

Fransa Cumhurbaşkanı Macron Mart 2025’te nükleer silah kapasiteli Rafale uçaklarının konuşlanacağı Luxeuil Hava Üssünde konuşurken. (Foto: Fransa Hava Kuvvetleri/Havuz)
Mehmet Fatih Ceylan
Ece Şölendil*
ABD/İsrail ikilisinin 28 Şubat’ta İran’a karşı başlattığı savaşın bölgesel ve küresel yansımalarının yol açtığı kargaşa, doğal olarak, günümüzün başlıca gündem maddesi olarak önümüzde.
Diğer yandan, geçmiş dönemlerde olduğu gibi Fransa’nın ön almasıyla son beş yıldır Avrupa güvenliğini, dolayısıyla ABD-Avrupa güvenlik ilişkilerini etkileyecek sonuçlar doğurmaya aday yeni bir alanla karşı karşıyayız: Transatlantik ilişkilerin gerilime sürüklendiği bir dönemde Avrupa’ya özgü nükleer politika ne yöne evrilmekte ve mevcut süreç nasıl sonuçlanabilir?
Kısa Tarihçe
1950’lerin sonlarında Fransa Cumhurbaşkanı de Gaulle, Fransa, İtalya ve Batı Almanya arasında üçlü bir nükleer işbirliği projesi önermişti. Ardından Fransa bağımsız bir nükleer caydırıcılık seçeneğini tercih etti. 1960’larda yine Fransa’nın ön almasıyla Fransa, İngiltere ve ABD’yi kapsayan üçlü işbirliği girişimi de başarısız oldu.
1970’lerden itibaren Fransız liderler, hem Fransa’yı hem de Avrupa’daki komşularını olası Sovyet tehdidine karşı korumak üzere Avrupa’ya özgü nükleer caydırıcılığa dayalı bir yaklaşım sergilediler; Soğuk Savaş’ın son bulmasıyla birlikte sözkonusu yaklaşım Fransa’nın Avrupalı ortaklarında yankı bulmadı.
Fransa’nın, de Gaulle döneminden devraldığı nükleer politikanın esaslarından biri nükleer güç olma statüsünü transatlantik camiaya, bilhassa ABD’ye kabul ettirmekti. Fransız yöneticilerin bu konuda izlediği ısrarlı ve kararlı tutum, NATO’nun Haziran 1974’te yayımladığı Atlantik İlişkileri Bildirgesi’nde (Ottawa Bildirgesi) meyvesini verdi. Bu bildirgeyle Fransa’nın İttifak içindeki nükleer güç statüsü açıkça tanındı.
Avrupa Nükleer Caydırıcılığına Giden Süreç
2020’den bu yana Fransa, Avrupa nükleer caydırıcılığının kapsamını genişletme konusunda geçmişte olduğu gibi yine öncülük yapıyor. Fransız terminolojisinde bu kavram “ileri caydırıcılık” (forward deterrence) olarak tanımlanıyor. Bu, bir bakıma Gaullist akımın tamamen farklı bir uluslararası konjonktürde de olsa yeniden hayat bulması olarak yorumlanabilir.
2014’te Rusya’nın Kırım’ı işgal ve ilhak etmesiyle başlayan ve özellikle Trump’ın ilk başkanlık döneminde ivme kazanan küresel güvenlik ortamındaki geniş çaplı bozulma tabiatıyla Avrupa’da da sarsıntı yarattı. Hem saldırgan bir Rusya’nın Avrupa güvenliği için ortaya çıkardığı tehdit, hem de revizyonist bir güç olma eğilimi gösteren ABD’nin Avrupa’da yaygınlaşan olumsuz algısı NATO dayanışma ve bütünlüğünü zayıflatan sonuçlar doğurdu.
2016’da Birleşik Krallık’ın AB’den ayrılması (Brexit) Avrupa’nın güvenlik ortamını daha da karmaşıklaştırdı. Şubat 2022’de Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik geniş çaplı saldırısı ise, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa güvenliğine indirilen en ağır darbe oldu.
