Bir akrabalık anatomisi: Ali Kemal, Johnson, Kuneralp, Cemgil

İngiltere Başbakanı Boris Johnson’ın Emekli Büyükelçi Zeki Kuneralp ile akrabalığı, Cumhuriyetin kuruluşunda vatana ihanetten yargılanan Ali Kemal’e dayanıyor. Peki 1971’de öldürülen 1968 kuşağı liderlerinden Sinan Cemgil’in de Johnson’ın akrabası olduğunu biliyor muydunuz?

Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı sonrası en fazla öne çıkan batılı liderlerden biri İngiltere Başbakanı Boris Johnson oldu. Rusya’ya yaptırım, Ukrayna’ya askeri ve parasal destek konularında oldukça aktif görünen Johnson, bunlarla da yetinmeyip, geçen hafta Estonya ziyaretinde “tank önünde basın toplantısı” mizanseniyle askeri mesajlar vermeyi de ihmal etmedi. Bundan bir gün sonra emekli büyükelçi Selim Kuneralp, İngiliz Başbakanı’nı öven açıklamalar yaptı, epey tartışıldı. Hele emekli askerleri Rus yanlısı olmakla suçlaması yadırgatıcıydı. Ve Kuneralp’in sözleri bir çok mecrada “Kuzenine destek” diye yorumlandı.

Elbette Kuneralp’in, sırf akrabalık bağı nedeniyle Johnson’a övgü dizdiğini düşünmek doğru olmaz. Bununla birlikte, bu konudaki tartışmalar sonrası, bir Türk diplomatıyla İngiltere Başbakanı’nın nasıl kuzen olduğu da doğal olarak merak edildi.

Johnson ile Kuneralp’in akrabalığı, Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasından kısa süre sonra hain diye linç edilerek öldürülen Ali Kemal’e dayanıyor. Kuneralp’in kendisi gibi büyükelçi olan babası Zeki Kuneralp, Ali Kemal’in oğlu. Johnson’un büyük dedesi de Ali Kemal’in bir diğer oğlu. Yani kuşak farkıyla bir kuzenlik söz konusu.

Osmanlı’nın Dahiliye Vekili

Bilen bilir, Mustafa Kemal, Anadolu’da kurtuluş hareketini başlattığı dönemde Osmanlı’nın Dahiliye Vekili (İçişleri Bakanı) Ali Kemal’dir. Atatürk’ün yakalanıp İstanbul’a gönderilmesi yolunda valilik ve mutasarrıflıklara emirler yağdırır. Bu emirlerinin yanında, 1920’de Peyam-ı Sabah’ta yazdığı yazılar ihanetine en büyük delildir. Şu sözler ona aittir:

“İdam! İdam! İdam! Mustafa Kemal haydudu ve çete reisleri, ittihatçılardan daha adi, daha kötüdür. Cezalarını mutlaka bulacaklardır.”

Ama neticede Ali Kemal ve yandaşları değil, Atatürk ve devrimciler kazanır. Sıra hainleri cezalandırmaya gelmiştir.

1922’de henüz resmen Türk ordusunun eline geçmemiş İstanbul’un Beyoğlu’sunda bir berber dükkanı… 

Berber şık ve pahalı giyimli birini tıraş etmekte, çırağı temizlik yapmaktadır. Birden içeri sivil giyimli iki cevval adam girer. Kalantoru kollarından tuttukları gibi berber koltuğundan kaldırırlar. Ali Kemal’in İstanbul’daki hıyanet günleri sona ermektedir. Doğruca Haydarpaşa’ya, trene götürülür. Gidiş o gidiştir. Bir daha İstanbul’u göremeyecektir.

Berber dükkanından linç meydanına

Ankara’nın iki fedaisidir Ali Kemal’i koltuklayıp İstanbul’dan çıkaran. Düşünülen plan, İstiklal Mahkemesi’nde, Hıyanet’i Vataniye Kanunu’na göre hesap vermesidir. 

Ancak bu resmi durumun dışında, arka planda başka bir düzen de yürümektedir Tren İzmit’ten geçerken devreye 1. Ordu Komutanı “Sakallı” Nurettin Paşa girer. Ali Kemal’i istasyonda trenden indirip, onun karargahına götürürler. Paşa epey bir hakaret eder. Ardından binadan çıkarıp, oraya çağırttığı insanların önüne atar. Kızgın ahali üstüne çullanır Ali Kemal’in. Tekme, tokat, yumruk ve sopalarla alenen linç edilir. Nurettin Paşa üst kat penceresinden gayet memnun seyretmektedir. Tarih 6 Kasım 1922’dir.

