İkinci Perde, Soylu’nun yanıtladığı tek soruyla açıldı

Gazeteci-Yazar

İçişleri Bakanı Soylu’nun gerçekten cevap verdiği tek soruyla Peker hadisesinde ikinci parde açıldı. Peker, Erdoğan’a, “Ben gitmiyorum, ya gönder, ya tam destek ver” demiş oldu.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun 24 Mayıs gecesi üç saat süren Habertürk canlı yayınından aklınızda en çok ne kaldı? Yani Soylu’nun gazetecilerin fırsat bulup sorabildikleri soruları geçiştirme ustalığı dışında; programın amacı suç örgütü lideri Sedat Peker’in iddialarına yanıt vermekti ama Soylu ne zaman somut bir soru gelse konuyu ya Türkiye üzerine oynanan emperyalist oyunlara ya da 1990’larda hangi polisin ne kadar kirli işlere bulaştığına getirdi. Akılda kalan başka şeyler de var elbette, birazdan geleceğiz, ama benim aklımda en çok İçişleri Bakanının gerçekten yanıt verdiği tek soru kaldı.
Defalarca tekrarlanan soru şuydu: istifa edecek misiniz?
Bakanın yanıtı “Hiç düşünmedim” oldu.
Programı tek cümleye indirgemeye kalkarsak elimizdeki cümle İçişleri Bakanının bütün bu iddialar karşısında istifa etmeyeceği olur.
Diğer bütün soru, yanıt ve geçiştirmeleri bu cümle altına yerleştirmeye kalkarsanız bulacağınız ise, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a, “Ben gitmiyorum, istiyorsanız siz gönderebilirsiniz” çağrısıdır. Bir başka açıdan da “Göndermeyecekseniz bana doğru dürüst sahip çıkın” çağrısı.
Peker videolarını mafya dizilerine benzetenler için söylüyorum, dün akşam Habertürk’teki yayınla ikinci perde açılmış sayılır; hükümet ve AK parti içindeki dengeleri de tartışmaya başlayacağımız perde.
Çünkü, yasak savar gibi verilen birkaç demeç dışında, Soylu “kendimi yalnız hissetmiyorum” dese de ne AK Parti ne de MHP’den o eski sahipleniş var. Soylu’nun daha programın başında “Sessizlik hâkim” demesi, bir şikâyet tonu da taşıyordu zaten.

Mafya şefi hükümeti sarsıyor algısı

İşin en acı yanı, Soylu’nun ne diyeceğini merak ederek ekran başına toplanan milyonlarca insanın bir kısmının aynı zamanda Peker’in Twitter hesabını takip edip Soylu’ya yanıt, suçlama ve hakaretlerini paylaşmaları oldu. Sonra dışarıdan “Türkiye’de bir mafya şefi Erdoğan hükümetini sarsıyor” dedikleri zaman “algı operasyonu” deyip çıkıyorlar işin içinden. Hesaplaşma var mı? Hayır, hesaplaşma talebini sessizliğe boğma girişimi var. Devletin İçişleri Bakanı kendisi ve hükümeti cinayete göz yummaktan uyuşturucu kaçakçılığına dek ağır suçlamalarda bulunan mafya şefine karşı suç duyurusunda bulunmasına rağmen hâlâ devletin savcılarının harekete geçmeyişi değil mi biraz da buna yol açan?
Soylu’ya Peker’den hangi siyasetçinin ayda 10 bin dolar aldığı iddiası soruluyor, hatta soru Erdoğan’ın hemşerisi ve AK Parti Milletvekili Metin Külünk’ün adı verilerek tekrarlanıyor, Soylu “Savcıya söyleyeceğim” diyor. Peki nerede o savcı? Yok. Çünkü soruşturma açan yok.
Soylu’nun yargıdan şikayetçi, yakalıyoruz, mahkeme bırakıyor da diyor, muhatabı Adalet Bakanı Abdulhamit Gül. Soylu kendisinden önce Peker’in emniyete eleman yerleştirmesinden (iki polis daha son günlerde açığa alınmış) koruma verilmesinden söz ediyor, adresi kendisinden önceki İçişleri Bakanı, halen AK Parti Dış İlişkiler Başkanı olan Efkan Âlâ. Soru Kolombiya, Venezuela uyuşturucu bağlantısı iddialarına geliyor, adresi son Başbakan, halen AK Parti Genel Başkan vekili Binali Yıldırım. AK Partinden için için tüten bir yangının dumanları yükseliyor.
Soylu bu ortamda Erdoğan’a “Ya gönder ya tam sahip çık” demiş oluyor.

