki varlığı krize dönen Oruç Reis sismik araştırma gemisinin toplantılara bir gün kala tartışma konusu alandan ayrıldığı açıklandı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, 30 Kasım duyurusuyla Oruç Reis’in Antalya limanına döndüğünü açıkladı.

 Oruç Reis’in NATO toplantısından hemen önce geri çekilmesi sadece 1-2 Aralık’taki NATO toplantısı için değil, 10-11 Aralık’taki Avrupa Birliği zirvesi öncesinde de siyasi bir anlam taşıyor. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu böylece Covid-19 salgını nedeniyle video-konferans yöntemiyle katılacağı toplantıda manevra alanını bir ölçüde genişletebilmiş oluyor.

Ankara’daki diplomatik gözlemciler bu adımı Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak’ın Hazine ve Maliye Bakanlığını bırakması ardından bekliyorlardı. Erdoğan “reform” sözü verince, sadece 19 Kasım’daki Merkez Bankası toplantısından çıkacak faiz kararını gözetmekle kalmamışlardı. Onunla birlikte Oruç Reis gemisinin 14 Kasım’da dolacak “Navtex” bildiriminin uzatılmamasını da bekliyorlardı.

Neden önemli?

Gözlemciler böylelikle Erdoğan’ın ekonomi ve dış politikada bir yenilenmeye gidip gitmeyeceğine dair işaret bulmayı umuyorlardı. 19 Kasım’da artık Naci Ağbal yönetimindeki Merkez Bankası faizleri tam da yabancı yatırımcıların beklentisine uygun olarak yüzde 15’e çıkardı. Ancak Oruç Reis yetkisi önce 23, sonra 29 Kasım’a dek uzatıldı.

Bu durum hem ABD hem AB’deki Doğu Akdeniz gerilimini yükseltti. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Paris’te Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile görüşmesi ardından Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki hareketlerini kınadı. Ardından 17 Kasım’da geldiği İstanbul’da sadece Rum Ortodoks Patriği Bartolomeos ile görüştü, ABD Büyükelçisi David Satterfield’in girişimlerine karşın Ankara’ya geçip Çavuşoğlu ile görüşmedi.

Oruç Reis yetkisinin 29 Kasım’a uzatıldığının belli olduğu 22 Kasım’da Türkiye’den Libya’ya yük taşıyan Arkas şirketine ait Roseline-A gemisine, Libya silah ambargosunu denetleyen Irini operasyonuna bağlı gemiler müdahale etti. Gıda malzemesi dışında bir şey bulamadılar. Çavuşoğlu, “cevabın sahada verileceğini” söyledi ama ilk defa AB ile Türkiye arasındaki bir ihtilaf askeri boyuta sıçramış oldu.

NATO ayrı, AB ayrı

NATO toplantısında Türkiye sadece ABD ve AB’den gelen Doğu Akdeniz’de geri adım atma talepleriyle karşılaşmayacak. Bir süredir, AB üyesi olan ama NATO’ya üye olmayan ülkelere NATO’da gözlemci statüsü verilmesi konusunda da girişimler var. Bunlar arasında şiddetli Türkiye karşıtlığıyla Avusturya’nın yanı sıra İsveç gibi AB’nin önemli bir üyesi ve Kıbrıs Rum hükümeti de bulunuyor; dolayısıyla Yunanistan bunu destekliyor. Ankara şimdiye dek buna karşı çıktı.

Tabii bir de Joe Biden’ın ABD Başkanı seçilmesi ardından ayrı bir boyut kazanan Rus yapımı S-400 füzeleri ve ABD’nin Türkiye’yi dışladığı F-35 uçakları meselesi var. Türkiye ise, Karadeniz’deki NATO faaliyetlerindeki rolünü koz olarak elinde tutuyor. Karadeniz Rusya, Ukrayna, hatta Kafkaslar bakımından önemli.

Diplomatik gözlemcilerse, Erdoğan’ın Oruç Reis ya da başka gemiye NATO toplantısından sonra, AB zirvesinden önce yeniden tartışma konusu alanda görev verilmesi ihtimalini de hesaba katıyorlar. Ya da NATO ve AB toplantılarından çıkacak karara göre AB zirvesinden sonra.

İki kritik hafta

Dolayısıyla önümüzdeki iki hafta Türk dış politikasının önümüzdeki dönem, 2021 başından itibaren alacağı şekil bakımından önem taşıyor. Bu dönem, 20 Ocak’ta Biden’ın ABD Başkanlığını devralmasıyla örtüşüyor.

Akdeniz’de sular gerçekten ısınıyor. Ama Doğu Akdeniz’deki bu sıkışma sadece Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’ı değil çok daha geniş bir çerçevede Türk dış politikasını etkileyecek. Örneğin bir ABD heyeti Suriye görüşmelerinin devamı için sessiz sedasız Ankara’ya geliyor. Azerbaycan’ın Ermenistan işgalindeki topraklarını geri alma harekâtına Türkiye’nin verdiği destek dış politika cephesinde yeni bir sayfa açtı.

Erdoğan’ın tam bu sırada Türkiye’yi (kısa süre öncesine dek hakaretler yağdırdığı) AB’de tasavvur ettiğini söylemesi rastlantı değil. Keza bunu söylerken iç politikadaki eylemlerinin reform söylemiyle uyuşmayacak sertlikte olması da.

Dünya koronavirüs Covid-19 pandemisi ortamında yeniden şekillenirken Türkiye buna nasıl uyum sağlayacak? Erdoğan hangi yönde adım atacak? Örneğin sermayeyi rahatlatıp siyasette baskıyı artırabilir mi? Yargı reformu taslağını görmeden söylemek zor.

Ancak dış politika bakımından önümüzdeki iki hafta belirleyici önemde olacak gibi görünüyor.

Murat Yetkin

Gazeteci-Yazar

Recent Posts

NATO’nun Türkiye üzerinden Orta Doğu açılımı ve Trump’ın iki görüşmesi

Batı savunma ittifakı NATO 7-8 Temmuz Ankara Zirvesi'nde öncelikle üyelerin askeri harcamalarını artırmasını istiyor, ama…

7 saat ago

2026 Dünya Futbol Kupasına farklı bir bakış

Dünya Kupaları yalnızca futbolun değil, dünyanın değişen dengelerinin de aynası haline geldi. 2026 Dünya Kupası…

1 gün ago

Modern Seyyahların Piri Bir Çizgi Roman Kahramanı: Corto Maltese

Bizi biz yapan, kişiliğimizi, isteklerimizi, meraklarımızı, hayattaki amaçlarımızı, beklentilerimizi şekillendiren şüphesiz çocukluk yaşantımızdır. İnternet çağı…

1 gün ago

ABD 250 yaşında: hâlâ güçlü ama artık her dediği olmuyor

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), 4 Temmuz 2026’da yalnızca bağımsızlığının 250. Yılını kutlamakla kalmıyor. Aynı zamanda…

2 gün ago

Latin Amerika Trump’ın izinden sağa kayıyor

Türkiye'den bakınca hâlâ birçok ülkenin ABD Başkanı Donald Trump’ın izinden gittiğini görmek şaşırtıcı oluyor. Trump’ın…

2 gün ago

NATO’da AB ile savunma sanayi ortaklığı ararken otomotiv de tehlikede

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin 7-8 Temmuz NATO Ankara Zirvesi'nden en stratejik beklentilerinden birinin Avrupa’nın savunulması…

3 gün ago