Ankara Zirvesi NATO’nun 3.0 döneminin, yani üçüncü döneminin başlangıcı sayılıyor. Bu aslında yeni Soğuk Savaş’ın adının konulmasıdır. Genel Sekreter Mark Rutte’nin tanımı yetersiz kalıyor. (Foto: NATO)
NATO’nun 7-8 Temmuz Ankara Zirvesi’ni “Yeni Soğuk Savaş” NATO’sunun kuruluş toplantısı olarak baktığınızda, Türkiye’deki CHP ve Ekrem İmamoğlu davaları çelişki olarak görünmüyor. Başkan Donald Trump’ın ABD’nin 250’inci kuruluş yıl dönümü konuşmasında yeniden “komünizm tehlikesinden” bahsetmesi de bu tanımla uyumludur, Ankara’daki basın toplantısında Türkiye sorulduğunda “Demokrasi yalnız serbest seçimler demek değildir” eleştirisiyle basın özgürlüğü ihtiyacından söz eden NATO Genel Sekreterinin Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile elele yürümesi de “Yeni soğuk savaş” tanımında çelişki görünmez: Siyasi-askeri ihtiyaçlar hak ve özgürlüklere dünyanın her yerinde baskın gelir.
NATO’nun 7-8 Temmuz Ankara Zirvesi, Batı’nın savunma ittifakının üçüncü dönüm noktası olarak tanımlandığından beri Rutte bu dönemin adını “NATO 3.0” olarak algılara kazımak istiyor.
Buna göre;
Peki “NATO 3.0” neyin NATO’su?
Rutte en net tanımını 25 Haziran’da, Trump’ı Beyaz Saray’da ziyaret ettikten bir gün sonra Atlantic Council konuşmasında şöyle yaptı:
Bu gayet birkaç nedenden dolayı yetersiz ve yönlendirmeci bir tanımdı.
Bu çerçeve, NATO 3.0 döneminin, NATO 1.0’ın caydırıcılık ve kuşatma doktrinlerinin, Rusya, İran, Çin üçgeninde, artık iyice yaygınlaşan balistik füzeler, sınır aşan terörizm ve siber savaş imkânlarıyla birlikte gündeme gelmelerine yol açacaktır; yeni soğuk savaş biraz da budur.
Bu gelişmelere bakınca, ABD’nin artık geri çekileceği, NATO 3.0 yönetimini Avrupalılara bırakacağı yolundaki spekülasyonların da ayağının pek yere basmadığını söylemek gerekiyor.
ABD, Avrupa’nın biraz kendi savunmalarına sahip çıkmalarını iki nedenden istiyor:
Dolayısıyla, buradan yola çıkıp ABD’nin NATO 3.0 sürümünde ipleri elinden bırakacağını, Çin’le mücadelede Avrupa’dan alacağı desteği ikinci plana atacağını, özellikle rekor üstüne rekor kıran Amerikan silah sanayisini ideolojik tercihlerin gölgesinde bırakacağını düşünmek safdillik olur.
Ama Türkiye’nin birkaç yıldır ABD ve NATO ilişkilerinde hayata geçirdiği stratejik özerklik kavramının başka üyelerce de kendi çıkarları doğrultusunda benimseneceği görülebiliyor.
Bundan birkaç ay önce “NATO beyin ölümü yaşıyor” diyen Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un şimdi NATO’nun 3.0 döneminde öne çıkmak için Almanya ve İngiltere ile girdiği rekabeti gözlemek bile ABD’nin kontrolü elden bırakmayacağını anlamak için yeterli.
Ülkeler temelinde değerlendirirsek, NATO’nun 3.0 döneminde kuzey kanadında Norveç, Doğu kanadında Polonya, Güney kanadında Türkiye’nin rol ve etkilerinin artacağı anlaşılıyor.
Bu çerçevede Erdoğan’ın Türkiye’nin askeri ve askeri sanayi yetenekleri üzerinden AB’de -demokrasi açığı nedeniyle- tam üyelik olmasa da en azından ekonomik planda daha iyi bir yer arayışı dikkat çekiyor.
Ama genel planda ekonomik bakışla, savunma sanayi üreticilerinin tüm dünyada en kazançlı kesimlerden olacağı anlaşılıyor.
Yeni Soğuk Savaş’ta en çok geriletilmek istenenlerin bütün ülkelerde hak ve özgürlüklerin genişletilmesi için çalışan demokrasi güçleri olacağı da ne yazık ki görülüyor.
Ankara Zirvesi’ne sadece NATO’da 3.0 döneminin değil, dünyada yeni bir siyasi-ekonomik dönemin başladığının adının konması olarak bakmak mümkün.
Batı savunma ittifakı NATO 7-8 Temmuz Ankara Zirvesi'nde öncelikle üyelerin askeri harcamalarını artırmasını istiyor, ama…
Dünya Kupaları yalnızca futbolun değil, dünyanın değişen dengelerinin de aynası haline geldi. 2026 Dünya Kupası…
Bizi biz yapan, kişiliğimizi, isteklerimizi, meraklarımızı, hayattaki amaçlarımızı, beklentilerimizi şekillendiren şüphesiz çocukluk yaşantımızdır. İnternet çağı…
Amerika Birleşik Devletleri (ABD), 4 Temmuz 2026’da yalnızca bağımsızlığının 250. Yılını kutlamakla kalmıyor. Aynı zamanda…
Türkiye'den bakınca hâlâ birçok ülkenin ABD Başkanı Donald Trump’ın izinden gittiğini görmek şaşırtıcı oluyor. Trump’ın…
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin 7-8 Temmuz NATO Ankara Zirvesi'nden en stratejik beklentilerinden birinin Avrupa’nın savunulması…