Categories: Siyaset

Devasa Fon Dolandırıcılığının Temelindeki Yapısal Sorunlar

 

SPK, sermaye piyasalarında işlenen bazı suçları ve suçluları savcıların erişimi dışında tutabilecek yetkilerle donatılmış.

131 fonda 455 bin 758 yatırımcıyı etkileyen, toplamı 18 milyar doları bulduğu söylenen sermaye piyasası vurgununda, piyasa dolandırıcılığı ve emniyeti suistimal dâhil onlarca, belki yüzlerce suç işlendiği, birilerinin bunu organize ettiği, birilerinin de göz yumduğu açıkça ortada.

Fakat sanırsınız ki yüzlerce kişiye uzanabilecek ilişkileri, suç oluşturan işlemleri, bunları kimlerin nasıl işlediğini, yardım ve yataklık edenleri bütün ayrıntılarıyla savcılıklar ortaya çıkaracak.  Suçu önleyecek denetimin neden ve nasıl ihmal edildiğini, bu ihmale yol açabilecek rüşvet, irtikâp ve diğer suçları, kimlerin menfaat sağladığını, sanırsınız, savcılar belirleyecek ve tüm sorumlulara mahkeme önünde hesap soracak.

Bakanın izni, SPK’nın talebi

Hiç de öyle değil. Savcılıkların bunları soruşturabilmesi için önceden bakandan izin alması, bazı piyasa suçlarında ise SPK’nın resmen talepte bulunması şart.

Cumhurbaşkanının atadığı SPK başkanını soruşturmak için yine onun atadığı, görevini ihmal veya ihlalinden fiilen sorumsuz olan bakanın izni şart.

Savcının SPK başkan ve üyeleri hakkında soruşturmak istediği suçlar önce bakanın veya SPK’nın süzgecinden geçecek; izin verilmez veya SPK resmen talep etmezse dosya kapanacak.

SPK adeta özel savcılık

Fon vurgununda mensuplarının ihmal ve suistimal şüpheleriyle tartışmaların odağındaki SPK, garip biçimde, kendi kurumunun hukuki, mensuplarının cezai sorumluluğu söz konusu olabilecek suçlarda ve suç konusu eylemlerin önemli bölümünün gerçekleştiği Borsa İstanbul yönetimi hakkında savcılıklara soruşturma izni veren konumda.

Dahası SPK, sermaye piyasalarında işlenen bazı suçları ve suçluları savcıların erişimi dışında tutabilecek yetkilerle donatılmış. Sermaye Piyasası Kanunu’nun 115. maddesi, Kanunda tanımlanan veya atıfta bulunulan suçların soruşturulmasını SPK’nın resmî talebine bağlıyor. SPK talep etmezse savcılık soruşturma yapamıyor, ceza davası açamıyor. Mağdurların şikâyeti de yetmiyor; SPK’nın savcılığa yazılı başvurusu gerekiyor.

İç denetiminde suç işlendiği kanaatine varırsa savcıdan dava açmasını isteyebilen adeta savcılık gibi hareket eden SPK’nın talebini savcılar yerine getirmek durumunda. Böylece SPK, soruşturma açılıp açılmayacağını, kimin neden soruşturulacağını belirliyor.

Haklı gerekçesi yok

SPK’nın resmî talebini soruşturmanın ve ceza davasının ön şartı yapmanın haklı hiçbir gerekçesi yoktur. Savcıya uzmanlık desteği sağlamak yerine, olağan görevini bağımsız olarak yapmasını SPK’nın talebine bağlamak son derece hatalıdır.

Piyasa işlemlerinin gerektirdiği teknik bilgi, soruşturma işlemlerini savcılıklardan alıp SPK’ya vermenin gerekçesi olamayacağı gibi sermaye piyasası suçlarında uzman savcılıklar kolaylıkla oluşturulabilir.

Dayanaksız soruşturmaları önlemek gibi saçma bir amaç da gerekçe olamaz. Savcılar zaten soruşturma gerekip gerekmediğini belirlemek için vardır.

SPK’nın soruşturma kararı vermemesine karşı Danıştayda iptal davası açılabilmesi bu sakıncaları gidermez.

Üstelik SPK’nın kendi elemanlarının olası kusurlarını araştırması açık bir çıkar çatışması riski doğurur.

Sermaye piyasası suçlarında da savcılıklar somut suç şüphesini doğrudan soruşturmalı, gerekirse bilgi, belge ve uzmanlık desteğini SPK veya diğer kurumlardan edinebilmelidir. Dayanaksız iddialara karşı güvenceyi de bağımsız yargı vermelidir.

SPK kime hesap verir?

Yedi üyeli Sermaye Piyasası Kurulunun başkan ve üyelerini Cumhurbaşkanı atıyor. Kurulun ilgili olduğu Hazine ve Maliye (HM) Bakanını da o atıyor.

