

MetroPoll araştırması hem halkın savaşa karşı tutumunu hem de Batı’ya bakışıyla güvenliğe verdiği önemin niteliğini gösteriyor. Erdoğan’ın “İnönü 2.0” siyasetini de açıklıyor. (Şekil: MetroPoll)
Kıdemli araştırmacı Özer Sencar, MetroPoll şirketinin Mart 2026 “Türkiye’nin Nabzı” kamuoyu yoklamasının bazı sonuçlarını X hesabı üzerinden açıkladı. İki sonuç, Türk halkının hem ABD-İsrail ittifakının İran’a başlattığı savaş konusundaki tutumunu hem de güvenlik kaygıları konusunda Batı’ya çelişkili bakışını yansıtıyor. Bu da Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Rusya-Ukrayna savaşında olduğu gibi İran savaşında da İkinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün İkinci Dünya Savaşı’nda Türkiye’yi ateşe atmamak doğrultusunda islediği “aktif tarafsızlık” siyasetinin günümüz koşullarına uyarlanmış, adeta “İnönü 2.0” sürümünü izlediği gibi bir görünüm ortaya çıkarıyor.
Biraz yakından bakalım.
MetroPoll araştırmasındaki iki bulgu da siyaseten tahmin edilebilir, ama özellikle biri basmakalıp kabulleri geçersiz kılabilecek türden.
Savaşa Karşı, Peki ya NATO?
Daha tahmin edilebilir olan sonuç, deneklerin Türkiye’nin ABD ve İsrail’in İran’la savaşına dair izlediği siyaset sorusuna verilen yanıtlar olmuş.
Deneklerin yüzde 68,1’i “tarafsız kalmalı” derken, yüzde 22,6’sı İran’dan yana, yüzde 2,1’i ise Türkiye’nin ABD-İsrail’den yana durması gerektiğini söylemiş; gerisinin fikri yok.

Özetle, Türk halkı savaşa bulaşmaya karşı.
Bir kısım siyaset yorumcularının ezberini bozabilecek yanıtlarsa, Türkiye’nin güvenliğinde NATO’nun rolü sorusu üzerine verilmiş. Önemli toplamı yüzde 61,0. Önemsiz toplamı ise 27,6.

Benzer soruyu 2018’de de sormuş MetroPoll; o zaman “önemli” toplamı daha fazlaymış, “önemsiz” toplamı da daha az.
Bu neyi gösteriyor? Gerek Gazze gerekse İran savaşlarında ve ayrıca Suriye’de PKK siyasetine rağmen son yıllarda yükselen anti-Amerikan hava, halkın gözünde ABD’nin önder rolü üstlendiği Batı askeri ittifakı NATO’ya duyulan ihtiyacı çok fazla yıpratmamış. Bunda İran’dan fırlatılan füzelerin NATO’yla ortak savunma tarafından durdurulmasının da payı vardır muhtemelen.
Peki, bunun “İnönü 2.0” teziyle ne alakası var? Biraz daha açalım.
Dış Politikada Üç Dönüşüm
AK Parti dönemi Türk dış politikasının 2010-2016 arasında ağırlıkla ideoloji odaklı bir çizgi izlediği söylenebilir. Bunda Arap Baharı, ya da Arap İsyanlarının ideolojik kabullerle yanlış okunmasının payı vardı ki bu çizgi kendisini sadece, İsrail, Mısır ve Türkiye için toplumsal ve ekonomik yönden de sarsıcı olan Suriye siyasetinde gösterdi. Suriye iç savaşı da ilk aşamalarında IŞİD (DEAŞ) de yanlış okundu ve bu acı kayıplara yol açtı.
15 Temmuz 2016 darbe girişimiyle ABD ve genel olarak Batı ile ilişkilerde “değerli yalnızlık” diye ifade edilen tepkisel bir siyasi çizgiye geçildi. Bu dönemde PKK ile mücadelede önleyici eylem çizgisinin de esas alındığını ve Suriye siyasetinin de buna bağlı olarak revize edildiğini görüyoruz.
Türk dış politikasının yeniden “gerçekçi” çizgiye geçişi, 24 Şubat 2022’de Rusya’nın Ukrayna savaşına başlamasıyla oldu. Erdoğan’ın, vakit geçirmeden, İnönü tarafından müzakere edilip imzalanan 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesini uygulamaya alması “realpolitik” bir adımdı.
Erdoğan ve İnönü 2.0
Aslında Erdoğan’ın Ukrayna savaşı ardından İran savaşında da izlediği, her iki tarafı da kınayan ama her iki tarafla da irtibatı sürdüren, o arada diyalog kanalı sağlayan, Türkiye’yi savaşa girmekten sakınan dış politikası, İkinci Dünya Savaşı’ndaki İnönü dış politikasının günümüz koşullarındaki devamı gibidir.
O zaman da İnönü, bir yandan savaşa girme teklif ve kışkırtmalarını reddederken, diğer yandan hem Almanya-İtalya ittifakı hem de İngiltere-ABD-Sovyetler ittifakıyla -son aşamaya dek- irtibatı ve hatta ticareti sürdürdüğü için eleştiriliyordu.
Koşullar İkinci Dünya Savaşı’ndan farklı; dolayısıyla bu sözlerden yola çıkıp 2022’deki dış politika dönüşü, evet, daha önleyici ön-alıcı (proaktif) anlamda “yeni gerçekçi” olarak da nitelenebilir.
İnönü uzun yıllar Türk sağının boy hedefi oldu. Bunu en açık dile getiren, “Savaşa girseydik Musul’u alırdık, Oniki Adayı alırdık” gibi, konuya popülist söylemle yaklaşan Turgut Özal idi.
İnsan kınadığıyla sınanırmış. Bugün Türkiye’nin şu bölgesel ve küresel krizi en az hasarla atlatmasının yolu, Erdoğan’ın “İnönü 2.0” sürümü dış politikada ısrar etmesi gibi görünüyor.


