Yetkin Report - Murat Yetkin

  • English
  • Siyaset
  • Ekonomi
  • Hafıza Kartı
  • Hayat
  • Yazarlar
  • Arşiv
  • İletişim

“Aile ve Nüfus 10 Yılı” Kararı ve Eşitlik İlkesi

Yazar: Canan Güllü / 04 Mayıs 2026, Pazartesi / Oda: Siyaset

Cumhurbaşkanı Erdoğan Aile ve Nüfus 10 Yılı Vizyon Tanıtım Programı’nda yaptığı konuşmada, stratejik önceliklerini aile kurumunun ve nesillerin korunması; evlilik müessesesinin teşviki; doğurganlık hızının artırılması; gençlerin nitelikli yetiştirilmesi ve yaşlı refahı ile kırsalın yerinde kalkınması ve nüfusun dengeli dağılımı olarak sıralamıştı. TKDF Başkanı Güllü, bu stratejiyi Anayasa ve pozitif ayrımcılık bakımından eleştiriyor. (Foto: X/RTErdogan)

Resmî Gazete’de yayımlanan “Aile ve Nüfus 10 Yılı” kararı, Türkiye’de sosyal politikaların yönünü belirleyen önemli bir çerçeve olarak sunulmaktadır. Bu karar, nüfus artışını teşvik eden ve aile yapısını merkeze alan bir yaklaşımı kurumsallaştırmayı hedeflemektedir. Ancak bu yaklaşım, anayasal ilkeler ve kadın politikaları açısından ele alındığında ciddi tartışmaları da beraberinde getirmektedir.

Anayasa’nın 10’uncu Maddesi

Bu noktada temel referans, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası Madde 10’dur. Söz konusu madde, kadınlar ve erkeklerin eşit haklara sahip olduğunu açıkça ortaya koymakla kalmaz; aynı zamanda devletin bu eşitliği sağlamakla yükümlü olduğunu da vurgular. Üstelik bu yükümlülük, yalnızca biçimsel bir eşitliği değil, kadınların dezavantajlı konumlarını gidermeye yönelik pozitif ayrımcılık politikalarını da içerir.

Ancak “Aile ve Nüfus 10 Yılı” kararına dayanan söylem, bu anayasal çerçeveyle uyumlu bir perspektif sunmamaktadır. Aksine, kadını birey olarak değil, aile içindeki rolü üzerinden tanımlayan bir yaklaşım güçlendirmektedir. Bu durum, kadınların yurttaşlık haklarını ve kamusal alandaki varlığını geri plana iten bir politika diline işaret etmektedir.

Kadını Birey Olarak Güçlendirmek

Sahada uzun yıllardır kadın politikası çalışmış biri olarak benim açımdan bu söylemin en kritik sorunu şudur: Kadın politikası, kadını aileye indirgemek değil; kadını birey olarak güçlendirmek üzerine kurulmalıdır. Oysa bu karar ve etrafında şekillenen politik dil, kadının toplumsal konumunu “anne”, “eş” ve “ev içi sorumluluklar” üzerinden yeniden tanımlamakta; eşitlik mücadelesini ikincil bir alana itmektedir.

Ayrıca bu yaklaşım, anayasal eşitlik ilkesine açık bir aykırılık taşımaktadır. Kadınların ekonomik bağımsızlığını güçlendirmeye değil, aile içi rollerini pekiştirmeye odaklanmaktadır. Şiddet, istihdam, eğitim ve adalete erişim gibi yapısal eşitsizlik alanlarını görünmez kılarak, Devletin eşitliği sağlama yükümlülüğünü, aileyi koruma söylemiyle ikame etmektedir. Oysa Türkiye’de kadınların karşı karşıya olduğu en ağır sorunlardan biri, ev içi şiddetin yaygınlığıdır. 

Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu tarafından her ay yayınlanan kadın cinayetleri verisi şiddetin aile içinden geldiğini apaçık göstermektedir. Kadınlar en çok “aile” içinde şiddete maruz kalmakta, en çok bu alan içinde hak ihlalleri yaşamaktadır. Bu gerçeklik karşısında, eşitlik perspektifinden yoksun bir “aile” vurgusu, çözüm üretmekten ziyade mevcut sorunları derinleştirme riski taşımaktadır.

