Kılıçdaroğlu bir süredir “CHP’ye kumpas kurulduğu” duyumlarından şikayetçiydi; şimdi AK Parti ve CHP içi eleştirilerin hedefinde. (Foto: CHP web sitesi)

19 Kasım günü CHP Meclis grubuna konuşan Kemal Kılıçdaroğlu “Türk basınının yeni amiral gemisi Sözcü gazetesidir” dedi.
20 Kasım günü Sözcü gazetesinin başyazarı Rahmi Turan, bir CHP’linin 9 Kasım tarihinde Beştepe’de Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Tayyip Erdoğan ile görüştüğünü yazdı. Haber kaynağı “Saray’a yakın” idi. İddiaya göre Kılıçdaroğlu’nun yerine CHP Genel Başkanı olması konuşulmuştu.
Kılıçdaroğlu’nun Erdoğan’a rakip olarak Cumhurbaşkanlığına aday gösterdiği Muharrem İnce, anında başlayan tevatürlere karşı “ben değilim” dedi. Gürsel Erol da benzeri bir açıklama yaptı. Ancak Kılıçdaroğlu konuşmadı. Ona sorulan bir şey de olmamıştı zaten.
Ertesi sabah, 21 Kasım’da Fox TV’de İsmail Küçükkaya sordu, o da şunları söyledi:
• “Ben şaşırmadım efendim, okuduğumda ‘Doğrudur’ dedim. Erdoğan, CHP’yi dağıtmak için elinden geleni yapıyor. Devletin en kilit noktasındaki isimleri devreye soktuğunu biliyorum. ‘CHP kendi içinde kavgalıdır devleti yönetemez’ diye bir algı yaratmak istiyor ama herkes biliyor; devleti bilen herkes anlar. İsim vermek istemiyorum.
Bu sözler anında Kılıçdaroğlu’nun Rahmi Turan’ı doğruladığı ve giden ismi vermek istemediği şeklinde yorumlandı, Erdoğan’ın devletin kilit noktasındaki hangi isimleri devreye soktuğunu söylemek istemediği şeklinde yorumlanmadı. Kılıçdaroğlu, 17 Kasım’da “CHP’yi yönetmek, devleti yönetmekten kolay” demişti ve aslında “Doğrudur” demesi, kendi partisi içinde bunu yapabilecek kişilerin bulunabileceğine duyduğu güvensizliği yansıtıyordu.
Burada bir durak verelim: demokrasilerde muhalif bir siyasetçinin cumhurbaşkanını ziyaret etmesinde bir sorun yoktur; sorun Erdoğan’ın aynı zamanda iktidar partisinin genel başkanı olması nedeniyledir.

“Kim söyledi?” tartışması

Kılıçdaroğlu aynı yayında, “Erdoğan’a açık ve net soruyorum: bu haber doğru mudur, yanlış mıdır kardeşim? Söyle” dedi.
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, aynı gün açıklama yaptı: haber tamamen gerçek dışıydı, ne Külliye, ne bir başka yerde böyle bir görüşme olmuştu.
Bu açıklamayla tartışmanın bitmesi beklenirdi. Bitmedi. 22 Kasım’da İzmir’de konuşan Erdoğan, adeta iddiayı ortaya atan Kılıçdaroğlu olmuş gibi, “İspat edersen ben Cumhurbaşkanlığımı ortaya koyuyorum” dedi; acaba ispat edemezse Kılıçdaroğlu da CHP genel başkanlığını ortaya koyuyor muydu?
Muharrem İnce de konuşmaya başlamıştı. Kılıçdaroğlu’nu, adeta Kılıçdaroğlu iddiayı doğrulamış gibi kameralar karşısına birlikte çıkarak yalanlamaya, CHP’ye birlikte sahip çıkmaya çağırdı.
O aşamada kamuoyu, Cumhurbaşkanının yalanladığı haberin kaynağının kim olduğunu tartışmaya başlamıştı. Londra’da tedavi görmekte olan Rahmi Turan, “Saray’a yakın” dediği haber kaynağının, o sırada kaynağın kendisi olduğunu yalanlamış olan gazeteci Talat Atilla olduğunu açıkladı. Ankaralı gazetecilerin yakından tanıdığı Atilla, iki internet haber sitesinin sahibi ve yöneticisiydi.
Atilla’nın haberi Kılıçdaroğlu’dan doğrulattığını söylemesi, Kılıçdaroğlu tarafından yalanlanınca, CHP’liler ve değişik çevrelerden doğrulattığını ve daha sonra da kaynağın bir CHP’li olduğunu söyledi.
O arada Fahrettin Altun, Beştepe’ye girdiği ve çıktığı iddia edilen araç plakalarının da trafik kaydında var olmadığını açıklamıştı; yani o da yalandı.
Burada bir durak daha verelim. Habercilik bakımından bu noktada sorulması gereken iki soru var:
1- Bir gazeteciye böyle bir duyum geldiğinde, adı geçen ve sorulan her soruya cevap veren Muharrem İnce’ye sormuş mu?
2- Kendisine gazeteci diyen bir kişi böyle bir haberi neden doğrulatıp kendisi yayınlamak yerine Sözcü gazetesindeki abilerine servis edip onlara yazdırmaya çalışır?
Atilla’nın Twitter hesabında verdiği yanıt, kendilerinden bahseden abilerine “haber jesti yapmak” şeklinde oldu; “Elliye yakın ödülüm var” diyen Atilla haberini aslında kendisinin yazması gerektiğini sonradan fark etmişti.