Bu koşullar altında Avrupalı liderler, ABD’yi artık güvenilir bir müttefik olarak görmekten uzaklaştılar. Bu değişim Avrupa’nın, ABD karşısında stratejik özerklik arayışını hızlandırdı. Avrupa’nın konvansiyonel savunma kapasite ve kabiliyetlerini güçlendirmeye dönük projeler ardı ardına hayata geçirilmeye başlandı.
Nükleer Alanda Fransa’nın Rolü
Fransa Cumhurbaşkanı Macron, 2020 Şubat’ında Fransa Harp Akademisi’nde (École de Guerre) yaptığı konuşmayla Avrupa nükleer politikasının yeni koşullarda inşa edilmesi gereğini şu ifadelerle gündeme taşıdı: “…Fransa’nın hayati çıkarları artık Avrupa boyutuna sahiptir. Bu anlayışla, Avrupalı ortaklarımızla, Fransa’nın nükleer caydırıcılığının kolektif güvenliğimizde oynadığı rol konusunda stratejik diyalog geliştirilmesini arzu ediyorum… Bu stratejik diyalog ve görüş alışverişi, doğal olarak, Avrupalılar arasında gerçek bir stratejik kültürün gelişmesine katkı sağlayacaktır.”
Konuşmadaki nihaî amaç, Avrupa’da nükleer caydırıcılık konusunda ortak bir stratejik kültür tesis etmeye dayalı olsa da Fransa’ya ait nükleer yeteneklerin kullanılmasında son söz hakkının Fransa Cumhurbaşkanı’nda olacağı kaydı bu ve takip eden konuşmalarda açık ve net ifadelerle yer almaktadır.”
Mart 2025’te ulusa sesleniş konuşmasında ise, Fransa’nın Avrupa için önerdiği nükleer politikayı daha da “Avrupalılaştırarak”, Fransa’nın nükleer caydırıcılığınının Avrupa kıtasındaki müttefiklerin korunması için kullanılmasına dönük stratejik bir tartışmayı başlattı.
Macron’un bu çağrısı sonrasında Fransa ve İngiltere, Temmuz 2025’te ortak bir nükleer işbirliği bildirgesi (Northwood Bildirgesi) yayımladılar.
“İleri Caydırıcılık” Hamlesi
Her iki ülkenin “Fransa veya Birleşik Krallık’ın hayati çıkarlarının tehdit altına girdiği hiçbir durumun, diğerinin hayati çıkarlarını da tehdit etmeden gelişme gösteremeyeceğini” açıklamaları, nükleer kuvvetlerde işbirliğini ve eşgüdümü derinleştirmeye yönelik ortak iradeyi açıkça sergiledi.
Fransa’nın bir sonraki adımı, Mart 2026’da Cumhurbaşkanı Macron’un, Fransız nükleer denizaltılarının bulunduğu Île Longue üssünde yaptığı konuşma oldu. Bu konuşma, 2020’de Fransa’nın ortaya attığı “ileri caydırıcılık” kavramının daha kapsamlı ve gelişmiş bir sürümüydü.
Macron’un son konuşması, Almanya, Belçika, Hollanda, Danimarka, Polonya, İsveç ve Yunanistan gibi diğer Avrupa ülkelerinde de yankı buldu. Konuşmanın ardından Fransa ve Almanya, nükleer caydırıcılık ve politika alanındaki diyalog ve eşgüdümü güçlendirmek üzere “Üst Düzeyli Yönetim Grubu” kurmaya karar verdiler. Amaçları, NATO içindeki düzenlemelere ve ABD’nin rolüne halel getirmeden Avrupa nükleer caydırıcılığına hız kazandırmaktı.
Sırada Ne Var?
Soğuk Savaş sonrasının rehavetiyle NATO’nun Avrupalı üyelerinin çoğunluğu savunma yatırımlarını büyük ölçüde geri plana atmışlar, bu çerçevede barışın getirilerinden yararlanmaya yönelmişlerdir.
Bugün itibarıyla ise, küresel sistemi sürüklemekte olan güç politikaları ve son olarak İran’a karşı başlatılan savaşın ağırlaştırdığı bir güvenlik ortamında konvansiyonel kabiliyetlerindeki ciddi açıkları önümüzdeki on yıl içinde kapatmak üzere önemli adımlar atmaya başlamışlardır.
