Siyaset

İkinci Soğuk Savaşın NATO’su Ankara Zirvesinde kuruluyor: 3.0 o demek

Ankara Zirvesi NATO’nun 3.0 döneminin, yani üçüncü döneminin başlangıcı sayılıyor. Bu aslında yeni Soğuk Savaş’ın adının konulmasıdır. Genel Sekreter Mark Rutte’nin tanımı yetersiz kalıyor. (Foto: NATO)

NATO’nun 7-8 Temmuz Ankara Zirvesi’ni “Yeni Soğuk Savaş” NATO’sunun kuruluş toplantısı olarak baktığınızda, Türkiye’deki CHP ve Ekrem İmamoğlu davaları çelişki olarak görünmüyor. Başkan Donald Trump’ın ABD’nin 250’inci kuruluş yıl dönümü konuşmasında yeniden “komünizm tehlikesinden” bahsetmesi de bu tanımla uyumludur, Ankara’daki basın toplantısında Türkiye sorulduğunda “Demokrasi yalnız serbest seçimler demek değildir” eleştirisiyle basın özgürlüğü ihtiyacından söz eden NATO Genel Sekreterinin Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile elele yürümesi de “Yeni soğuk savaş” tanımında çelişki görünmez: Siyasi-askeri ihtiyaçlar hak ve özgürlüklere dünyanın her yerinde baskın gelir.

NATO 3.0 ne demek?

NATO’nun 7-8 Temmuz Ankara Zirvesi, Batı’nın savunma ittifakının üçüncü dönüm noktası olarak tanımlandığından beri Rutte bu dönemin adını “NATO 3.0” olarak algılara kazımak istiyor.

Buna göre;

  • “NATO 1.0” Soğuk Savaş NATO’su demek. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından 1949’da temel olarak Sovyetler Birliği’nin Avrupa’daki etkisine karşı kuruldu. Türkiye ve Yunanistan’ın herhangi bir coğrafi bağları olmasa da, “Kuzey Atlantik” ittifakına 1952’de birlikte alınması ise Moskova’nın Akdeniz ve Basra Körfezi’ne iniş yollarını kesmeyi amaçlıyordu.
  • “NATO 2.0” Soğuk Savaş sonrası NATO’su demek. 1991 sonunda Sovyetler Birliği’nin yıkılışı, bir anlamda ABD önderliğindeki NATO’nun çabalarıyla olmuştu. “Caydırma” (deterrence) ve “kuşatma” (containment) doktrinlerine artık ihtiyaç kalmamıştı. NATO’ya da ihtiyaç kalmadığı yolunda aceleci liberal teoriler, Rusya’nın toparlanışı ve Çin’in yükselişini hesaba katmıyordu.

Peki “NATO 3.0” neyin NATO’su?

Bu yeni Soğuk Savaştır

Rutte en net tanımını 25 Haziran’da, Trump’ı Beyaz Saray’da ziyaret ettikten bir gün sonra Atlantic Council konuşmasında şöyle yaptı:

  • “NATO 3.0, daha fazla savunma harcaması yapmak demektir. Daha güçlü bir NATO içinde daha güçlü bir Avrupa’dır.

Bu gayet birkaç nedenden dolayı yetersiz ve yönlendirmeci bir tanımdı.

  • “Daha güçlü Avrupa” Rusya’ya karşı daha çok askeri bütçe ayıran ve bu bütçeyle daha çok Amerikan silahı alan Avrupalı NATO üyeleri anlamında kullanılıyor. NATO 1.o ve NATO 2.0 uygulamalarında ABD Avrupa savunmasını fiziki olarak da üstlendi. Trump’ın, Avrupalılara savunma harcamalarını ABD’ye bırakıp zenginleşerek halklarına refah ve demokrasi gibi lüksler sunabildikleri eleştirisi buradan kaynaklanıyor.
  • NATO’nun Avrupa’daki üyeleri savunma bütçelerini yüzde 2’dek 2029’e dek yüzde 3,5 ve 2035’e dek yüzde 5’e çıkarmak için seçmenlerini memnun etmeyecek kesintiler yapmak zorundalar; bu da “soğuk savaş” mantığıyla uyumludur. Sonuçlarını AB ülkelerindeki protesto gösterilerinin de Türkiye’dekileri aratmayacak şiddetle dağıtılması örneklerinde görmeye başladık.

Orta Doğu, Karadeniz, Kafkaslar

  • Daha fazla savunma harcamasına ise yalnızca Rusya’ya (ve potansiyel müttefiki Çin’e) karşı NATO etki alanını sadece Doğu Avrupa’da değil, Karadeniz, Kafkaslar ve Orta Doğu’ya da genişletme amacıyla da ihtiyaç duyuluyor.
  • Bu arada ABD başta olmak üzere bazı NATO üyelerinin askeri malzeme yaptırımlarına tepki olarak Türkiye’nin savunma sanayisini hızla geliştirmesinin “stratejik özerklik” kavramını güçlendirdiğini de söylemek zorundayız.
  • Bu fiili durum çerçevesinde, “çevre ülke” tanımından, coğrafi olarak değil ama siyasi-askeri açıdan “merkez ülke” konumuna geçen Türkiye’de, üstelik Suriye sınırına ve stratejik İncirlik Üssü’ne yakın ikinci bir acil müdahale kolordusu kurulması bir anlam taşıyor.

