Yetkin Report

  • English
  • Siyaset
  • Ekonomi
  • Hafıza Kartı
  • Hayat
  • Yazarlar
  • Arşiv
  • İletişim

Çin Yükselirken Asya Neden Tedirgin?

Yazar: Mehmet Öğütçü / 07 Ocak 2026, Çarşamba / Oda: Ekonomi, Siyaset

Çin Devlet başkanı Xi Jinping (solda) 5 Ocak’ta Güney Kore Cumhurbaşkanı Lee Jae Myung’u Pekin’de resmi törenle karşılarken görülüyor. (Foto: Xinhua)

Biz gündemimizi Venezuela dosyası, Trump’ın ne yapacağı ve Beyaz Saray’ın “sırada kim var” listesi üzerine odaklarken, Asya’da daha sessiz ama çok daha derin bir kaynama yaşanıyor.

Tarih bize şunu defalarca gösterdi: Küresel kırılmalar çoğu zaman en çok konuşulan cephelerden değil, en az ses çıkaran fay hatlarından doğar.

Bugün o fay hattı Asya’da. Merkezinde de 1,4 milyarlık nüfusuyla yeni bir süpergüç Çin var.

Dünya ekonomisinin ağırlık merkezi zaten uzun süredir bu coğrafyaya kaymış durumda. Eğer bir gün küresel düzeni sarsacak büyük bir kriz patlak verecekse, bunun Atlantik’ten değil, Pasifik’ten yükselmesi kimseyi şaşırtmamalı.

Çin’in Gücünün Yarattığı Belirsizlik

Uluslararası diplomaside ve Doğu Asya iş dünyasında uzun yıllar çalışmış biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Bir ülkenin ne kadar güçlendiği kadar, bu gücün çevresinde nasıl algılandığı da belirleyicidir. Bugün Çin’le ilgili asıl mesele tam olarak budur.

Çin yükseliyor. Ekonomik büyüklüğü, teknolojik kapasitesi ve askerî kabiliyetiyle artık küresel sistemin merkezinde. ABD ile birlikte iki kutuplu bir dünyanın ana direklerinden biri hâline geldiği artık yüksek sesle dile getiriliyor.

Ancak sahada, masada ve kapalı toplantılarda hissedilen tablo farklı: Bu yükseliş, tarihsel nedenlerle komşularında güven değil, temkinli bir huzursuzluk yaratıyor.

Bu huzursuzluk yalnızca Çin’le tarihsel hesapları olan Japonya’da değil.

Güneydoğu Asya’da, Orta Asya’da ve bugün açıkça söylenmese bile, Moskova’da bile var.

Japonya’nın Keskinleşen Çin Algısı

Japonya Başbakanı Sanae Takaiçi’nin Tayvan Boğazı ve Çin’le ilgili “Bu artık uzak bir ihtimal değil. Bu benim yaşamsal güvenlik meselem” demesi aslında teknik olarak yeni değildi. Japon stratejik aklı bu noktaya zaten gelmişti. Asıl mesele, bu düşüncenin ilk kez bu kadar açık ve kamusal biçimde dile getirilmesiydi.

Çin’in sert tepkisini tetikleyen de tam olarak buydu.

Japonya bugüne kadar riskleri ima eder, cümleleri dikkatle yuvarlardı. Şimdi ise riskleri adıyla anmaya başladı.

Kapalı toplantılarda Çin’in komşularından duyulan cümleler neredeyse aynı:

“Çin çok büyüdü, niyetlerinden emin değiliz.”

“Söylem barışçıl ama sahadaki davranışlar sert.”

“Güney Çin Denizi’nde olanlar bize ‘sıranın kimde olduğu’ sorusunu sorduruyor.”

Bu Çin karşıtlığı değil. Bu, Çin’in 2049 hedefleri ve “barışçıl yükseliş” söylemiyle yan yana durduğunda daha da büyüyen bir öngörülemezlik korkusu.

Çin’in büyüklüğü ve sertleşen üslubu artık öyle bir noktada ki, attığı her adım birden fazla başkentte yankı buluyor. Ve bu yankının tonu çoğu zaman kaygılı.

Çin Sertleşiyor mu, Merkezîleşiyor mu?

Son yıllarda Çin’de yaşanan dönüşüm yalnızca dış politika tercihlerinden ibaret değil. Xi Jinping döneminde karar alma mekanizmaları daha merkezî, daha ideolojik ve daha disiplinli hâle geldi.

Bu durum içeride düzen ve kontrol duygusu yaratıyor olabilir.

Ama dışarıdan bakıldığında şu algıyı güçlendiriyor: “Çin uzlaşmaktan çok dayatmaya hazırlanıyor.”

Bu algı doğru olsun ya da olmasın, davranışları şekillendiriyor. Uluslararası siyasette algılar, çoğu zaman gerçekler kadar belirleyicidir.

Washington’la yapılan görüşmelerde ortaya çıkan ortak kanaat şu: Çin durdurulamaz. Ama dengeye zorlanabilir.

Bu yüzden ABD’nin tercihi doğrudan çatışma değil; çevreleme, yavaşlatma ve maliyet yükseltme. Savunma anlaşmaları, teknoloji kısıtlamaları ve askerî iş birlikleri bu stratejinin araçları.

Bu resmin merkezinde ise Japonya yer alıyor. Tam da burada kritik bir soru ortaya çıkıyor.