Fakat, hain de olsa bir insanın bu şekilde infaz edilmesi Ankara’da hoş karşılanmaz. Mustafa Kemal çok sinirlenir. Zaten Nurettin Paşa’nın zaferden hak etmediği payları çıkarma gayretine kızmaktadır. Sonrasında Nutuk’ta da kendisine sert eleştiriler yöneltecektir. Aynı günlerde Lozan Konferansı’na gitmek üzere İzmit’ten geçen İsmet Paşa, treni program dışı durdurur. Doğruca ordu karargahına gider. Nurettin Paşa’yı bu linç nedeniyle sorguya çeker, ağır biçimde azarlar.

Johnson, kayınvalidenin soyadı

Ali Kemal bir ayağı yurt dışında Osmanlılardandır. 1903’te İsviçre’de Wnifred isminde, annesi İngiliz, babası İsviçreli bir kıza aşık olur. Evlenirler. Wnifred, Fitret olur. Biri küçük yaşta kaybettikleri 3 çocuk doğurduktan sonra 26 yaşında ölür. Ali Kemal, çocukları, İngiltere’deki anneannelerine bırakıp İstanbul’a döner. Bunlardan biri Selma isimli kızı, diğeri doğum evrakına, Osman Ali Wilfred Kemal olarak olarak kaydedilen oğludur.

Anneanne, çocukları İngiliz gibi yetiştirir. Osman ve Selma, anneannelerinin kızlık soyadı Johnson’ı soyadı olarak alır. Osman daha sonra İngiliz ordusuna girer, subay olur. 1940’ta Stanley adını verdiği bir oğlu olur. 1964’te de torunu Boris dünyaya gelir. İşte o Boris, bugünün İngiliz Başbakanı Boris’tir.

İkinci evlilik ve Kuneralpler

Ali Kemal, İstanbul’a döndükten sonra Sabiha Zeki hanımla ikinci evliliğini yapar. Bu evlilikten 1914 yılında bir oğlu daha dünyaya gelir. İsmini Zeki Kemal koyar. Ali Kemal, İzmit’te linç edildikten sonra annesi 8 yaşındaki oğlunu alıp, Türkiye’yi terk eder. İsviçre’de hukuk okur Zeki. Babasının başına gelenlerden Cumhuriyet’i ve kurucularını suçlamayacaktır. Tam 7 lisan öğrenir. İsviçre’de kalıp parlak bir kariyer yapma olanağı varken 1938’de Türkiye’ye dönmeyi tercih eder.

Üniversitelere başvurur, “Hainin oğlu” diye kabul edilmez. Yeniden Avrupa’ya gitmek varken o, 1940’ta askere gider. Bu sırada Dışişleri’ne memur alınacağını öğrenir. Sınava girer ve birinci olarak kazanır. Ama bir sorun vardır: Babasının durumu.

Hain Ali Kemal’in oğlunun ileride Türkiye’yi yurt dışında temsil edebilme ihtimali, Dışişleri yetkililerinin tüylerini diken diken etmektedir. Konu, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye yansır. Paşa, Atatürk gibi bizzat kendisinin de canına kast etmiş Ali Kemal’in oğlu için karşısına gelen yetkililere şu insanlık dersini verir:

“Hiçbir çocuk babasının günahlarından dolayı suçlanamaz.”

Zeki Kuneralp, hayatının bundan sonraki hiçbir anında İsmet Paşa’yı yanıltmaz. Bir çok önemli başkentte Türkiye’yi başarıyla temsil eder. Genel sekreter olarak Dışişleri’nin iki numarası olur.

1963’te yurtdışı göreve gitmek üzere, teamül gereği o dönem başbakan olan İnönü’yü ziyarete gider. Başbaşa ilk görüşmesi olacaktır. Karşısında yaşayan tarih, hayatına doğrudan dokunan adam vardır. Heyecandan titremektedir. Diplomatlığa kabul edildiği günü hatırlatıp teşekkür etmek ister. İnönü, mahcubiyetine izin vermez, hatta kendisi teşekkür edip uğurlar.

Kuneralp, Dışişleri’nin en önde gelen diplomatlarından biri olarak ASALA’nın da hedefi olur. Madrid Büyükelçisi iken 1978’de silahlı saldırıya uğrar. Kendi kurtulur ama eşi Necla hanım hayatını kaybeder.

Bugün Johnson’a övgüleri konuşulan Selim Kuneralp, Zeki Kuneralp’in iki oğlundan biri olarak, 1951’de, babasının görevi nedeniyle bulunduğu Prag’da doğar. Londra’daki üniversite eğitiminden sonra baba mesleğini seçer. O da bir çok ülke ve uluslararası kuruluşta büyükelçi olarak görev yapıp 2015’te emekli olur.

Londra nere, Nurhak nere?

Boris Johnson’ın, Kuneralp’lerle kuzenliğinin kısa hikayesi böyle. Bu akrabalık konuya meraklı olanların iyi kötü bildiği bir şeydir ama çok daha çarpıcı başka bir kuzenlik bugüne kadar pek konuşulmamıştır.

