Categories: Siyaset

İngiltere, Üslerini İran’a Karşı ABD’ye Gerçekten Kullandırmayabilir mi?

 

İngiltere’nin ev sahipliği yaptığı iki kritik üsten Diego Garcia, Hint Okyanusu’nda ABD-İngiltere ortak kullanımındaki bir stratejik platform. (Görsel: Wikipedia)

ABD’nin İran’a dönük askeri hazırlık sinyalleri güçlenirken, Türkiye ve Katar gibi bölgesel aktörler çatışmayı durdurmak için yoğun bir diplomasi yürütüyor. Ancak krizin bir ayağı da doğrudan Avrupa’ya uzanıyor. İngiltere’nin ev sahipliği yaptığı iki kritik üs son zamanlarda gündemde. Bunlardan ilki Diego Garcia, Hint Okyanusu’nda ABD-İngiltere ortak kullanımındaki bir stratejik platform. İkincisi ise RAF Fairford, ABD’nin Avrupa’daki ağır bombardıman kapasitesini konuşlandırabildiği, operasyonel açıdan değerli bir hava üssü. Bu tür üsler, Washington’ın Orta Doğu’ya yönelik güç projeksiyonunda uzak menzilli sigorta işlevi görüyor. Tam da bu nedenle Keir Starmer’ın Trump’a “İran’a yönelik bir operasyonda bu üslerin kullanılmasına izin verilmeyecek” mesajı vermesi, sadece teknik bir prosedür değil aynı zamanda da Anglo-Amerikan ittifakının kriz anındaki sınırlarını gösteren stratejik bir çıkış.

Geçtiğimiz hafta İngiliz başbakan Starmer, üçüncü ülkelere yönelik askeri operasyonlarda İngiliz hükümetinin ön mutabakatı gerektiğini hatırlatarak bu kapıyı kapattı. Trump ise yanıt vererek, İran anlaşmaya yanaşmazsa ABD’nin Diego Garcia ve Fairford’u kullanmasının gerekebileceğini savundu ve İran’ın potansiyel olarak İngiltere’yi de hedef alabileceğini ileri sürdü. Bu restleşme, müttefiklik otomatik mi işler, yoksa her kriz bir pazarlık mı üretir? sorusunu yeniden gündeme taşıdı.

Ancak bunların ötesinde iki önemli konu daha var.

Starmer’in iç güvenlik ve siyasi maliyet hesabı

Starmer’ın refleksinin birinci nedeni iç güvenlik. İran’a doğrudan bir saldırı, İngiltere açısından “uzakta bir savaş” olmaz. Londra başta olmak üzere Birmingham ve Manchester gibi büyük kentlerde güvenlik riskini büyütebilecek bir durum doğrudan ortaya çıkabilir. İngiltere’nin istihbarat ve güvenlik bürokrasisi, yıllardır İran’la ilişkili tehdit başlıklarını ciddiye alıyor. Böylesi bir çatışma, uyuyan ağları hareketlendirme, misilleme eylemleri ve terör saldırısı ihtimalini artırma potansiyeli taşır. Ayrıca saldırı, toplumda zaten yüksek olan kutuplaşma ve göç/güvenlik gerilimini büyütür. Siyasi bedeli ise doğrudan zaten çok zor durumda olan hükümete kesilir.

İkinci neden hukuk ve siyasi sorumluluk. Starmer’ın izin yok çizgisi, aynı zamanda uluslararası hukuk ve meşruiyet kalkanı üretir. İngiltere kamuoyunda, ülke topraklarının ya da İngiltere’nin onay verdiği üslerin bir saldırının parçası olması, hükümetin doğrudan siyasi sorumluluk üstlenmesi anlamına gelir. Starmer’ın, bu riski azaltmak için hem içeride hem dışarıda “ben bu kararı onaylamadım” diyebileceği bir zemin kurmaya çalıştığı görülüyor. Üstelik popülerliği tartışmalı bir lider için, İngiltere içinde güvenlik krizine yol açabilecek bir maceraya angaje olmak en kötü senaryolardan biri.

Starmer ABD’ye gerçekten şart koşabilir mi?

Kağıt üzerinde Starmer bunu yapabilir, çünkü Diego Garcia ve RAF Fairford gibi üslerin üçüncü ülkelere yönelik operasyonlarda kullanımı, mevcut düzenlemeler gereği İngiliz hükümetinin ön mutabakatına bağlı. Fakat siyaseten bu hamle pahalı çünkü İngiltere’nin ABD’ye bağımlılığı artık sembolik müttefiklik düzeyinde değil. Ekonomik kırılganlık, savunma kapasitesi ve stratejik ağırlık açısından yapısal bir bağımlılık.