Macron’un, konvansiyonel askerî kapasite ve yetenekleri kapsayan Avrupa atılımlarını nükleer güç alanına da yayma çabasınının, özünde doğru ve gerekli bir adım oluşturduğu söylenebilir. Mevcut koşullarda Avrupa’nın stratejik özerkliğini, yalnızca AB ile sınırlı kalmayıp, NATO’nun tüm Avrupalı üyelerini de kapsayacak yönde genişletilmesini bir tercih değil, stratejik bir zorunluluk olarak görmek gerekir. Bu bağlamda, hem NATO hem AB’nin savunageldiği güvenliğin bölünmezliği ilkesi, Avrupa’ya özgü kılınmak üzere kurgulanan nükleer politikanın, İttifak’ın Avrupa üyeleri arasında ayrımcılığa meydan vermeyecek bir çerçevede ilerlemesini gerektirmektedir. Aksi yöndeki bir yaklaşımın, gelişim halindeki Avrupa nükleer politikasını baştan sakatlayacak bir yapılanmaya evrilmesi kaçınılmaz olur.
Avrupa Nükleer Caydırıcılığı Nasıl İnşa Eder?
Mevcut koşullar altında güvenilir ve inandırıcı bir Avrupa nükleer politikasının nasıl gerçekleştirileceği temel bir soru olarak karşımızdadır. Paris’in önerdiği yaklaşım Avrupa için nükleer kuvvetlere dayalı caydırıcılığın inşa edilmesinin bazı temel ilke ve gerekçelerine ışık tutmaktadır.
Fransa’nın nükleer yetenekleri şu iki ana sütuna dayanmaktadır: denizden ve havadan atılabilen nükleer yetenekler. Diğer yandan, Avrupa’ya özgü nükleer caydırıcılığı güçlü ve inandırıcı kılmak için şu üçüncü sütuna da gereksinim olacaktır: karadan atılan nükleer yetenekler. Bu üçlü yapı tesis edilemez ise Avrupa nükleer politikası eksik kalacaktır.
Bu tür bir yapılanmada nükleer yetenekleri sağlayacak ülkeler (İttifak’ın iki nükleer gücü olarak Fransa ve İngiltere) ile nükleer görevleri desteklemek üzere konvansiyonel roller üstlenecek ülkeler arasında bir işbölümüne gidilmesi gerekecektir. Bu yöndeki bir tasarım ise, sürecin özellikle ilk aşamalarında, “NATO’nun mevcut prosedür ve düzenlemelerini taklit etmek” zorunda kalacaktır.
Sahada Nasıl Uygulanacak?
Eğer Fransa, Macron’un açıkladığı üzere, nükleer silah da atma kabiliyetine sahip çift yetenekli uçaklarını (Rafale) diğer Avrupa ülkelerine konuşlandırma niyetini gerçekleştirirse, ev sahibi ülkenin hangi tesis ve kapasiteleri sağlaması gerektiği de önceden belirlenmelidir. Örneğin Fransa, havadan atılan nükleer bombalarını önceden belirlenecek Avrupalı müttefik ülkelerde konuşlandırmaya ve bunun malî yükünü onlarla paylaşmaya hazır olacak mıdır? Buna paralel olarak Fransız nükleer bombalarını taşıyacak çift yetenekli uçakların (DCA) nükleer görevlere hazırlanmaları için karşılanması gerekecek bedeli ne ölçüde paylaşmaya hazırdır?
Diğer bir husus, sürecin ileriki aşamaları için öngörülecek bulunmakla birlikte, Avrupa nükleer yeteneklerini destekleyecek alarm tedbirlerinin neler olacağı ve bunların hangi koşullarda uygulanacakları meselesinde düğümlenmektedir.
Avrupa nükleer caydırıcılığı ve politikasının sahada nasıl uygulanacağına dair tatbikatların düzenli aralıklarla icra edilmeleri gerekecektir. Bu çerçevede tatbikat döngüsünün kapsamlı eşgüdüm ve danışmalara tabi tutulması diğer bir gereksinim olarak ortaya çıkacaktır.
