

Türkiye ile İspanya arasındaki ilişkiler son 15 yılda “stratejik ortaklık” ve “hükümetler arası zirve mekanizması” üzerinden yürütülen düzenli bir siyasi diyalog çerçevesinde gelişti. Bu süreç, Avrupa’da Türkiye ile en yoğun siyasi diyalog sürdüren ülkelerden birinin İspanya olmasına yol açtı. 2024’de Madrid’de yapılan hükümetlerarası Zirve’de Başbakan Sanchez’in Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmesinde vurguladığı konulardan biri de, İspanya’nın NATO bayrağı altında yıllardır Türkiye’de bir Patriot hava savunma bataryası bulundurduğu ve bu müttefik ülkenin savunmasına katkıda bulunmayı sürdüreceğiydi. (Foto: La Moncloa-İspanya Başbakanlık Ofisi)
Son günlerde sosyal medyayı takip edenler ilginç bir manzarayla karşılaşıyor. Türkiye’den İspanya Başbakanı Pedro Sánchez’e yönelik övgüler, teşekkür mesajları ve dayanışma paylaşımları adeta bir dalga gibi büyüyor. Gazze konusunda İspanya’nın aldığı tutum ve İran savaşının gölgesinde Avrupa’dan gelen en açık siyasi seslerden biri olması, Türkiye’de dikkat çekici bir sempati oluşturmuş durumda.
Elbette sosyal medyanın heyecanları bazen hızlı yükselir, hızlı söner. Ancak bu dalga yine de daha ciddi bir soruyu gündeme getiriyor:
Türkiye ve İspanya küresel diplomasi ve barış politikaları açısından gerçekten birbirine yakın iki ülke olabilir mi?
İlk bakışta bu soru romantik gelebilir. Ancak tarihe ve siyasal deneyimlere biraz yakından bakıldığında iki ülke arasında bazı şaşırtıcı paralellikler görmek mümkün.
Medeniyetler Arasında Köprü
Türkiye ile İspanya’nın en güçlü ortak noktalarından biri tarihsel olarak medeniyetler arasında köprü olma deneyimi.
Türkiye yüzyıllar boyunca Avrupa ile İslam dünyası arasında bir geçiş alanı oldu. Benzer bir rolü İspanya da Endülüs döneminde yaşadı. Córdoba, Granada ve Sevilla gibi şehirler sadece mimari ve bilimsel gelişmelerin değil, aynı zamanda Müslümanlar, Hristiyanlar ve Yahudiler arasında kültürel etkileşimin de merkezleriydi.
2005 yılında Türkiye ve İspanya’nın birlikte başlattığı Medeniyetler İttifakı (Alliance of Civilizations) girişimi de aslında bu tarihsel hafızanın modern diplomasiye yansımasıydı.
Bugün dünyanın yeniden kutuplaşma riskiyle karşı karşıya olduğu bir dönemde bu tür köprü rolünün önemi yeniden artıyor.
Demokratik Dönüşüm Deneyimleri
İspanya’nın Türkiye açısından ilginç bir diğer yönü de siyasi dönüşüm deneyimi.
Franco diktatörlüğünden çıkan İspanya, 1970’lerden itibaren Avrupa’nın en güçlü demokratik sistemlerinden birini kurmayı başardı ve bugün Avrupa Birliği içinde önemli bir siyasi ağırlığa sahip.
Türkiye’deki demokratikleşme tartışmaları düşünüldüğünde, İspanya’nın bu dönüşümü doğal bir karşılaştırma alanı sunuyor.
Ancak burada önemli bir farklılık da var. İspanya’nın demokratikleşme süreci zaman içinde kurumsallaşmış bir Avrupa entegrasyonu ile güçlenirken, Türkiye’nin demokratikleşme deneyimi daha dalgalı bir seyir izledi.
Bu farklılık, iki ülke arasında güçlü bir siyasi yakınlaşma için bir sınır mı oluşturur?
Yoksa farklı demokratik deneyimlerin karşılaştırılması iki ülke arasında daha derin bir siyasi diyalog alanı mı yaratır?
Bu soru henüz açık.
Terör ve Siyasi Çözüm Deneyimleri
Bir başka paralellik ise iç çatışma deneyimleri.
İspanya uzun yıllar ETA terörüyle mücadele etti. Bu süreç sadece güvenlik politikalarıyla değil, aynı zamanda siyasi ve toplumsal dönüşümle yönetildi.
Türkiye ise onlarca yıldır PKK ile bağlantılı güvenlik sorunları ve Kürt meselesi etrafında şekillenen karmaşık bir çatışma deneyimi yaşıyor.
Bu iki deneyim birebir aynı değil. Ancak çatışmaların yalnızca askeri yöntemlerle değil, siyasi süreçlerle de yönetilmesi gerektiğine dair dersler açısından önemli karşılaştırma alanları sunuyor.