Sermaye Piyasası Kanunu’nun 133/1. maddesine göre, görevle bağlantılı suçlarda Kurul başkan ve üyeleri için bakan, personel için Kurul başkanı izin veriyor.

Bakan, görevlendirdiği müfettişlerin araştırmasında Kurul başkanının kendisine çıkar sağlama veya Kurula zarar verme kastıyla hareket ettiğine ve işlemler sonucunda kişisel çıkar sağlandığına ilişkin açık ve yeterli emare bulunursa izin verebilir. Nitekim eski SPK Başkanı İbrahim Ömer Gönül için savcılığın soruşturma izni istemesi üzerine bakan, teftiş birimini görevlendirmiş.

Bakanın izin veya ret kararına karşı Danıştaya itiraz süresince soruşturmaya başlanamıyor.

İzin verenler kime hesap verir?

Ceza sorumluluğu şahsidir. Anayasa’nın yürütme yetkisini tek başına verdiği Cumhurbaşkanı, atadığı kamu görevlilerinin görevi ihlal ve suistimal gibi suçlarından sorumlu değildir.

Türkiye usulü cumhurbaşkanlığı sistemini getiren, uzun süredir tek başına yürütmeyi temsil eden Sayın Erdoğan’ın fon vurgununda siyasi sorumluluğu ortadadır. Erdoğan hem SPK başkan ve yönetim kurulu üyelerini hem de başkanı hakkında soruşturma izni verecek HM Bakanını tek başına atamıştır. Fakat atanma kararını Cumhurbaşkanının imzalamış olması bile bürokrata moral üstünlük, görece ayrıcalık, hesapverirlikten bağışıklık ve hiyerarşi içinde özerklik kazandırır.

Cumhurbaşkanı ve bakanlara hesap sorabilmek içinse, anayasaya göre, soruşturma önergesi için 301 imza, soruşturma açılması için 360, Yüce Divana sevk için 400 milletvekilinin oyu şart.  Sağlanması adeta imkânsız bu nisaplar SPK örneğinde olduğu gibi, yönettikleri bürokratlar hakkında soruşturma izni vermeye yetkili bakanları ve Cumhurbaşkanını fiilen dokunulmaz yapıyor.

Bu şartlarda, Cumhurbaşkanının atadığı bakanları ve üst düzey bürokratları şahsî denetimi bağımsız yargının yerini tutamaz.

Soruşturma izni çağdışı

Türkiye’de uzun süredir idarenin tamamına hâkim olan soruşturma izni düzeni, yargı teşkilatının kamu görevlilerini etkin denetimi işlevini göstermesini idari amirlerin kararına bağlıyor.

Soruşturma izni kurumu, kralların imtiyazlı memurlarını halkın taleplerinden koruma anlayışından doğan, orta çağdan kalma bir bürokratik dokunulmazlık zırhıdır. Kamu görevlisinin görevle bağlantılı suçunun araştırılmasını idari amirinin iznine bağlayarak hem hesapverirliği hem yargının olağan işleyişini yürütmenin ihtiyarına bırakır.

Bu zırh, kapsadığı görevlileri hesap vermekten korurken dürüst bürokratları da yolsuzluğa bulaşıp korundukları yönünde haksız bir zan altında bırakır. Yargının elini kolunu bağlar, bürokrasiyi siyasilerin hukuka aykırı isteklerine karşı güçsüzleştirir. Hukuka değil, siyasilere sığınan bürokrasi devletin temel güvencesi olma yetkinliğini kaybeder. Bu şartlarda palazlanan bir kısım bürokratlar yolsuzluğa bulaşır.

Yargıtay Onursal Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk’a ve rahmetli Uğur Mumcu’ya göre memur olmak, diğer yurttaşlardan fazla korunmanın gerekçesi değildir. Bu düzen devletten çok memuru korur, devletin itibarını zedeler. İdari soruşturma memurun itibarını korumaya yetmez. İdarenin suistimalleri ve suçları örtmesi ise mağdurun adalete ulaşmasını engellerken memurun kaderini amirin yakınlığına veya husumetine bırakır. Yargının bağımsız işlemesi memurun da güvencesidir. Asılsız ihbar ve şikâyetlere karşı genel usul güvenceleri zaten mevcuttur.

Dr. İlyas Şahin’e göre idari hiyerarşi içindeki incelemenin bağımsızlığı tartışmalıdır. İzin verecek amirin de sorumluluğu olabilir. Etkili soruşturma gecikmeden başlamalı, delilleri korumalı, bağımsız kişilerce yürütülmelidir.