NATO ile İlişkisi Belirlenmeli
Fransa’nın açıkladığı ve kimi Avrupalı ülkelerin desteklediği yeni Avrupa nükleer politikasının/doktrininin NATO’yu tamamlayacak bir çerçevede hayata geçirileceği anlaşılmaktadır. Bu çerçevede, Avrupa nükleer polikasının/doktrininin İttifak’ınkiyle nasıl bütünleştirileceği, ne kadar süreyle ve hangi yapı altında (kalıcı mı, gayriresmi “istekliler koalisyonu” tarzında mı) sürdürüleceği sorusu gündeme gelecektir. Buna bağlı olarak sürecin ilerleyen safhalarında bu politikaya öncülük eden Fransa’nın, NATO Nükleer Planlama Grubu’na üye olup olmayacağı sorusunu da yanıtlaması gerekecektir.
Avrupa nükleer politikasının geliştirilmesine, Amerika üzerindeki yükü hafifletecek olması dolayısıyla Trump yönetiminin engel çıkartmayacağı varsayılabilir. Son yayımlanan ABD Ulusal Güvenlik ve Savunma Stratejileri bu varsayımı doğrular nitelikte unsurlar içermektedir.
Avrupa’ya özgü nükleer politika tesis edilmesine dönük girişim hiç şüphesiz halen emekleme aşamasındadır ve mevcut “bilmecenin” parçalarını bir araya getirmenin en az on yıl alacağı öngörülebilir. Bunun önkoşulu ise, başlayan süreçte Avrupalı müttefiklerin gerekli ortak iradeyi sergilemelerinde ve bunu sürdürülebilir kılmalarında yatmaktadır.
Türkiye bu “nükleer resmin” neresinde?
Türkiye’nin etrafındaki ateş çemberi her geçen gün daralıyorken an itibarıyla evrim halindeki Avrupa nükleer savunması ve caydırıcılığı üzerine düşünmenin gerçekçiliği sorgulanabilir.
Konu, muhtemelen çok kısıtlı sayıdaki resmî çevrelerin yazışmalarına tabi tutuluyor olabilir. Kamuoyumuzun gündemine ise, çoğu halde olduğu üzere, “yumurta folluğa geldiğinde” taşınmaya daha müsait bir mesele görünümü vermektedir.
Diğer yandan, gerçeği mi yoksa mevcut koşullarda hayata geçmesi mucizelere bağlı bir özlemi mi yansıttığından bağımsız olarak, Türkiye’nin Avrupa güvenliğinin geleceğini doğrudan etkileyen gelişmelerden soyutlanmasının mümkün görülmediği bir ortamda Avrupa nükleer politikasının tesis edilmesinde baş gösteren gelişmelere bîgane kalmak lüksü bulunmamaktadır.
Son gelişmeler karşısında ABD-Avrupa arasındaki ilişkilerin yeni bir düzleme taşınmakta olduğu gerçeği açıktır. Avrupa’nın, Fransa öncülüğünde yürütülmekte olan Avrupa’ya özgü yeni nükleer savunma politikasının geçirmekte olduğu evrelerin yakından takip edilmesinde orta-uzun vadeli ülke çıkarları açısından yarar olduğu yadsınamaz.
Ankara Seyirci Rolüne İtilmemeli
Avrupa’nın konvansiyonel yeteneklerinin geliştirilmesinde önemli ve geniş çaplı atılımların yapılmakta olduğu, Türkiye’nin savunma sanayi alanında Avrupa’yla işbirliğinin kapsamını genişletmeye yöneldiği ve bir yandan NATO’nun Avrupalı müttefiklerinin konvansiyonel kapasite ve yeteneklerindeki açıkları kapatmaya dönük projelere hız verilirken, diğer yandan, savunmalarını takviye etmek üzere Avrupa için nükleer kapasite ve yeteneklerini de güçlendirmeye eğildikleri bir dönemde Ankara’nın bu yeni alanı boş bırakması, dolayısıyla kendisini seyirci rolüne sürüklemesi doğru ve yerinde bir yaklaşım olmayacaktır.
*Türk Atlantik Konseyi Derneği ve Ankara Politikalar Merkezi Başkanı
*Edinburgh Üniversitesi Siyaset Bilimi Doktora Adayı


