Meliha Altunışık - 

Prof. Dr. Meliha Benli Altunışık, ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde öğretim üyesidir.

Barack Obama döneminde Ortadoğu’daki önemli tartışmalardan biri ABD’nin bölgeden çekilip çekilmeyeceğiydi. Bu tartışmalar Donald Trump döneminde de devam etti. ABD bölgeden çekilmedi ancak bölge ile ilişkilerini yeniden tanımladı.

Bu çerçevede hem bölgenin Washington’un gözünde öneminin azalması, hem de küresel düzlemde yükselen ülkelerin bölgede artan ağırlığı ve etkisi, ABD’nin bölgesel politikayı belirleme isteği ve kapasitesini eskiye oranla azalttı. Bütün bunlara rağmen Beyaz Saray’da yakında yaşanacak değişimin bölgedeki etkisini ve yarattığı hareketlenmeyi gözlemlemek ilginç.  Bu hareketlenmelerden biri Körfez bölgesinde yaşanıyor.

Obama döneminin aksine Trump’ın İran’a karşı “maksimum baskı” politikasından hoşnut olan ve Trump yönetimiyle her bakımdan ilişkileri derinleştiren Körfez ülkeleri, özellikle de Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) politikalarını gözden geçiriyor. Öncelikle 2017 yılının ortasında Katar’a karşı başlattıkları bu ülkeyi izole etme ve ambargo altına alma politikalarından vazgeçtikleri anlaşılıyor.

Suudi Arabistan ile Katar aslında bir süredir gizliden görüşüyorlardı. 2019 sonunda yapılan görüşmeler sonuçsuz kalmıştı. Geçtiğimiz aylarda yeniden başlayan görüşmeler sonunda ilişkilerini normalleştirmek üzere güven artırıcı tedbirleri uygulama kararı aldılar. Bu tedbirlerin ilk adımı ise Katar’a karşı uygulanan ambargonun kaldırılması. Bunun ötesinde bu gelişmenin özellikle Katar’ın Müslüman Kardeşler ve İran ile ilişkileri açısından sonuçları zamanla ortaya çıkacaktır.

Katar krizinin sona ermesinin bu ülkenin Türkiye ile ilişkilerine etkisinin ise daha sınırlı olması beklenebilir. Çünkü Suudi Arabistan’ın bir süredir Türkiye ile de 2017’den itibaren bozulan ilişkilerini düzeltme çabasına girdiği biliniyor. Bu iki hamlesiyle Suudi Arabistan’ın Biden yönetiminde değişeceğini beklediği ikili ilişkilere ve ABD’nin İran politikasına hazırlık yaptığı belli oluyor.

İran ve nükleer anlaşma

Öte yandan İran da Biden dönemine kendi açısından hazırlanıyor. Biden, kampanya sırasında, eğer başkan olursa ABD’nin 2015’de imzalanan ve Trump yönetiminin 2018’de ayrıldığı İran ile altı ülke arasında imzalanan nükleer anlaşmaya tekrar katılacağını söyledi. Bunun yanında ABD’nin yeni dönemde İran’a petrol ambargosunu kaldırabileceği de İran için iyi haber. Ancak ABD’de nükleer anlaşmaya yeniden dönmeyi savunanlar da anlaşmanın bir biçimde tekrar müzakere edilmesini, aradan zaman geçtiğini söylüyorlar. Üstelik Biden yönetiminin bu kez Obama’nın yapmadığını yaparak nükleer anlaşmayla birlikte İran’ın başta Suriye olmak üzere bölge politikasının da müzakerelerin konusu haline getireceği hatta masaya bazı bölge ülkelerinin de oturabileceği beklenen bir durum. O halde İran da bu yeni dönem için elini yükseltiyor. Ocak ayı başında Tahran’dan yapılan yüzde 20 uranyum zenginleştirmesi açıklaması böyle okunabilir.

Netanyahu hükümetinin asıl derdi

İsrail’de ise Netanyahu hükümeti ülke içinde bir yandan artan toplumsal muhalefet, bir yandan da Netanyahu’ya karşı yolsuzluk suçlamalarından oluşan yargı süreci ile karşı karşıya.