7 Haziran 2017 tarihli Kamu Görevlilerinin Yargılanma Ayrıcalıkları ve Hesap Verebilirlik adlı TESEV çalışmasında yazarlar Kemal Berkarda, Bülent Tarhan ve Fikret Toksöz bu ayrıcalıkların hesapverirliği ve şeffaflık sorumluluğunu zayıflattığını, yolsuzluğu teşvik edip yolsuzlukla mücadeleyi güçleştirdiğini vurgular. Yolsuzluk suçlarında bütün kesimlerin ayrıcalıklarına son verilmesini, sistemin cezasızlığa yol açmayacak şekilde düzenlenmesini ister. Daha da ötesi kamu görevlilerini soruşturma izniyle yargıdan korumak vatandaşlarda “yolsuzluğa bulaşmadan iş yapılmaz” anlayışını yaygınlaştırıp güçlendirir.

Yolsuzluğun temel sebebi

Nitekim yolsuzluk algı endekslerinde Türkiye’nin zayıf durumu yukarıdaki görüşlerin, doğruluğuna güçlü emaredir.

Transparency International’ın 2025 Yolsuzluk Algı Endeksi’nde Türkiye, 184 ülke arasında 124’üncü sırada; 100’ün en iyi olduğu ölçekte puanı 31. Dünya Bankasının 2025 yönetişim göstergelerindeki yolsuzluğun kontrolü puanı da 100’ün en iyi olduğu ölçekte yalnızca 37,4.

OECD’nin 2026 Yolsuzlukla Mücadele ve Kamu Dürüstlüğü Görünümü raporunda da Türkiye’nin yolsuzlukla mücadele stratejisi olmadığı, siyasetin finansmanında ise sınırlı gelişme olduğu görülüyor.

Avrupa Konseyi Yolsuzluğa Karşı Ülkeler Grubunun (GRECO) yayımlanmış değerlendirme raporuna göre de Türkiye; siyasetin finansmanı, milletvekilleri, hâkimler ve savcılar, üst düzey yürütme görevlileri ve kolluk alanlarındaki tavsiyelerde sınırlı ilerleme göstermiştir.

İktidar–muhalefet danışıklı dövüşte

Fon dolandırıcılığı ve benzeri yolsuzlukların temel sebebi, AK Parti öncesinden beri kamu görevlerinde hesapverirliğin ihmal edilmesidir. Bu orta çağ düzenini kaldırmadıkları için sadece Erdoğan ve AK Parti değil tüm muhalefet ve birbirlerini yolsuzlukla suçlayan bütün siyasiler birlikte eleştirilmelidir.

Erdoğan, CHP’li belediyeleri “ahtapot gibi saran” örgütlü rüşvet düzeninden söz etti. Bahçeli, ihale rüşvetlerinin bir sistem içinde toplandığını ileri sürüp CHP’yi yolsuzlukları savunmakla suçladı. Deniz Baykal yönetimindeki CHP, 1998’de Mesut Yılmaz’ı ihaleyi yönlendirmek ve suç örgütleriyle bağlantılı olmakla suçladı. Kemal Kılıçdaroğlu, 2008’de Deniz Feneri’nin Türkiye bağlantıları yargılanmazsa iktidarın yolsuzluğu koruduğunun anlaşılacağını söyledi. O dönemde muhalefetteki Devlet Bahçeli, 2014’te 17–25 Aralık şüphelilerinin yargıdan kaçırıldığını savundu. Kılıçdaroğlu, 2021’de bazı şirketlere tanınan ayrıcalıkları ve ihalelerdeki kapalılığı eleştirdi. Ali Babacan, Temmuz 2025’te Erdoğan’ın siyasi etik ve yolsuzlukla mücadele hazırlıklarını engellediğini, bazı çıkar ilişkilerinin dinî yorumlarla meşrulaştırıldığını ileri sürdü. Özel de iktidarın kendi çevresini koruduğunu, partiye göre soruşturma yürütüldüğünü söyledi.

Fakat ne iktidardakiler ne de muhalefettekiler yolsuzluğun kökünü kazıyacak sistem önermiyor, diğerini bunu yapmaya zorlamıyor. İki taraf da OECD’nin ve GRECO’nun tavsiyelerini yerine getirmekte “uyumlu eylemsizlik” içindeler. Ne iktidar ne muhalefet yolsuzluğa “sıfır müsamaha” için gereken iradeyi gösteriyor.

Adalet Bakanlığının seçim finansmanını şeffaflaştırmak için Siyasi Partiler Kanunu ve seçim mevzuatında değişiklik öngören taslağı, Başbakanlığa sunulup 2014’te GRECO’ya bildirilmesine rağmen kanunlaştırılmadı. AK Partili milletvekillerinin Nisan 2016 tarihli 2/1000 sayılı Siyasi Etik Kanunu Teklifi komisyondan geçti, fakat dönem sonunda kanunlaşmadan hükümsüz kaldı. Teklif; mal ve çıkar bildirimlerini, hediyeleri, bağdaşmayan işleri düzenliyor; parti gruplarında etik kurulları, TBMM’de etik komisyonu kurulmasını öngörüyordu.

