Cumhurbaşkanı herkesten çok hukuka harfiyen uymalıdır

Avukat, İSTA, Daha İyi Yargı Dernekleri Başkanı, TÜRKONFED Başkan Yardımcısı

Erdoğan’ın İstanbul Sözleşmesinden çıkış ve Merkez Bankası kararları hukuken tartışmalı. Cumhurbaşkanı hukuka herkesten çok hukuka harfiyen uymalıdır. (Foto: Cumhurbaşkanlığı)

Sakin bir kahvaltı masasına oturma planı yaptığımız bu Cumartesi sabahına hepimizi çok yakından ilgilendiren İstanbul Sözleşmesinden çıkılmasına ve TCMB Başkanı Naci Ağbal’ın görevden alınmasına ilişkin iki Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile yataklarımızdan fırlayarak kalktık. TCMB Başkanı (eski) Ağbal’ın fiyat istikrar politikası hakkındaki yazısı bu sebep yayınlanan uluslararası bir gazetecinin; “Türkiye’de güncel gelişmeleri takip eden gazeteci olmak çok zor!” tweetiyle uyanmıştım ki; arkasından İstanbul Sözleşmesinden çıkılmasına, daha doğrusu Cumhurbaşkanının çıkmak isteğine dair kararını öğrendim.

Devletin görevi huzur ve istikrar

Demokrasi ve hukukun en önemli işlevi, özellikle mahmur bir cumartesi sabahında yerinden hoplatacak gelişmelere izin vermemesi; bir hafta boyunca alnından sırtından ter akarak çalışan insanların huzurunu sağlamaktır. Zorlu geçen bir haftanın sonunda bu cumartesi sabahının rahatlığını, demli çay, simit, zeytin, peynirle birlikte güzel bir müzik, kitaplar, arada eş dostla sohbet ederek hoşça vakit geçirme hakkımı kullanacağım bu cumartesi sabahım heder oldu. Sabahtan beri ekran başında Anayasa, TBMM kararı vs araştırıyor, arkadaşlarımızın sorularına cevap yetiştiriyorum. Sözün özü devletimizden huzurlu bir cumartesi sabahı alacaklanmış oldum. Ama olsun bana o kadar çok şey verdi ki bu güzel ülke, bütün varlığımız ona armağan olsun, böyle cumartesileri ülkemizi ileri götürmek için düşünce üreterek geçirelim.

İstanbul Sözleşmesini fesih yetkisi yoktur

Cumhurbaşkanı kararnamesinde “[İstanbul] Sözleşmesi’nin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin Türkiye Cumhuriyeti bakımından feshedilmesine” diyor. Kullanılan “fesih” terimi bile kararnamenin oldukça zayıf bir hukuk bilgisi ile hazırlandığını gösteriyor. Çoklu bir uluslararası sözleşme feshedilmez, sözleşmeden çıkılır. Bunun da bir usulü vardır. Çıkmak isteyen ülkenin iradesinin hukuka uygun olarak ortaya çıkarmak, bu iradeyi iletmeye yetkili ve görevli makam tarafından sözleşmede öngörülen usul takip edilerek iletmek gerekir.
Cumhurbaşkanının milletlerarası İstanbul Sözleşmesinden çıkma ya da kendi deyimiyle İstanbul Sözleşmesini T.C. bakımından feshetme yetkisi yoktur. Cumhurbaşkanına bu yetki Anayasa’da, 244 sayılı kanunda veya kararnamede dayanak olarak gösterilen Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 3. maddesinde verilmiş değildir. Anayasa’nın aşağıda değineceğim hükümleri karşısında Cumhurbaşkanına böyle bir yetkinin verilmesi de mümkün değildir.
Nitekim “feshetme” kararında dayanılan cumhurbaşkanlığının kendi 9 sayılı kararnamesinin 3. maddesi de Cumhurbaşkanına bu yetkiyi vermiyor. Kaldı ki Cumhurbaşkanı yetkilerinin Anayasa’dan alır; kendi çıkardığı kararname ile kendisine yetki veremez. Bu konuda hukukçuların “yetki aşımı” dediği açık bir hukuka aykırılık durumu var. STK’lar ve ilgili herkes kararnamenin iptila ve yürütmenin durdurması için idari dava açabilir. Bence açmalıdırlar da.