Peker neden Soylu’yu hedef aldı?

Soylu, program boyunca birkaç kez geçmişten gelen husumetini anlattığı Mehmet Ağar’a “48 saat içinde” Bodrum Yalıkavak Marina yönetiminden istifa etmesi çağrısında bulundu. Neden 48 saat. O 48 saat ortada bir suç delili varsa yok etmeye fazlasıyla yetmez mi? Suç istihbaratı varsa bir an önce ve duyurmadan harekete geçmek gerekmez mi? Peker’in eşi Avukat Özge Peker’in suç örgütünün mali yapısını yönettiğini söyledi. Bu konuda açılmış bir soruşturma, dava var mı? Yoksa ve İçişleri Bakanının bu yönde istihbaratı varsa neden harekete geçilmiyor?
Peker’in neden kendisini (Ağar ile birlikte) hedef aldığı sorulunca, Soylu önce hedefin kendisi değil Erdoğan ve Türkiye olduğunu söyledi, ama soru tekrarlanınca, kendi döneminde terör ve uyuşturucuyla mücadelede görülmemiş başarı elde edildiğini bu yüzden hedefe konduğunu söyledi. Aslında sadece bu da değildi. Örneğin 2014’te Erdoğan’ın yerine AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan olarak seçtiği Ahmet Davutoğlu’nun Erdoğan’ı “Külliye’ye hapsetme” ve “HDP ile özerklik anayasası hazırlama” niyetlerine o karşı durmuş, hedef olmuştu. O arada 2016’da Davutoğlu’nun bir parti-içi darbeyle devrilip yerine Binali Yıldırım’ın getirilmesi hamlesinin öncüsü olduğunu da söyledi. İşte bütün bunlar, Türkiye’nin gelişmesini istemeyen güçlerin hedefi yapmıştı kendisini.

Kirlilik ve medya

Öyle saçma ve zavallı bir durumdayız ki, maalesef milyonlarca kişinin gözü savcıların ya da TBMM’nin gerçekleri ortaya çıkarma niyetiyle harekete geçmesinde değil, Peker’in Pazar günü için randevu verdiği yeni videosunda ne söyleyeceğinde.
Bütün bunlar sadece yargının siyasi müdahalelere açık olmasından, hukukun gerilemesiyle hukuk-dışılığın sahneye çıkmasından kaynaklanmıyor. Bunlar aynı zamanda Erdoğan ve AK Parti iktidarının medya oyuncağıyla tek başına oynamak isterken kırıp paramparça etmesinden de kaynaklanıyor.
Demokratik hukuk devletinin sağlıklı işlemesi için özgür basının gerektiği cümlesi boş bir cümle değildir. Darmadağın edilip ezberi dağıtılmış basın görevini yapamadığı için birikiyor bu kirlilik biraz da.
Dünkü program uzun süredir bir hükümet yetkilisinin değişik görüşlerden gazeteciler karşısına çıkmasının örneği oldu. Soylu’yu bu açıdan örnek göstermek gerekir. Erdoğan’ın yıllar önce koyduğu eleştirel gazetecilerle program yapmama yasağını da delmiş oldu. Ama ağzı iyi laf yapan, çekirdekten bir siyasetçi olarak o gazetecilere soru sormaya başladı. Bir iki nokta dışında program akışını eline geçirdi.
Ne programın yöneticisi Kübra Par’ı ne de soru soran gazeteciler Merdan Yanardağ, Mehmet Akif Ersoy, Veyis Ateş, İsmail Saymaz’ı suçlamak lazım beklenen yanıtların alınmaması konusunda. Soru sorulmadı değil. Çoğu soruldu. Ama dediğim gibi karşılarında bir salon siyasetçisi değil Demirel okulunda çekirdekten yetişme bir sokak siyasetçisi vardı.
İşin özetini tekrarlayalım. Dünkü programda İçişleri Bakanı Soylu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a “Ya benim arkamda tam durun ya da gönderin, ben kendiliğimden gitmeyeceğim” demiş oldu.
Bence ikinci perde dün akşamki yayınla açıldı.

close

Yeni yazılardan haberdar olun!

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Bunları da beğenebilirsiniz...