Yetkin Report - Murat Yetkin

  • English
  • Siyaset
  • Ekonomi
  • Hafıza Kartı
  • Hayat
  • Yazarlar
  • Arşiv
  • İletişim

İran Savaşı Sonrası Ortadoğu: Türkiye İçin Fırsat mı, Tuzak mı?

Yazar: Ahmet Erdi Öztürk / 30 Mayıs 2026, Cumartesi / Oda: Siyaset

İran savaşı sonrası Ortadoğu’da yeni bir mutabakatın eli kulağında. Washington ile Tahran arasında ateşkesin uzatılması, İran’ın nükleer programı, yaptırımlar, Hürmüz Boğazı’nın güvenliği ve bölgesel gerilimin düşürülmesi gibi başlıkların masada olduğu anlaşılıyor.

Trump’ın onayı, İsrail’in tutumu, İran içindeki güç dengeleri ve Körfez ülkelerinin güvenlik kaygıları İran Savaşı’nda barış sürecini kırılgan kılıyor. Henüz nihai bir anlaşmadan söz etmek için erken. Ama savaş sonrası sözkonusu olduğunda  herkes aynı soruya odaklanıyor; bu yeni dönem Ortadoğu’ya geçici bir nefes mi aldıracak, yoksa daha büyük bir hesaplaşmanın hazırlığı mı olacak?

Türkiye için bu soru bulunduğu coğrafya ve uluslararası sistemdeki yerinden dolayı doğrudan önem taşıyor. Bu nedenle İran savaşı Türkiye’ye aynı anda hem diplomatik fırsat hem de stratejik tuzak sunuyor.

Diplomatik fırsat

Türkiye’nin elinde küçümsenmemesi gereken bir diplomatik sermaye var. Ankara İran’la konuşabilen, NATO içinde kalan, Körfez’le ilişkilerini onarmış, Rusya-Ukrayna savaşında arabuluculuk tecrübesi kazanmış ve Katar-Pakistan gibi aktörlerle temas kurabilen az sayıdaki ülkeden biri. Son yıllarda dış politikada zikzaklar çok oldu, ama Türkiye konuşma kanallarını tamamen kapatmama refleksini de korudu.

Bu refleks, savaş sonrası dönemde daha değerli hale gelebilir. Eğer ABD ile İran arasında sınırlı bir mutabakat oluşursa Türkiye bunun doğrudan mimarı olamayacaktır, fakat tamamlayıcı aktörü olabilir. Özellikle Irak, Suriye, enerji güvenliği, mülteci hareketliliği, ticaret yolları ve bölgesel iletişim kanalları bakımından Ankara’nın dışarıda bırakılması kolay değil.

Türkiye’nin isteği aslında şu olmalı; İran’ın tamamen dışlandığı bir bölgesel düzen Ankara açısından sürdürülebilir olmaz; buna karşılık İran’ın vekil güçler üzerinden sınırsız hareket alanı kazandığı bir düzen de Türkiye’nin çıkarlarına uymaz. Dolayısıyla Ankara hem Tahran’la iletişimi korumak hem de İran merkezli milis ağlarının Irak, Suriye ve Lübnan’da bölgesel baskı üretmesini sınırlamak zorunda. Ancak Ankara’nın kapasitesi bunları kendi başına başarmaya yetecek mi?

Türkiye’nin daha tutarlı bir stratejik dil kurması  da gerekiyor. Sadece “savaş istemiyoruz” demek yeterli değil. Ankara, savaş sonrası düzenin hangi ilkeler üzerine kurulmasını istediğini açıkça ifade etmeli. Bölgesel gerilimin düşürülmesi, enerji yollarının açık tutulması, Irak ve Suriye’nin yeni çatışma sahalarına dönüşmemesi, Filistin meselesinin bölgesel normalleşme adına tamamen kenara itilmemesi ve nükleer silahlanmanın önlenmesi bunların başında geliyor. Burada  tutarlılık önemli.

NATO’nun Cephe Ülkesi Olmak 

İran savaşı Türkiye’ye alan açarken güvenlik risklerini de büyüttü. Almanya’nın Türkiye’nin güneydoğusuna Patriot hava savunma sistemi konuşlandırma kararı bu yüzden sembolik değil, son derece somut bir gelişme. Türkiye NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip olabilir, dahası savunma sanayiinde İHA/SİHA, deniz platformları ve mühimmat alanında ciddi ilerleme kaydetmiş de olabilir. Fakat yüksek irtifa hava ve füze savunmasında hâlâ NATO şemsiyesine ihtiyaç duyduğu gerçeği önümüzde apaçık ortada.

Bu durum Ankara’nın stratejik otonomi söylemi açısından öğretici bir paradoks yaratıyor. Türkiye Batı’dan daha özerk olmak istiyor, ancak bölgesel savaş riski büyüdüğünde Batı güvenlik mimarisinden kopamayacağını görüyor. İran savaşı sonrası bu ikilem daha da derinleşebilir. Eğer ABD-İran anlaşması sınırlı kalır, İsrail-İran örtülü savaşı devam eder, Lübnan ve Suriye sahaları yeniden ısınırsa Türkiye daha sert bir güvenlik ortamına girebilir. İran’ın zayıflaması Ankara’ya alan açabilir, fakat kontrolsüz zayıflama Irak ve Suriye’de yeni güç boşlukları doğurabilir. Bu boşluklar Türkiye açısından Şii milisler, radikal örgütler, göç hareketleri ve sınır güvenliği başlıklarını yeniden ağırlaştırabilir.