Kanunu Cumhurbaşkanı değil TBMM çıkardı

Milletlerarası anlaşmaların onaylanmasını uygun bulmak Anayasa’nın 87. maddesi gereğince TBMM’nin yetkisindedir. Nitekim, TBMM İstanbul Sözleşmesine katılmamızı 24 Kasım 2011’de Anayasa m. 87 gereğince uygun bulmuştur. TBMM’nin uygun bulması ile İstanbul Sözleşmesi kanun hükmünü almıştır.
Anayasa 104. ve 244 sayılı kanunun 5. maddesi ile Cumhurbaşkanına verilen yetki milletlerarası anlaşmaları “onaylamak ve katılmak”, 9 sayılı kararname ile de bu anlaşmaların uygulaması ile ilgili formaliteleri ve tarihlerini tespit ederek kamuoyuna duyurmaktan ibarettir.
Yasama organı TBMM; 2011’de uygun bularak kanun hükmüne getirdiği İstanbul Sözleşmesini isterse uygun bulma kanununu ilga ederek çıkılmasına karar verebilir. Bu kararı vermesi için TBBM’ni harekete geçirme yetkisi ve imkânı olan Cumhurbaşkanı, kendiliğinden kanunu ilga edemez, kanun hükmündeki İstanbul Sözleşmesini bir kararnameyle feshedemez, çıkmaya da karar veremez.

Merkez Bankası kararı da tartışmalıdır

Öte yandan TCMB başkanının görevden alınması konusu hukuki bakımdan bakıldığında oldukça sorunludur. Bu hususta alınan kısa süreli ve tartışmalı kararların ekonomik açıdan yanlış ve zarar verici olduğu, hukuki ve ekonomik belirliliği hasara uğrattığı ise tartışma konusu bile değildir. TCMB; kuruluş kanunu gereğince bağımsızdır, bağımsız kalmalıdır. Ekonomiye güveni sağlayan, paramızın şerefini ve birikimlerimizin değerini koruyan, siyasetten uzak olması gerektiği dünyaca kabul edilen yegâne kurum olması sebebiyle de bağımsızlığının korunması hepimizi yakından ilgilendirir.
Dolayısıyla, ekonomik yönden bakıldığında da hukuki yönden bakıldığında da başkanının Cumhurbaşkanı tarafından görevden alınamaması gerekir. Ancak kamu görevlilerini görevden almaya Cumhurbaşkanının yetkili olduğuna dair hükmün TCMB başkanını da içerdiği yorumuyla Cumhurbaşkanlığı bu yetkiyi kendilerinde görmektedir. Görevden alınan başkanlar veya sivil toplum dava ederek konuyu yargıya taşımamış olduğu için de bu konu yargı tarafından incelenmemiş ve mevcut muallaklık bir içtihatla giderilmemiş durumdadır.

Cumhurbaşkanı istikrarla yükümlüdür

Diğer bir husus ise Anayasanın 64. maddesinde altı çizilen “Yürütmede istikrar” hükmünün Cumhurbaşkanlığı kararlarında dikkate alınması gerektiğidir. Keza Cumhurbaşkanı yürütmeyi yönetirken Anayasa m. 8 ve 10. maddeleri gereğince hukuk kuralları ile bağlıdır. Hukukla bağlı olması demek Cumhurbaşkanının işlem ve kararlarının kişisellikten uzak, bilimsel ve objektif olması demektir. Ancak din felsefesinde net olmayan, içinde bulunduğumuz ekonomik düzenin şartlarına uymayan faiz ve enflasyon yaklaşımında ve bu hususlarda verdiği kararlarda gözlemlenen tutarsızlık, bilimsel değil kişisel bir yönetime emaredir. Bu da hem devletin ekonomi üst yönetiminde hem de ekonomide, ekonomik politika ve kararlarda istikrarsızlık ortaya çıkarmaktadır.
Bu sebeplerle Cumhurbaşkanının İstanbul Sözleşmesi ve TCMB başkanı ile ilgili kararları kanaatimce hukuka uyarlı değildir.
Bu durumun hukuk çerçevesinde bir çözüme kavuşturulması, yargının devlet içindeki denge ve denetim işlevini yerine getirebilmesi ilgililerin ve sivil toplumun bu kararlara karşı yargı yoluna başvurması ile mümkün olabilir.

close

Yeni yazılardan haberdar olun!

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Bunları da beğenebilirsiniz...