Babacan ve Davutoğlu konuştukça kara kutular açılabilir

Gazeteci-Yazar

Soldan sağa AB Bakanı Bağış, İçişleri Bakanı Güler, Şehircilik Bakanı Bayraktar, Başbakan Yardımcısı Bozdağ ve Sanayi Bakanı Çağlayan Başbakan 24 Aralık 2013 akşamı Erdoğan’ı karşılama töreninde. 17 Aralık soruştırmasında adı geçen Bağış, Güler Bayraktar ve Çağlayan’ın görevden alındığı 25 Aralık günü yeni bir soruştuırma açılması hükümetin “Fethullahçı mini, darbe teşhisine yol açmış, soruşturmalar kapatılmıştı. (Foto: Murat Kaynak/AA)

Ali Babacan şu anda DEVA Partisi Genel Başkanı ama (sonradan kapatılan) 17-25 Aralık 2013 yolsuzluk soruşturmaları sırasında Tayyip Erdoğan başbakanlığında AK Parti hükümetinin Başbakan Yardımcısıydı. Ekonomiden sorumluydu. Gazeteci Nevşin Mengü, 11 Şubat’ta Deutsche Welle için yaptığı mülakatta güzelce sordu, Babacan da güzelce yanıtladı. Ve bize bir kez daha hatırlattı ki, er ye da geç her şey açığa çıkar.
Babacan “Ona [17-25 Aralık’ın yolsuzluk boyutuna] herhalde bir gün bakılır” dedi ve şöyle devam etti: “O dönemde tam bakılamadı. O dönemde mini darbe teşebbüsü [Hükümet 17-25 Aralık’ı mini darbe girişimi sayıyordu] o kadar önemli temaydı ki kimse yolsuzluk boyutuna bakmadı. “Böyle bir şey olur mu?” denildi. Günün birinde dönüp o tarafa bakmak gerekir. O toz dumanda yolsuzluk konusu biraz gerilerde kaldı.”
Babacan’ın konuştukça geçmiş dönemlere ait artık unutulduğu sanılan dosyaların açıla ihtimali beliriyor. “Toz-dumandan” kastı, devlet içindeki Fethullahçı, o zamanki deyişle F-Tipi örgütlenmenin rolünün, iddiaları bastırmasıdır.

Eski defterler gerçekten açılır mı?

Babacan 17-25’in de er geç yeniden soruşturulacağı kanısını devlet bilgisine dayandırıyor. Mengü’nün soruyu sürdürmesi üzerine şöyle konuşuyor:
“Benim bildiğim bir şey var devlet arşivinden hiçbir şey kaybolmuyor. Kurşun kalemle bir yere bir şey yazın onun on tane fotokopisi çekilir. Bir not yazın, onun kaç tane fotokopisi çekilir. Bir sürü arşivlere gider. Devlet arşivini biraz arayınca her şey çıkar.”

Babacan, Mengü’ye: Devlet arşivinden hiç bir şey kaybolmuyor.

İsterseniz geçmiş ilişkileri gösteren bütün belgeleri imha edin, isterseniz kütüphane raflarını boşaltın, isterseniz gerçeğin yalan, yalanın gerçek olduğunu yayın, gerçekler er geç açığa çıkar. Önce Emevi’lerin Horasan Valisi Kuteybe bin Müslim’in sonra Moğol Hanı Cengiz’in tahrip ettiği Taşkent, ya da Bizans’ın Mısır Valisi Theophilos’ın tahrip ettiği İskenderiye kütüphaneleri bilginin yayılmasını engelleyemedi. Geciktirdi, ama engelleyemedi.
İnsanlığın en büyük icatlarından birisi de bürokrasidir. Çivi yazısının kullanılmaya başladığı Babil’den itibaren kayıt tutuyoruz. O kayıtlar bazen egemenler, ya da istilacılar tarafından yok edilse de bazıları kalıyor. Sadece 17-25 için değil tabii, ama Babacan’ın hatırlattığı budur.