Bu çerçeve, NATO 3.0 döneminin, NATO 1.0’ın caydırıcılık ve kuşatma doktrinlerinin, Rusya, İran, Çin üçgeninde, artık iyice yaygınlaşan balistik füzeler, sınır aşan terörizm ve siber savaş imkânlarıyla birlikte gündeme gelmelerine yol açacaktır; yeni soğuk savaş biraz da budur.

“NATO öldü” diyenler sırada

Bu gelişmelere bakınca, ABD’nin artık geri çekileceği, NATO 3.0 yönetimini Avrupalılara bırakacağı yolundaki spekülasyonların da ayağının pek yere basmadığını söylemek gerekiyor.

ABD, Avrupa’nın biraz kendi savunmalarına sahip çıkmalarını iki nedenden istiyor:

  • AB ülkelerinin hem Rusya’dan çekinip hem de Rusya ile karşı karşıya gelmek istememelerindeki çelişkiyi kırmak istiyor. Rusya’nın Ukrayna savaşı bu açıdan belirleyici oldu; özellikle de bu nedenle epey ekonomik kayba uğrayan Almanya açısından.
  • Avrupa’ya yönelik (Orta Doğu’dan gelenler dahil) tehditleri biraz Avrupalılara bırakıp Pasifik’te Rusya ve Kuzey Kore destekli Çin rekabetine yoğunlaşmak istiyor. ABD’nin bu konuda en büyük sorunu, bölgeden çekilmemesi için sürekli kriz üreten İsrail olacaktır.

Dolayısıyla, buradan yola çıkıp ABD’nin NATO 3.0 sürümünde ipleri elinden bırakacağını, Çin’le mücadelede Avrupa’dan alacağı desteği ikinci plana atacağını, özellikle rekor üstüne rekor kıran Amerikan silah sanayisini ideolojik tercihlerin gölgesinde bırakacağını düşünmek safdillik olur.

Ama Türkiye’nin birkaç yıldır ABD ve NATO ilişkilerinde hayata geçirdiği stratejik özerklik kavramının başka üyelerce de kendi çıkarları doğrultusunda benimseneceği görülebiliyor.

Bundan birkaç ay önce “NATO beyin ölümü yaşıyor” diyen Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un şimdi NATO’nun 3.0 döneminde öne çıkmak için Almanya ve İngiltere ile girdiği rekabeti gözlemek bile ABD’nin kontrolü elden bırakmayacağını anlamak için yeterli.

Kazananlar-kaybedenler

Ülkeler temelinde değerlendirirsek, NATO’nun 3.0 döneminde kuzey kanadında Norveç, Doğu kanadında Polonya, Güney kanadında Türkiye’nin rol ve etkilerinin artacağı anlaşılıyor.

Bu çerçevede Erdoğan’ın Türkiye’nin askeri ve askeri sanayi yetenekleri üzerinden AB’de -demokrasi açığı nedeniyle- tam üyelik olmasa da en azından ekonomik planda daha iyi bir yer arayışı dikkat çekiyor.

Ama genel planda ekonomik bakışla, savunma sanayi üreticilerinin tüm dünyada en kazançlı kesimlerden olacağı anlaşılıyor.

Yeni Soğuk Savaş’ta en çok geriletilmek istenenlerin bütün ülkelerde hak ve özgürlüklerin genişletilmesi için çalışan demokrasi güçleri olacağı da ne yazık ki görülüyor.

Ankara Zirvesi’ne sadece NATO’da 3.0 döneminin değil, dünyada yeni bir siyasi-ekonomik dönemin başladığının adının konması olarak bakmak mümkün.

Murat Yetkin

Gazeteci-Yazar

Recent Posts

NATO’nun Türkiye üzerinden Orta Doğu açılımı ve Trump’ın iki görüşmesi

Batı savunma ittifakı NATO 7-8 Temmuz Ankara Zirvesi'nde öncelikle üyelerin askeri harcamalarını artırmasını istiyor, ama…

1 gün ago

2026 Dünya Futbol Kupasına farklı bir bakış

Dünya Kupaları yalnızca futbolun değil, dünyanın değişen dengelerinin de aynası haline geldi. 2026 Dünya Kupası…

2 gün ago

Modern Seyyahların Piri Bir Çizgi Roman Kahramanı: Corto Maltese

Bizi biz yapan, kişiliğimizi, isteklerimizi, meraklarımızı, hayattaki amaçlarımızı, beklentilerimizi şekillendiren şüphesiz çocukluk yaşantımızdır. İnternet çağı…

2 gün ago

ABD 250 yaşında: hâlâ güçlü ama artık her dediği olmuyor

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), 4 Temmuz 2026’da yalnızca bağımsızlığının 250. Yılını kutlamakla kalmıyor. Aynı zamanda…

3 gün ago

Latin Amerika Trump’ın izinden sağa kayıyor

Türkiye'den bakınca hâlâ birçok ülkenin ABD Başkanı Donald Trump’ın izinden gittiğini görmek şaşırtıcı oluyor. Trump’ın…

3 gün ago

NATO’da AB ile savunma sanayi ortaklığı ararken otomotiv de tehlikede

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin 7-8 Temmuz NATO Ankara Zirvesi'nden en stratejik beklentilerinden birinin Avrupa’nın savunulması…

4 gün ago