Japonya’nın Güçlenmesi ve Bölge Güvenliği

Japonya, II. Dünya Savaşı sonrası anayasal kısıtlar nedeniyle askerî gücünü sınırlı tutarak ekonomik ve teknolojik nüfuzla var oldu. Bu yaklaşım, uzun süre Doğu Asya için bir denge unsuru işlevi gördü.

Ancak Tayvan ve Güney Çin Denizi merkezli riskler, Kuzey ve Güney Kore’nin durumu, Japonya’yı yeni bir eşiğe itiyor.

Eğer Japonya hızlı ve kapsamlı bir silahlanma sürecine girerse, bu sadece Çin’i değil, tüm bölgeyi etkiler.

  • Kore Yarımadası’nda refleksler değişir.
  • Rusya, Uzak Doğu’da yeni pozisyonlar alır.
  • Güneydoğu Asya ülkeleri tarafsız kalmakta zorlanır.

Asya’da güvenlik sarmalları genellikle şöyle oluşur: Kimse başlatmak istemez, ama kimse de geri kalmak istemez.

Çin’in yükselişini belki de en dikkatli izleyenler Orta Asya ülkeleri. Ne alkışlıyorlar ne de meydan okuyorlar. Dengede kalmaya çalışıyorlar.

Bir yanda Çin yatırımları ve ticaret. Diğer yanda borçlanma, bağımlılık ve nüfuz kaygısı.

Bu ülkelerin sorusu basit ama zor: “Çin’le çalışmadan nasıl büyürüz, Çin’e fazla yaklaşmadan nasıl ayakta kalırız?”

Rusya–Çin Yakınlığı: Sessiz Gerilim

Bugün Rusya ile Çin arasında bir yakınlaşma var. Ama bu stratejik uyumdan çok, zor zamanların mantık evliliği.

Uzun vadede bu ilişkinin sürtünmesiz kalması zor. Çünkü Çin, ekonomik ve demografik ağırlığıyla Rusya’yı fiilen daha alt bir konumda görüyor. Orta Asya’daki Çin etkisi de bunu pekiştiriyor.

Moskova bugün sabrediyor, ama tarih, sabrının sonsuz olmadığını gösteriyor.

Asıl tehlike Çin’in saldırganlığı değil. Asıl tehlike, herkesin en kötüyü varsayarak pozisyon alması.

Yükselen güçlerin çevresinde korku oluştuğunda, bu korku dengeleyici ittifaklar üretir. Bugün Asya’da yaşanan tam olarak budur.

Kuşku yok ki Çin yükselmeye devam edecek, ABD çevrelemeyi sürdürecek, Japonya daha fazla sorumluluk alacak, Orta Asya denge arayacak.

Rusya bir süre daha sabredecek.

Bu kırılgan dengeyi çatışmaya varmadan yönetebilmek, gerçek devlet aklıdır.

Gücü artırmak kolaydır, ama güven inşa etmek zordur.

Ve Asya bugün, tam da bu sınavdan geçiyor.

Ben gerilimlerin daha da artacağını; ticaret, enerji, teknoloji ve jeopolitik nüfuz mücadelelerinin sertleşeceğini düşünüyorum.

Keşke bu değerlendirmem yanlış çıksa.

Yeni yazılardan haberdar olun! Lütfen aboneliğinizi güncelleyin.

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Aboneliğinizi onaylamak için gelen veya istenmeyen posta kutunuzu kontrol edin.

Etiketler: ABD, Çin, Çin-Rusya, Güney Çin Denizi, Japonya, tayvan

OKUMAYA DEVAM EDİN

Akkuyu gerçekleri ve Bakan Dönmez’in makaslanan sözleri
Kılıçdaroğlu’na destek büyürken siyasetin rengi hızla değişiyor
Helalleşme ya da yüzleşme, her ne dersek cesur bir adım
  • ABD Medeniyetler İttifakı Dahil 66 Uluslararası Kuruluştan Çekildi8 Ocak 2026
  • Çin Yükselirken Asya Neden Tedirgin?7 Ocak 2026
  • Suriye-SDG çatışması yayılıyor. Türkiye: Suriye İsterse Gireriz7 Ocak 2026
  • ABD-İsrail-Suriye İstihbarat Ağı Kuruldu, Türkiye’ye de Bilgilendirildi7 Ocak 2026
  • Özel: Erdoğan Normalleşse, Biz de Normalleşiriz. Toplumu Germemek Lazım7 Ocak 2026
  • Trump’ın Grönland’a Göz Dikmesi, NATO, AB, Çin, Rusya, İsrail ve Türkiye6 Ocak 2026
  • Maduro Operasyonu: Trump’ın Güç Gösterisi ve Küresel Etkileri6 Ocak 2026
  • Ankara’nın Venezuela Sessizliği: Erdoğan ABD Demekten Neden Çekiniyor?5 Ocak 2026
  • Venezuela’dan İran’a: Sadece Petrol Değil Güç. Şayet Değil, Ne Zaman?4 Ocak 2026
  • ABD Venezuela Başkanını Kaçırdı, Ülkeye El Koydu. Darbe 3.0: İşgal3 Ocak 2026
Haberler arşivinde arama yapın...

Siyaset

Ekonomi

Hafıza Kartı

Hayat

Arşiv

English

Hakkımızda

Künye

Yazarlar

Yardım

Reklam & İşbirliği

Bize Ulaşın

tbtcreative.com | UFKZDN © 2024 yetkinreport.com

Kurumsal Bilgiler     ·      Yardım     ·      Kullanıcı Sözleşmesi     ·      Yasal Çekince

TOP