Yalnız Babacan değil, Davutoğlu, Arınç da

Bülent Arınç, Erdoğan ve Abdullah Gül ile birlikte AK Parti’nin kuruluşundaki üç temel direğinden biriydi. Gül zaten Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçilmesiyle 2014’te AK Parti devresi dışında kalmıştı. Arınç hâlâ devredeydi. Ancak o da Erdoğan’ın hukuk reformu çıkışı üzerine Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş’ın durumunu hatırlatınca devre dışında kaldı.
Arınç 7 Şubat’ta Milli Görüş kıdemlilerinden Fehim Adak’ın kabri başında yaptığı konuşmada şunları söyledi:
“Bugün bizim en büyük sıkıntımız, maalesef dünün mağdurlarının, bugün mağrur olmasıdır. Dünün fakirlerinin bugün zenginlikten gözlerinin kamaşmasıdır. Ve bugünkü yaşantı içerisinde ne varsa, kaybetmiş olmalarıdır. Dünün mücahitlerinin daha sonra müteahhit daha sonra müşahit olduğu bir noktadayız. Burada kalsalar bile iyi.”
Bu sözler 8 Şubat’ta Babacan ile Davutoğlu’nun ortak basın toplantısında soruldu. Artık Davutoğlu da Gelecek Partisi Genel Başkanı idi. “Bizim bugün neden iktidarda olmadığımız sorusuna cevap” dedi. “Güç yozlaşmasına” karşı çıktıklarını söyledi. Kendisi Başbakan, Arınç ve Babacan yardımcıları iken şeffaflık, siyasi etik ve imar yasaları hazırlamışlardı. Ama “imar baronları” engellemişti

Babacan ve Davutoğlu muhalefete ısındıkça daha sert konuşuyor, konuştukça yeni dosyaların açılması ihtimalini gündeme getiriyorlar.

Erdoğan’ın o yasaları “ilçe başkanı yapacak kimse bulamazsınız” diye reddettiği o dönem basında yer almıştı.

Mücahitken müteahhit olanlar kimler?

Davutoğlu, gittiği şehirlerde, bir zamanlar peşinde koşan valilerin şimdi kendisine nezaket ziyareti randevusu vermediğinden yakınıyor. O da Babacan da Türkiye’yi iktidarda değil muhalefette dolaştıkça siyasi söylemlerinde muhalif ton belirginleşmeye başladı. Babacan, Batman’da siftah yapmadan dükkân kapatan esnafı, Davutoğlu, Seydişehir pazar yerinde kalmış sebzeleri toplayan kadını yerinde görüyor artık. Gördüklerini dile getirdikçe uğradıkları saldırılarla muhalefete ısınıyorlar.
Muhalefete ısındıkça daha dolaysız konuşuyor, konuştukça açılıyorlar. Konuştukça Erdoğan’a hangi dosyaları açabileceklerini göstermeye başlıyorlar. Onlar konuştukça Erdoğan’ın iktidarına dair yeni dosyaların hatırlanması muhtemel. Şahsen, Arınç’ın ortaya attığı o “mücahit iken müteahhit” olan isimlerin kim olduğunu merak ediyorum.
Babacan bu söyleme yine Mengü ile mülakatında “İktidar başarısızlığını insanlarımızın millî ve dini duygularını istismar ederek kapatmaya çalışıyor” diye destek çıkıyor.
Sadece Babacan ve Davutoğlu değil, örneğin İYİ Parti lideri Meral Akşener’in de özellikle üzerinde durduğu bir nokta var burada. O da Erdoğan’ın son zamanlarda önemli açıklamalarını hep Cuma namazı çıkışında yapması; adeta Padişahların Cuma selamlığı gibi.

close

Yeni yazılardan haberdar olun!

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Bunları da beğenebilirsiniz...