

Bu yıl işçiler 1 Mayıs İşçi Bayramı’na, resmî adıyla Emek ve Dayanışma Günü’ne Eskişehirli maden işçilerinin Ankara direniş zaferinin moraliyle giriyorlar. (Foto: Bağımsız Maden İş)
Bu yıl işçiler 1 Mayıs İşçi Bayramı’na, resmî adıyla Emek ve Dayanışma Günü’ne Eskişehirli maden işçilerinin Ankara direniş zaferinin moraliyle giriyorlar. Doruk Madencilik işçileri, haklarını almak için demokratik zeminde önce muhalefet partilerinin sonra medyanın ilgisini çekmeyi başardılar, hükümetin devreye girip işverene baskı uygulamasıyla da taleplerini aldılar, diğer işçi ve işçi sendikalarına da örnek oluşturdular.
Sonuç işçiler açısından da demokratik hayat açısından da olumlu, ancak rakamlara bakınca hayallere kapılmama gereği ortaya çıkıyor.
Maden İşçilerinin Durumu
Eylemi örgütleyen Bağımsız Maden İş Sendikası, adı üstünde, Türk İş, Hak İş, DİSK gibi bir konfederasyona üye olmayan, Manisa, Soma merkezli, resmî kayıtlara göre 771 üyesi bulunan bir sendika. Belki bu eylem sonrası üye sayısı artacaktır, ama 1 Mayıs 2026 itibarıyla durum bu.
Madencilik şu anda Türkiye’de en kârlı ama çevre ve doğa sağlığı açısından en tartışmalı sektör. Yaklaşık 196 bin kişi çalışıyor ama yalnızca 41 bin kadarı sendikalı. Yüzde 21 ile Türkiye’deki genel sendikalaşma oranı olan yüzde 11’in üzerinde. Sektörün en güçlü sendikası ile 27 bin üyeyle Türk İş’e bağlı Türkiye Maden İş.
Sendikalaşma oranı bütün dünyada inişte. Özellikle de 1991 sonunda Sovyetler Birliği’nin ve sosyalist blokun dağılmasından sonra. Küreselleşme, otomasyon, artan işsizlik gibi nedenleri var. Türkiye’nin de üye olduğu, Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) verilerine göre, 1990’lar öncesinde yüzde 30’larda olan sendikalaşma oranı bugünlerde yüzde 15’lerde.
İşçi Sınıfının Tahlil Sonuçları
Türkiye’de işçilerin ve çalışanların 1 Mayıs 2026 itibarıyla ve OECD’nin son verileriyle karşılaştırmalı olarak tahlil sonuçları şöyle:
• Sendikalaşma oranı: Türkiye’de çalışanların yaklaşık yüzde 11’i sendika üyesi (2024). Bu OECD ortalaması olan yüzde 15’in altında. Sendikalaşmada ağırlık kamu sektöründe. Oran özel sektörde yüzde 5’in altına düşüyor.
• Toplu pazarlık kapsama oranı: OECD ortalamasının yüzde 33’ün üzerinde olmasına rağmen, Türkiye’de yüzde 13’ün altında kalıyor; OECD içinde en düşük oranlardan biri bu. Başlıca nedenler pazarlıkların işletme ve yerel düzeyde yapılması, sektörel anlaşma yapılamaması.
• Ücretler ve asgari ücret: İşverenlerin maliyetleri yükselttiğinden şikâyetle üretim hatlarını Türkiye’den başka ülkelere kaydırmasına neden olan işçi ücretleri, yüksek enflasyon nedeniyle satın alma gücünü giderek düşürüyor. İstisna olması gereken asgari ücret norm haline gelmiş durumda. 2020’de ücretlilerin yüzde 34’ü asgari ücretliyken, bugün fiili oran yüzde 60 tahmin ediliyor. Bu oran, OECD’de de yükselip yüzde 40’ları bulan ortalamanın üzerinde.
İş Güvenliği ve Grev Hakkı
• Grev hakları: Yasal grev hakkı, hükümetler tarafından “milli güvenlik” gerekçesiyle sıkça erteleniyor veya yasaklanıyor. Dolayısıyla grev günü kaybı OECD ortalamasının altında; sendikalar zayıf pazarlık gücünden dolayı etkili grev yapamıyor.
• İşsizliğe karşı pazarlık gücü: Türkiye’de işsizlik sigortası kapsama ve cömertlik açısından OECD’nin en düşük seviyelerinde. İstihdam koruma mevzuatı, kayıt dışı ekonominin de etkisiyle kâğıt üzerinde kalıyor. İşsizlik karşısında işçilerin pazarlık gücü sınırlı.
• İş güvenliği ve çalışma koşulları: Türkiye’de ölümcül iş kazası oranı 100.000 işçide 11,5’tir. Bu yüzde 2-3 civarındaki OECD ortalamasının çok üzerinde, en kötü durumdaki üyelerden biri. 2025’te Türkiye’de 2100’den fazla işçi, iş kazalarında öldü; rekor inşaat ve madencilik sektörlerinde.
1 Mayıs’ta işçilerin durumundan söz etmişken, işverenlerinkini de hatırlatalım. İşçilerde yüzde 11 olan sendikalaşma oranı işverenlerde yüzde 59. 1 Mayıs görünümümüz budur.
Yine de enseyi karartmayalım. 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü kutlu olsun.