Yanlış, bunlarla da sınırlı değil. Pozitif ayrımcılık ilkesi açısından da ciddi bir geri çekilme söz konusudur. Devletin, kadınların dezavantajlı olduğu alanlarda özel politikalar üretmesi gerekirken, bu karar çerçevesinde geliştirilen söylem bu ihtiyacı karşılamak yerine kadını geleneksel roller içine yönlendiren bir çerçeve sunmaktadır.

Aile ve Nüfus 10 Yılı Kararı

“Aile ve Nüfus 10 Yılı” kararı biz kadın politikaları savunucuları açısından yalnızca bir sosyal politika tercihi değil, aynı zamanda kadın-erkek eşitliğini sağlama yükümlülüğünden uzaklaşmanın bir göstergesidir. Bu yaklaşım, anayasanın öngördüğü eşitlik ilkesini güçlendirmek yerine zayıflatmakta ve kadın politikalarını hak temelli bir zeminden uzaklaştırmaktadır.

2025 yılında ilan edilen Aile yılında 297 kadın cinayetinin varlığı göz ardı edilerek, bugün atılan bu adım ders almadığımız bir sonucu ortaya koymaktadır. Teknolojik gelişimlerin neredeyse vücudumuzun her hücresinde hâkimiyet kurduğu bu yüzyılda kadını eşitlikten uzaklaştıracak modeller üretmek yerine eşitliğe ulaşmayı kolaylaştıracak çözümleri düşünemeyen zihniyet kendi kendini yok etmektedir.

Unutulmasın ki cin şişeden 100 yıl önce çıkmış, kadınların insan hakları mücadelesi evrensel ölçekte yerini bulmuş ve bu gelişmelerden yoksun kalan ülkeler hep yek atmıştır.

Yeni yazılardan haberdar olun! Lütfen aboneliğinizi güncelleyin.

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Aboneliğinizi onaylamak için gelen veya istenmeyen posta kutunuzu kontrol edin.

Etiketler: Aile ve Nüfus 10 Yılı Kararı

OKUMAYA DEVAM EDİN

Yüksek mahkemenin yüksek sayılmadığı ülkemiz
Barışın Adı Var: Yeni Sürecin En Net Sonucu
F-16V’ler derde derman olur mu? S-400/F-35 muammasında yeni bir sayfa
  • Özel’in Yıldızı Yükselişte: Butlan Ne Kılıçdaroğlu Ne Erdoğan’a Yarar25 Mayıs 2026
  • Türk Siyasetinin Kara Günü: Serbest Siyasete Darbe24 Mayıs 2026
  • Bu da oldu: Kılıçdaroğlu istedi, polis zorla CHP Genel merkezine girdi24 Mayıs 2026
  • CHP’de İlk Kılıçdaroğlu-Özel Çatışması 2 Haziran’da23 Mayıs 2026
  • Toplum Güçlü Ama Adil Bir Devlet İstiyor: Anket Bunu Gösteriyor23 Mayıs 2026
  • Bahçeli, Kılıçdaroğlu’na Özel’le Anlaş, Başa Geçme Dedi: Neler Oluyor?22 Mayıs 2026
  • İstinafın butlan, iptal ve tedbir çelişkisi ve reform ihtiyacı22 Mayıs 2026
  • Gazeteci Alican Uludağ’ın Arşivlik Mahkeme Savunması21 Mayıs 2026
  • CHP’ye “Mutlak Butlan” Darbesi: Mahkeme “Kılıçdaroğlu Dönsün” dedi.21 Mayıs 2026
  • Mavi Vatan ve Yunanistan’da Erken Başlayan Seçim Kampanyası21 Mayıs 2026
Haberler arşivinde arama yapın...

Siyaset

Ekonomi

Hafıza Kartı

Hayat

Arşiv

English

Hakkımızda

Künye

Yazarlar

Yardım

Reklam & İşbirliği

Bize Ulaşın

tbtcreative.com | UFKZDN © 2024 yetkinreport.com

Kurumsal Bilgiler     ·      Yardım     ·      Kullanıcı Sözleşmesi     ·      Yasal Çekince

TOP