CHP’nin siyasi etik ilkeleri ve TBMM’de Siyasi Etik Kurulu öngören 30 Temmuz 2019 tarihli 2/2124 sayılı teklifi de hükümsüz kaldı. Özel’in 2023’te 2/1239 olarak yenilediği teklif Anayasa Komisyonunda bekliyor. CHP’li Gökhan Günaydın’ın 8 Nisan 2025 tarihli 2/3040 sayılı teklifi, Cumhurbaşkanı, yardımcıları, bakanlar ve milletvekilleriyle eş ve çocuklarının malvarlıklarını ve kaynaklarını MASAK’ın araştırmasını, sonuçların her yıl açıklanmasını öngörüyor; fakat Adalet Komisyonunda bekliyor.

GRECO, Eylül 2026’daki beşinci tur özetinde üst düzey yürütme görevlilerinin mal bildirimlerinin açıklanmasını, ceza takibindeki idari iznin kaldırılmasını istiyor. Buna rağmen çağdışı soruşturma izinlerini kaldıracak ortak irade yok. AK Partili Ertuğrul Yalçınbayır’ın 4483 sayılı Kanunu kaldırmayı amaçlayan 15 Ocak 2004 tarihli 2/244 sayılı teklifi Adalet Komisyonunda reddedilmişti.

İktidar ve muhalefet, birbirlerine saldırmakta kullandıkları yolsuzluğu sürdüren düzene dokunmamakta adeta anlaşmışlar. Belediyelerdeki yolsuzluklarda da fon krizinde de partilerinin zararını azaltacak pansumanlarla yetiniyorlar. Danışıklı dövüşün dozu artıyor, yolsuzluğu önleyecek sistem kurulmuyor.

YetkinReport’taki “Türkiye OECD’nin gri listesinden çıkabilir mi?” ve “Ünsal Ban içeride, diğerleri niçin dışarıda?” yazılarımda anlattığım gibi, rüşveti önleyeceği düşünülen gizli mal beyanları da siyasilerle üst düzey görevlilerin gelir ve giderleri de şeffaf izlenemiyor.

Soruşturma izni kaldırılmalıdır

Kamu görevlilerinin görev suçlarında, orta çağdan kalma “amirin yargıya soruşturma izni” vermesi kurumu stratejik görevler için istisna kaldırılmalıdır. Ancak kamu görevinde hesapverirlik Daha İyi Yargı Derneğinin önerdiği uzman Adalet Yüksek Mahkemesi vasıtasıyla güçlendirilmelidir.

Fon krizinde esas soru “Bütün sorumlular araştırılabilecek mi, suçtan elde edilen para bulunabilecek mi?” değil; “Bu kriz, benzer durumları önleyecek bir sistem kurulmasına vesile olabilir mi? sorusudur.

Mehmet Gün

Avukat, İSTA, Daha İyi Yargı Dernekleri Başkanı, TÜRKONFED Başkan Yardımcısı

Recent Posts

AB Türkiye’yi Dışarda Tutarken Kendi Geleceğini mi Sınırlıyor?

AB Türkiye’yi içeri almak istemeyebilir. Türkiye de bütün stratejik geleceğini bu karara bağlamak zorunda değil.

2 saat ago

Sigara yasağı sıkı uygulansın denince hangi lobiler ayağa kalkıyor?

Sağlık Bakanının sigara yasağının daha sıkı uygulanması için sunacağı yasa teklifine Cumhurbaşkanlığı bünyesinden gelen tepki…

20 saat ago

Mekke Paktı’nın kendisi mi basın açıklaması mı Meclis’e getirilecek?

Mekke Paktı, önemli, stratejik bir girişim ve TBMM’nin de Türk halkının da bunu ayrıntılarıyla bilme…

3 gün ago

Yeni Parti’den Ticaret ve Aile bakanlarına fon krizi soruları

Özgür Özel, fon krizi bilgisi dahilindeyse Erdoğan'ın hesap vermesi, değilse yönetme kabiliyetini yitirdiğini kabul etmesi…

4 gün ago

Karadeniz’de çatışma riski artıyor: son üç günde üç gemi batırıldı

Son gelişmeler Karadeniz'i Türkiye için giderek bir arabuluculuk meselesinden doğrudan bir ulusal güvenlik meselesine dönüştürüyor.

4 gün ago

İzmir’i seçimle alamayan Erdoğan, Cemil Tugay’ı aldı: Bu bir zafer mi?

Tugay'ın CHP oylarıyla seçildiği İzmir Belediyesini Erdoğan'a vermesi, muhalefete bir darbe daha oldu. Bakalım AK…

5 gün ago