Gelin bir hesap yapalım

Şimdi alt alta toplayacağımız birkaç nokta var.
Haydi, Erdoğan’ın konuyu canlandırmasını saymayalım.
Ama Erdoğan’ın 22 Kasım konuşmasından hemen sonra MHP lideri Devlet Bahçeli, daha önce PKK dahil defalarca suikast girişimine, saldırıya hedef olan Kılıçdaroğlu’nun “Milli güvenliğe tehdit” olduğunu söyledi
Cumhurbaşkanlığı adaylığı sırasında seçim konuşmalarını canlı yayınlamaktan kaçınan hükümet çizgisindeki kanallar, Muharrem İnce’nin Yalova’daki köyünde yaptığı basın toplantısını canlı yayınladı. İnce, kumpasın kendisine karşı kurulduğunu, kuranın ise Beştepe değil, CHP yönetimindeki bir “çete” olduğunu söyledi.
AK Parti sözcüsü Ömer Çelik, “CHP’li siyasetçi, kumpasın CHP Genel merkezinde üretildiğini söylüyor” diye basın toplantısı düzenledi, Kılıçdaroğlu’nun “Hesap vermesi” gerektiğini söyledi.
AK Parti ve Pelikan Grubuna yakınlığıyla tanınan gazeteci Nagehan Alçı, “İnce’ye sinsi bir kumpas kurulduğunu” söyledi, “Sonuna kadar Muharrem İnce’nin yanındayım” dedi.
Kılıçdaroğlu’nun Genel Başkan Yardımcısı yaptığı ama daha sonra İnce’ye karşı bağımsız cumhurbaşkanı adayı olmak üzere CHP’den ayrılan eski Musul Başkonsolosu Öztürk Yılmaz, zamanında Kılıçdaroğlu’na CHP’yi FETÖ’cülerden temizlemesi gerektiğini söyleyerek haber oldu.
Talat Atilla, Kılıçdaroğlu’na verdiği sürenin dolmasıyla yeni ifşaatta bulunacağını açıkladı.
Bu toplamdan sizce ne çıkıyor? Basın üzerinden siyasi yönlendirme operasyonuna benziyor diyenler el kaldırsın.

Gelelim Kılıçdaroğlu’nun suçlarına

Kılıçdaroğlu, CHP’nin onlarca yıldır izlediği “Küçük olsun, benim olsun” siyasetini bırakıp Erdoğan’ı, özellikle de yüzde 50+1 kuralından sonra alt etmenin yolunu geniş cephe politikasında gördü.
MHP ve AK Parti’nin seçime sokmamaya çalıştığı Meral Akşener ve İYİ Parti’ye 15 milletvekili “ödünç vererek” Meclis’te bir muhalif grup daha oluşmasını sağladı.
İYİ Parti ile seçim ittifakına girerek, Saadet parti ile iyi ilişkiler kurup, HDP ile düşmanlık politikası gütmeyerek cepheyi genişletti.
Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş dâhil seçtiği isimler ve bu cephe politikasıyla 2019 yerel seçimlerinde İstanbul ve Ankara dâhil çoğu büyükşehrin AK Parti’den alınmasında (Akşener’in desteğiyle) başrolü oynadı.
Yıllardan sonra ilk defa muhalif kesimlerde Erdoğan ve AK Parti’nin, MHP desteği ile de olsa, tamamen demokratik yollarla alt edilebileceği umudunu yeşertti.
Bunlar, AK Parti ve MHP bakımından muhalefet cephesinin ilk seçimde yüzde 50+1’e ulaşma ihtimali, CHP içindeki muhalifleri tarafından da yükselen dalgayı Kılıçdaroğlu’na yar etmeme fırsatı olarak görülmüş, onun hesabına suç olarak yazılmış olabilir.
Şimdi tam da Kılıçdaroğlu CHP tabanında yıllardan sonra ilk kez tadılan galibiyet hisleriyle Kurultay sürecindeyken sadece dışarıdan değil, içeriden de hedefe konulmuş görünüyor.
Kılıçdaroğlu’nun Türk basının amiral gemisi unvanını Hürriyet’ten alıp Sözcü’ye verdiğinin ertesi günü, Sözcü başyazarı eliyle bu tartışma açılmamış olsaydı, şimdi neyi mi konuşuyor olacaktık?
Söyleyelim. Muhtemelen Suriye’de ne ABD, ne Rusya’nın Türkiye’ye verdiği sözleri tuttuğundan, yeni zamlardan, emeklilikte yaşa takılanlardan, o da Kongre sürecine giren AK Parti’den istifalardan ve Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu’nun parti hazırlıklarından söz ediyor olacaktık.
Bakalım sırada bakmamız istenen hangi kuşlar, hangi cambazlar var?

Bir Cevap Yazın