Dahası Hürmüz Boğazı krizi de enerji güvenliğinin artık sadece Körfez ülkelerinin meselesi olmadığını gösterdi. Petrol ve LNG akışındaki her risk, Türkiye gibi enerji ithalatına bağımlı ülkeler için doğrudan maliyet demek. Enerji fiyatlarındaki artış, cari açık, enflasyon, döviz kuru ve bütçe dengeleri üzerinden iç siyasete kadar uzanır. Bu nedenle İran savaşı Türkiye için yalnızca dış politika dosyası değil, aynı zamanda ekonomik güvenlik meselesidir.

Türkiye’nin Önündeki Zor Tercih

Bütün bunlar dikkate alındığında Ankara’nın önündeki en makul yol seçici, ilkeli ve kurumsal bir orta güç stratejisi olmalı ve bu strateji üç ayak üzerine kurulmalı.

  • Türkiye İran’la konuşma kanallarını açık tutmalı, ama İran’ın vekil güçler üzerinden bölgeyi istikrarsızlaştırmasına açık çek vermemeli.
  • NATO güvenlik mimarisinin parçası olduğunu kabul etmeli, ama bölgesel diplomasisini sadece Batı’nın önceliklerine indirgememeli.
  • İsrail’e yönelik eleştirisini Filistin merkezli ahlaki zeminde sürdürebilir, fakat İsrail’in bölgesel güvenlik, teknoloji, enerji ve ABD politikası içindeki ağırlığını yok sayan bir dış politika da gerçekçi olmaz.

İran anlaşması gerçekten gelirse Ortadoğu’da kırılgan bir nefes alma dönemi başlayabilir. Bu ara dönemde Türkiye’nin önünde gerçek bir fırsat var; gerilimi azaltan, enerji ve ticaret yollarını güvenceye alan, Irak ve Suriye’de yeni çatışma döngülerini sınırlayan bir aktör olmak.

Ama aynı şekilde tuzak da  mevcut:  Her krizde kendisini vazgeçilmez görüp, ekonomik kırılganlığına, hava savunma açığına ve kurumsal kapasite sorunlarına rağmen fazla yük almak.

Türkiye’nin önünde hem fırsat hem tuzak var. Hangisinin ağır basacağını coğrafya değil, Ankara’nın stratejik aklı, kurumsal kapasitesi ve ne zaman konuşup ne zaman susacağını bilme becerisi belirleyecek.

Yeni yazılardan haberdar olun! Lütfen aboneliğinizi güncelleyin.

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Aboneliğinizi onaylamak için gelen veya istenmeyen posta kutunuzu kontrol edin.

Etiketler: ABD- İran-İsrail, İran Savaşı, İran Savaşı-Türkiye

OKUMAYA DEVAM EDİN

Tuğrul Türkeş’i nasıl bilirsiniz?
Bu devlet hastanelerde asayişi sağlamaktan aciz mi?
İşler Ankara’nın kontrolünden çıkmak üzere
  • Erdoğan borsa krizinden “temizlenerek” çıkma sözü verdi29 Eylül 2026
  • İktidarda borsa krizi sıkıntısı. Özel’den, Erdoğan’a: Yakalandınız29 Eylül 2026
  • İran ile ABD’nin Hürmüz pazarlığı ve Fidan’ın BAE ziyareti ne anlatıyor?29 Eylül 2026
  • Kurtulmuş: (Borsa krizi) yolsuzluklar dışında ekonomik güvenlik meselesi28 Eylül 2026
  • Siyasetten ilk fon firesi AK Parti’den: eski bakan Kaya ve yeni sorular27 Eylül 2026
  • Borsa/fon skandalında “Pusula” dosyası açıldı, sıra “Tera” dosyasında26 Eylül 2026
  • Canan Tolon: Beyaz bir sayfa sonsuz ihtimaller barındırır26 Eylül 2026
  • Ömer Koç’tan ABD ve AB’ye İsrail tepkisi: ahlâki inandırıcılığı kalmadı25 Eylül 2026
  • Adalet Bakanı: MASAK’ta FETÖ kaynaklı askeri casusluk yapısı bulduk25 Eylül 2026
  • BM’de konuşurken herkes barışçı. Peki, savaşları kim çıkarıyor?25 Eylül 2026
Haberler arşivinde arama yapın...

Siyaset

Ekonomi

Hafıza Kartı

Hayat

Arşiv

English

Hakkımızda

Künye

Yazarlar

Yardım

Reklam & İşbirliği

Bize Ulaşın

tbtcreative.com | UFKZDN © 2024 yetkinreport.com

Kurumsal Bilgiler     ·      Yardım     ·      Kullanıcı Sözleşmesi     ·      Yasal Çekince

TOP