

Latin Amerika ülkelerinin sağa kayışının simgelerinden biri, kendisini açıkça “Trumpist” ilan eden Arjantin Cumhurbaşkanı Milei oldu. Trump işbaşına geldiğinden bu yana seçimlere ağırlığını koydu, hep sağcı adaylar kazandı. ABD, Çin etkisine karşı “arka bahçe” politikasına döndü. (Foto: Beyaz Saray)
Türkiye’den bakınca hâlâ birçok ülkenin ABD Başkanı Donald Trump’ın izinden gittiğini görmek şaşırtıcı oluyor. Trump’ın Avrupa ülkeleri nezdindeki prestiji de düşüşte. Buna mukabil, Latin Amerika’da durum farklı. Bu bölgede seçmenler hâlâ Trump’ın ağzına bakıyor; Trump’ın desteklediği liderler seçimleri kazanıyor. ABD’nin ocak ayı başında Venezuela devlet başkanını askeri operasyonla kaçırarak New York’a götürmesi ve burada uyuşturucu işlerine karışmaktan ötürü mahkemeye çıkarmasının Latin Amerika seçmeni üzerinde olumsuz bir etki bırakmadığı sonucuna varıyoruz.
Vaşington Venezula’nın patronu oldu
Şaşırtıcı ama durum Venezuela’da da farklı değil. 7 yıllık gergin bir aranın ardından ve de Maduro vakasından 5-6 ay sonra, Karakas’taki ABD büyükelçiliğinin tekrar faaliyete geçmesi, Vaşington’un Venezuela’nın tartışılamaz patronuna dönüştüğünü ortaya koyuyor.
Venezuela’daki demokratik muhalefet liderleri Maria Corina Machado’nun kenarda bırakılmasından ötürü ABD aleyhtarlığı yapmıyor. Hugo Chávez taraftarları da Maduro’nun götürülmesini fazla dert etmeksizin iktidarın muhalefete değil de Delcy Rodríguez’e teslim edilmesiyle kazançlı taraf olduklarını değerlendiriyor.
Maduro yönetiminin yıllar içinde batırdığı petrol endüstrisinin ABD müdahalesinin ardından 6 ay içinde toparlanma yoluna girdiği, ihracatın günlük 1,3 milyon varile yükseldiği ve bu gelirin önümüzdeki dönemde Maduro sayesinde fakirleşen halka yansıması ihtimali hesaba katıldığında, Vaşington’un ülkenin sahibi olma yönünde emin adımlarla ilerlediği kabul edilecektir. Geçen hafta yaşanan depremin ardından ülkeye yönelik yardımda Vaşington’un başı çekmesi bu anlayışın sonucu.
Latin Amerika Trump’ın izinde
Venezuela’dan sonra merceğimizi Latin Amerika’nın diğer ülkelerine çevirdiğimizde şu manzarayı görüyoruz: Latin Amerika tüm dünyanın tersine giderek daha Trump’çı bir çizgi izliyor. Son 2 yıldır bölgedeki tüm seçimleri sağcı partiler kazanıyor, daha doğrusu sağcı/aşırı sağcı partiler.
Arjantin’de parlamento ara seçimlerinden (Ekim 2025) önce, Trump, Javier Milei’nin partisi kazanmadığı takdirde, ülkeye verilmesi planlanan 20 milyar dolar kredinin iptal edileceğini duyurdu. Bu tehdit kokan destek sayesinde sağcı Başkan Milei seçimlerde ciddi başarı (yüzde 39) elde etti.
Yıllardır sol hükümetlerin (Movimiento al Socialismo adlı parti önderliğinde) yönettiği Bolivya son seçimlerde (sonbahar 2025) istikamet değiştirdi, ülke merkez sağ politikacı Rodrigo Paz’a emanet edildi.
Şili’de yıllardır liberal sağ ve sol hükümetler sırayla iktidara gelip giderlerken, bu defa aşırı sağcı José Antonio Kast 2026 mart ayında cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturuverdi. Şilili seçmen, Trump’ın öne çıkardığı göç ve güvenlik konularına öncelik verince ülke diktatör Pinochet hayranı bir politikacıya teslim edilmiş oldu.
Otoriter Fujimori’nin kızı Keiko
Geçtiğimiz haftalarda iki kritik bölge ülkesinde seçimler düzenlendi. Birisi Peru, diğeri Kolombiya. Her ikisi de derinden kutuplaşmış vaziyette, seçmenin yarısı solu, diğer yarısı sağı tercih ediyor, oylar eşit gibi, tarafların birbirlerine anlayışları ve tahammülleri sınırlı.
Peru’da kırsal bölgeler sosyalist adaylara, şehir merkezleri muhafazakâr adaylara oy verirken, Kolombiya’da durum daha değişik; başkent Bogota’nın belediye başkanları genellikle sosyalist kökenden geliyor.
Peru’da resmi sonuçların açıklanması neredeyse bir ayı buldu. Pek cüzi bir farkla sağcı aday Keiko Fujimori kazandı. And dağlarının kuzeyden güneye böldüğü ülkede, devrimci örgüt olarak başlayan, sonra uyuşturucu işlerine karışan, gençliğimizde adını duyageldiğimiz Aydınlık Yol adlı terör örgütünü 1990’lı yıllarda sona erdiren, kalkınma pahasına demokrasiden uzaklaşan (gelişmeci otoriter) tanınmış müteveffa lider Alberto Fujimori’nin kızıdır kendileri.