Üstelik Netanyahu ve hükümet ortağı Savunma Bakanı Banny Gatz arasındaki anlaşmazlıklar ve bu nedenle bütçenin Knesset’ten geçmemesi ülkeyi son iki yılda dördüncü kez bir seçim sürecine sokmuş görünüyor. Son yıllarda iç politikada “illiberal” politikalar uyguladığına ilişkin artan eleştirilerle karşılaşan Nethanyahu, Trump yönetimiyle yakın ilişkilerini ve Trump yönetiminin özellikle Filistin meselesi ile ilgili konularda attığı İsrail yanlısı adımları iç politikada desteğini artırmak için kullanmaya çalıştı.

Biden yönetiminin ise Trump yönetimi kadar kendisine yakın olmayacağı, en azından ilhak politikasını desteklemeyeceği ve Filistin meselesinde iki devletli çözüme geri döneceği gibi beklentiler Netanyahu yönetiminin elinden bu iç politika malzemesini alabilir. Hem içerdeki destekçilerine hem de ABD’ye mesaj vermek üzere Güney Kudüs’ün mahallerinden birinde yeni yerleşim planları açıklaması da bu anlamda önemli. Ancak Netanyahu hükümetinin asıl derdi, ABD’nin İran politikasının değişmesi olasılığı. İsrail, ABD seçimlerinden beri İsrail bir yandan Suriye’deki İran pozisyonlarını vurdu, öte yandan İranlı nükleer bilimci Muhsin Fikrizade’nin Tahran’da Kasım ayında katledilmesine adı karıştı.

Türkiye’den normalleşme sinyalleri

Diğer bir bölgesel güç olan Türkiye de Ortadoğu’da Biden yönetimine hazırlanıyor. Uzun süredir sorun yaşadığı bloktaki ülkelerle ilişkilerin düzelmeye başladığı gözlemleniyor. Bu ülkeler de zaten bölgede yeni gelişecek denkleme hazırlık yaptıklarından, Türkiye ile ilişkileri geliştirmeye eskiye oranla daha hazır durumdalar. Suudi Arabistan’ın yanında, Türkiye’nin yakın zamanda İsrail ve Mısır’la da ilişkilerini düzeltmeye çalıştığına ilişkin emareler var. Zaman zaman Mısır ve Türkiye arasında istihbarî görüşmeler olduğu son dönemlerde kamuoyuna da yansıdı. İran konusunda endişeli olan Suudi Arabistan’ın Türkiye-Mısır normalleşmesine çalıştığı biliniyor. Özellikle Doğu Akdeniz meselesinde yalnız kalan Türkiye’nin ise bu bakımdan Mısır ve İsrail ile ilişkilerini geliştirmek istediği söylenebilir.

Kısacası, bölgesel güçler Biden dönemine hazırlanıyorlar. Ancak Biden’ın Ortadoğu politikası nasıl şekillenecek, istediklerini yapabilecek mi, daha da önemlisi bölgeye ilgisi ne derece olacak, bunlar belli değil.

Bir yandan ABD’nin dikkatini Çin’e vermeyi sürdüreceği, öte yandan Biden’ın özellikle yönetiminin başında iç politika meselelerine eğileceği gibi beklentiler de bölgede tartışılıyor. Yine de şurası açık ki, bölge ülkeleri kendilerini yeniden konumlandırma peşindeler. Bu konumlandırmalar bölgenin yeni ABD yönetiminden büyük ölçüde Obama döneminin yeni bir versiyonunu beklediklerini gösteriyor.

Yine büyük ölçüde planlar İran’ı sınırlandırmayla ilgili gibi görünüyor. İran ise yeni yönetimle müzakerede elini güçlendirme peşinde. Diğer yandan bölgenin Obama döneminden beri daha da derinleşen sorunları var. Bölgede üç iç savaş yaşanıyor. Bunlar sadece genel olarak bölgede güvensizlik ve istikrarsızlık yaratmıyor, aynı zamanda ciddi insani güvenlik krizlerine de yol açıyor. COVID-19 ile daha da derinleşen sosyoekonomik krizler, karşı karşıya kalınan gıda krizi, artan işsizlik ve yoksulluk bölgenin asıl çözüm bekleyen sorunları.

Ne yazık ki onların çözümü için gereken planları, bölgede istikrar ve barışı sağlamak üzere bölgesel işbirliği projelerini ise Ortadoğu’da görmek hâlâ söz konusu değil.

close

Yeni yazılardan haberdar olun!

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.