Avrupa Deneyimi
Türkiye ile İspanya arasında ilginç bir başka paralellik de Avrupa ile ilişkilerde yaşanan tarihsel mesafe.
İspanya uzun süre Avrupa bütünleşmesinin dışında kaldı ve ancak 1986’da Avrupa Topluluğu’na katılabildi.
Türkiye’nin Avrupa Birliği ile yaşadığı uzun ve karmaşık süreç düşünüldüğünde bu deneyim oldukça tanıdık geliyor.
İspanya’nın daha sonra Avrupa içinde güçlü bir konum elde etmiş olması, Türkiye açısından da dikkatle incelenmesi gereken bir deneyim sunuyor.
Askeri Sanayi İşbirliği
Türkiye ile İspanya arasındaki yakınlaşma yalnızca diplomatik veya tarihsel paralelliklerle sınırlı değil; savunma sanayii alanında da dikkat çekici bir işbirliği geçmişi bulunuyor.
Bu işbirliğinin kökleri 1980’lerde CASA ile TUSAŞ arasında geliştirilen CN-235 hafif nakliye uçağı ortak üretimine kadar uzanıyor.
Daha yakın dönemde İspanyol tasarımından geliştirilen TCG Anadolu amfibi hücum gemisinin Türk donanmasına katılması bu ortaklığın önemli bir örneği oldu.
Son olarak Türkiye’nin geliştirdiği Hürjet eğitim uçağının İspanya’ya satılması ise ayrı bir sembolik anlam taşıyor. Çünkü bu satış, Türk yapımı bir savaş uçağının ilk kez bir Avrupa Birliği ve NATO üyesi ülkeye ihraç edilmesi anlamına geliyor.
Ancak devletler arasındaki stratejik işbirliği ne kadar güçlü olursa olsun, kalıcı ortaklıkların gerçek zemini çoğu zaman toplumlar arasındaki bağlarda oluşur.
Toplumlar Arası Köprüler
Diplomasi yalnızca hükümetler arasında kurulmaz.
Türkiye ile İspanya arasında kültürel ve toplumsal bağları güçlendirebilecek önemli kurumlar da mevcut. İspanya’nın Cervantes Enstitüsü ve Türkiye’nin Yunus Emre Enstitüsü iki ülkenin kültürel diplomasi araçları olarak önemli bir potansiyel taşıyor.
Ancak şu soruyu sormak gerekiyor:
Bu kurumlar iki toplum arasında gerçek bir kültürel yakınlaşma yaratmak için yeterince aktif kullanılıyor mu?
Akademik değişim programları, ortak kültürel projeler ve entelektüel diyalog platformları düşünüldüğünde hâlâ keşfedilmeyi bekleyen geniş bir alan olduğu söylenebilir.
Yeni Bir Diplomatik Alan mı?
Bugün Gazze krizi ve İran savaşının gölgesinde İspanya’nın Avrupa içinde daha bağımsız bir diplomatik çizgi izlediği görülüyor.
Türkiye ise uzun süredir çok yönlü dış politika yaklaşımıyla hem Batı ile hem de bölgesel aktörlerle ilişkilerini dengelemeye çalışıyor.
Bu iki yaklaşım bazı alanlarda kesişebilir.
Özellikle:
- insani diplomasi
- arabuluculuk girişimleri
- çok taraflı diplomasi
- Akdeniz güvenliği
- küresel Güney ile ilişkiler
gibi alanlarda Türkiye ile İspanya’nın birlikte hareket edebileceği önemli fırsatlar bulunuyor.
Romantik Bir Ritim mi, Stratejik Bir İhtimal mi?
Elbette sosyal medyada yükselen Türk-İspanyol sempatisini hemen bir stratejik ortaklığa dönüştürmek gerçekçi olmaz.
İki ülkenin NATO, Avrupa politikaları ve bölgesel meselelerde farklı öncelikleri bulunuyor. Demokratik sistemlerinin işleyişi ve siyasi dinamikleri de aynı değil.
Ancak diplomasi bazen tam da böyle anlarda başlar: beklenmedik yakınlaşma anlarında.
Bugün sosyal medyada ortaya çıkan Türk-İspanyol sempatisi birkaç hafta sonra gündemden düşebilir.
Ama yine de şu soruyu sormak değerli:
Gazze’den İran’a uzanan krizler çağında, Akdeniz’in iki ucundaki bu iki ülke küresel barış diplomasisinde daha yakın ortaklar olabilir mi?
Şimdilik bu sorunun cevabı açık değil.
Ama diplomaside bazen büyük stratejik uyumlar, önce küçük ritimlerle kendini hissettirmeye başlar.