Sanchez seçilseydi muhtemelen tamamlayamazdı
Son 3 seçimde ikinci tura kalmasına karşın 3 kez mağlup olan Keiko, bu defa ülkesinin ilk kadın cumhurbaşkanı sıfatıyla tarihe geçecek. 50 bin oy farkıyla (yüzde 49,86) seçimleri kaybeden sosyalist Roberto Sanchez, velev ki cumhurbaşkanı koltuğuna otursaydı, o koltuktan indirilmek üzere Parlamentonun sonu gelmeyen saldırılarına maruz kalacaktı; bu hususta tereddüt duymuyorum. Mentoru, önceki Cumhurbaşkanı Pedro Castillo hâlâ hapiste. Son 10 yılda o meşum koltukta 9 farklı cumhurbaşkanı veya vekili oturduğu dikkate alındığında, Roberto Sanchez’in seçilmemesi daha hayırlı olmuş demek mümkün.
Kolombiya deyince Escobar ve FARC
Değineceğimiz diğer ülke uyuşturucu baronu Pablo Escobar’ın memleketi Kolombiya. FARC adlı devrimci terör grubu da Kolombiya’nın “alameti farikalarından” biridir”. Ankara 1984’ten itibaren enerjisini PKK ile mücadeleye yöneltirken, Bogotá’da 1964’ten günümüze FARC, ELN ve diğer terör gruplarıyla meşgul. 2016 yılında FARC ile imzalanan barış anlaşmasından sonuç elde edilemedi, daha doğrusu barış fırsatı heba edildi. Türkiye’nin terör ile mücadelede Kolombiya’dan daha iyi sonuçlar aldığı kesin.
Seçmen sağcıyı değil aşırı sağcıyı seçti
İşte Peru’nun kuzey komşusu bu karmaşık ülkede geçen haftalarda düzenlenen seçimleri sağcı lider Abelardo de la Espriella kazandı; sağcı dersek yanlış olur, aşırı sağcı demek gerek.
Trump’ın açık desteğini alan yeni başkan, önceki sosyalist Cumhurbaşkanı Gustavo Petro’nun gerilla gruplarıyla yürüttüğü barış müzakerelerine son verecek, askeri metotlara rağbet edecek, yeni hapishaneler inşa edecek, sert güvenlik politikaları izleyecek. Başkan Trump’ın uyuşturucu kartelleri ve yasa dışı göç ile mücadele amacıyla 12 bölge lideriyle birlikte oluşturduğu “Shield of the Americas-Amerikaların Kalkanı” adlı teşkilatın 13. üyesi olacak.
Kolombiya’yı yönettiği son 4 yılda, fakirlik oranını yüzde 37’den 28’e düşüren Gustavo Petro’nun desteklediği solcu cumhurbaşkanı adayı Ivan Cepeda’nın, Abelardo de la Espriella karşısındaki mağlubiyetinde Trump faktörünü göz ardı etmek mümkün değil. Trump’ın 2. kez göreve geldiği tarihten bugüne kadar Latin Amerika’da düzenlenen tüm seçimleri sağcı/aşırı sağcılar kazandılar. Bu adayların tamamı Trump benzeri kampanyalar yürüttüler, güvenlik ve göç konularını öne çıkardılar, yeni hapishane inşa etme sözü verdiler.
Honduras’ta Trump’ın açık müdahalesi
Trump’ın etkili olduğu ülkelere Ekvador ile Honduras’ı ilave etmezsek tablo eksik kalır. Ekvador’da sağcı Daniel Noboa’nın solcu rakibi Luisa Gonzalez’i mağlup etmesinde Trump politikalarını benimsemesinin rolü bulunduğunu kimsenin reddetmediğine işaret ettikten sonra Honduras’a bakalım. Trump’ın Honduras seçimleriyle ilgili demeçlerinin uluslararası toplum tarafından seçimlere açık müdahale olarak nitelendirildiğini hatırlatalım.
Solcu adayın seçilme şansı bulunmadığı bu Orta Amerika ülkesinde yarış iki sağcı aday arasında geçecekken Trump’ın çok açık seçik müdahalesi neticesinde makul sağ aday Salvador Nasralla seçimleri kaybetmiş, aşırı sağa çiçekler atan diğer aday Nasry Asfura, haftalar süren gergin oy sayımları neticesinde şaibeli biçimde zafere ulaşmıştır. Trump’ın Latin Amerika seçimlerine yönelik en agresif müdahalesinin Honduras’ta meydana geldiğini burada kayda geçirelim.
Sadece Meksika, Brezilya, Uruguay kaldı
Halen özel durumları bulunan Küba, Venezuela ve Nikaragua bir kenara bırakıldığında, kıtada, Meksika, Brezilya ve Uruguay dışında solcu hükümet kalmadı.
Brezilya’da önümüzdeki ekimde seçimler var. Tüm dünyada sevilen sayılan sosyal demokrat Lula da Silva’nın karşısına önceki cumhurbaşkanının oğlu Flavio Bolsonaro çıkacak. Lula da Silva son seçimlerde biraz kaçık, biraz faşist Jair Bolsonaro’yu cüzi bir oy farkıyla (yüzde 0,9) mağlup etmişti. Bu defa Trump’ın desteklediği oğul Bolsonaro’ya karşı mücadele verecek yaşlı kurt.
Tüm Latin Amerika’da sonuç getiren Trump faktörü Brezilya seçimlerinde de etkili olursa, bölgenin lider ülkesi Brezilya da sağa kayacak. Bu durum Monroe doktrinini “Donroe” doktrinine dönüştürerek “Latin Amerika arka bahçemdir, başkaları uzak dursunlar” diyen Trump’ın yeni bir zaferi manasına gelecek.
Lula da Silva’nın mağlubiyeti, son 10-15 yıl içinde tüm Latin Amerika’yla ve özellikle Brezilya ile yoğun iktisadi ilişkiler geliştiren, kıtaya yeni yatırımlar yapan Çin’in bölgedeki ilerleyişine nokta konulması anlamı taşıyacak.