Boris, Londra’da henüz ilkokul çağındayken, Türkiye’nin Adıyaman’ında İnekli diye bir köyde yürekleri bugün bile dağlayan bir olay yaşanır.

Sinan Cemgil isimli bir delikanlı, yanındaki küçük grupla Nurhak Dağı’na çıkmıştır. 12 Mart 1971 muhtırası verilip şehirlerde üzerlerindeki baskı artınca, diğer arkadaşlarıyla birlikte kırsala geçmek üzere sözleşirler. Değişik rotalardan Nurhak’a çıkıp, orada buluşacaklardır. Deniz Gezmiş’ler yolda, Sivas, Gemerek’te yakalanınca buluşma gerçekleşmez. Sinanlar da bu kez onları kurtarmak için harekete geçer.

Hedefleri bugün bile varlığı çok tartışılan Malatya Kürecik’teki ABD radar üssüdür. Orayı basıp, Amerikalıları Denizler’e karşı rehin alacaklardır.

Yola koyulurlar. İnekli köyü çıkar önlerine. Aç, susamış ve yorgunlardır. Köyün az ilerisinde mola verirler. Uzaktan bir çoban görür onları. Sinan yanlarına çağırır, o gelmez. Doğruca köye gider. Muhtara anlatır gördüklerini. Muhtar her gün radyodan yapılan sıkıyönetim duyurularından vakıftır konuya. Yakındaki jandarma karakoluna koşturur. 

Korakol başçavuşu, elindeki asker sayısını az bulup köylülerden silahlanmasını ister. Asker-sivil karışık bir müfreze kurulur. Hep birlikte Sinan ve arkadaşlarının bulunduğu tepeye çıkarlar. Silahlar konuşmak üzeredir. Ondan önce Sinan konuşur:

“Jandarmalar, siz bizim, biz de sizin düşmanınız değiliz. Bırakın yolumuza gidelim.”

Asker duraksar başta. Başçavuş “Ateş” diye emir verince, çatışma başlar. Sinan Cemgil, Alpaslan Özdoğan ve Kadir Manga öldürülür. Mustafa Yalçıner ağır yaralanır, silahsız Hacı Tonak yakalanır, Metin Güngörmüş ile Ahmet Erdoğan kaçar.  Tarih 31 Mayıs 1971’dir. Sinan 27 yaşındadır. 

Geride acılı, anne, baba, bir eş, bir oğul bırakır. Oğluna, arkadaşlığına doyamadan kaybettiği yoldaşı Taylan Özgür’ün adını vermiştir.

Acılı anneden tarihi konuşma

Naaşını almaya anne ve babası gelir. Ki onlar da “solcu” diye ne baskılar, ne sürgünler görmüştür.

Anne Nazife Cemgil, cenaze başında, oğlunu ihbar eden, üstüne ateş açan köylülerin gözlerinin içine bakarak şu ibret verici sözleri söyler:

“Bu oğlum Sinan. Bunlar da onun arkadaşları, kardeşleri. Onlar da oğullarım. Bu çocuklar, bu oğullar; bu ülkeyi, halkı, sizleri sevdiler. Başka bir istekleri yoktu. Her biri birer dehaydı. Her biri üstün zekalı, güzel çocuklardı. Dileselerdi, düzenin adamları olsalardı, şimdi burada cansız yatmazlar, birer milyoner olurlardı. Ama onlar, halkı, sizleri sevdiler. sizin sorunlarınızı omuzladılar.”

Hepsi Hacı Ahmet Efendi’nin torunları

Devrimci Sinan Cemgil, devrim düşmanı Ali Kemal’in akrabası, kuşak farkıyla yeğenidir. Sinan’ın dedesi Cemil Bey ile Ali Kemal kardeştir. Kökleri Çankırı’ya dayanır. Esnaf kethüdası Hacı Ahmet Efendi’nin ilk eşinden Sinan’ın dedesi, ikinci eşinden Ali Kemal doğmuştur.

Hayata bakın ki, Hacı Ahmet’in torunlarından biri, hayatının baharında “Emperyalizme karşı savaş” diye canını verdi, diğeri yıllar sonra o emperyalizmin büyük patronu İngiltere’nin başına geçti.

Bugün yaşasa Sinan, kuzeni Boris için neler söylerdi, bilemeyiz. Bildiğimiz şey, akrabalarınızı seçemezsiniz!

*Orhan Karaveli’nin Ali Kemal’i anlatan kitabında iki kuzenlik bağını gösteren soyağacını bulabilirsiniz. “Ali Kemal. Belki de bir günah keçisi.” Doğan Kitap-2009./ Kırmızı Kedi-2018.

close

Yeni yazılardan haberdar olun! Lütfen aboneliğinizi güncelleyin.

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Bunları da beğenebilirsiniz...