İngiltere için ekonomi tarafında tablo parlak değil. Büyüme uzun süredir düşük seyrediyor. IMF’nin 2026 için Birleşik Krallık büyüme tahmini yalnızca yaklaşık %1,3 düzeyinde.  Kamu maliyesinde ise borç yükü yüksek. ONS verilerine göre net borcun GSYH’ye oranı 2025 Aralık sonunda yaklaşık %95,5.  Üstelik borçlanma baskısı da sürüyor. ONS, 2025/26 mali yılının Nisan–Ocak döneminde borçlanmayı yaklaşık 112,1 milyar sterlin olarak veriyor.  Bu kırılganlık, Londra’nın Washington’la büyük bir stratejik gerilim üretmesini daha riskli hale getiriyor.

Bu tabloya bir de İngiltere-ABD ekonomik hattının büyüklüğünü eklemek gerekir. Resmi “trade and investment factsheet” verilerine göre iki ülke arasındaki toplam mal ve hizmet ticareti (ithalat+ihracat) 2025’in Q3 sonuna kadarki dört çeyrekte yaklaşık 329,5 milyar sterlin.  Yani ABD, İngiltere için yalnızca güvenlik şemsiyesi değil, aynı zamanda kritik bir ekonomik ekosistem. Böyle bir karşılıklı bağımlılık ortamında Starmer’ın elindeki araç, ABD’yi tamamen durduracak sert veto olmaktan ziyade, İngiltere’nin görünürlüğünü azaltan ve rolünü sınırlayan bir siyasi mesafe koyma stratejisi. Kısacası Starmer’ın gerçek kapasitesi, Washington’ın İran dosyasını sürükleyeceği hattı tek başına değiştirmekten çok, İngiltere’nin bu hattın neresinde ve hangi koşullarda görüneceğini pazarlamakla sınırlı kalabilir.

Çok boyutlu pazarlık

Bu gerilim tam da burada büyüyor. Trump, İran dosyasını yalnızca dış politika değil, aynı zamanda ittifak içi disiplin ve pazarlık aracı olarak kullanıyor. Starmer’ın tutumunun ardından Trump’ın Chagos Adaları’nın Mauritius’a devri konusunda İngiltere’ye verdiği desteği geri çektiğini biliyoruz. Yani Trump, Diego Garcia üzerinden operasyonel ihtiyaç diyerek baskı kurarken, Chagos dosyası üzerinden de İngiltere’nin manevra alanını daraltıyor. Bu, Trump tarzı diplomasinin klasik hali. Güvenlik dosyasını ekonomik/jeopolitik pazarlığın içine çekmek.

Sonuçta Diego Garcia ve RAF Fairford tartışması bize şunu söylüyor: İran krizi yalnızca Tahran’la Washington arasında değil; aynı zamanda Batı ittifakının içinde, maliyet paylaşımı ve siyasi sorumluluk üzerinden yaşanıyor. Türkiye ve Katar gibi aktörler savaş çıkmasın diye arabuluculuk yürütürken, Londra kendi iç güvenlik riskini minimize etmeye çalışıyor. Washington ise ittifakın otomatik destek refleksini test ediyor. Bu tablo, önümüzdeki haftalarda diplomasinin kaderini belirleyecek asıl belirsizliği netleştiriyor.

Mesele sadece İran’ın ne yapacağı değil, Trump’ın müttefikliğin sınırlarını hangi pazarlıkla yeniden çizeceği.

Ahmet Erdi Öztürk

Londra Metropolitan Üniversitesi

Recent Posts

Bahçeli, Öcalan’a Statü İstedi, DEM Tarif Etti: Baş Müzakereci Olsun

Terörsüz Türkiye sürecinde kural değişmedi, bu fasikülün ilk sayfasını da yine MHP lideri Devlet Bahçeli…

38 dakika ago

Rusya-Ukrayna: Türkiye’nin Reel Politikaya Dönüşü ve NATO’da Artan Rolü

Rus orduları dört yıl önce bugün, 24 Şubat 2022’de Ukrayna topraklarına girdi. NATO bu saldırıyı…

1 gün ago

Nükleer Si-lah-lan-ma!

ABD’nin İran’a baskı ve tehdidinin en büyük nedeni olan nükleer silah konusu, Almanya Başbakanı Friedrich…

1 gün ago

Soma’da Isı Krizi ve Emek Mücadelesi Bir Arada

Soma Termik Santrali’ne ilişkin gelişmeler bir süredir hem ilçede yaşayanlar hem de çalışanlar açısından dikkatle…

2 gün ago

Meksika’da Uyuşturucu Karteline Yönelik Operasyon Sonrası Kaos

Meksika’da güvenlik güçlerinin, Jalisco Yeni Nesil Karteli’nin (CJNG) lider kadrosuna yönelik operasyonu sonrası özellikle batı…

2 gün ago

AK Parti, Baklayı Ağızdan Çıkardı: Erdoğan’ın Aday Olabilmesi İçin…

Malumun ilamı da diyebilirsiniz ama Ankara’da herkesin konuştuğunu nihayet bir AK Parti yetkilisi açık seçik…

2 gün ago