

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın Ortadoğu’nun yeniden şekillenmesinde yeni bir güç merkezi oluşturan Mekke Ortak Savunma Anlaşması imza töreni sırasında, soldan sağa Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif şakalaşırken, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler onları izliyor. (Foto: X/İletişimBaşkanlığı)
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan liderlerinin bugün, 7 Ağustos’ta, Mekke’de imzaladığı Ortak Savunma Anlaşması Ortadoğu’da yeni bir güç merkezi ortaya çıkararak bölgenin yeniden şekillenişinde önemli bir adım anlamına geliyor.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ile ev sahibi Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman arasında Mekke’deki Safa Sarayı’nda imzalanan Ortak Savunma Anlaşması’nın, herhangi bir ülkeyi hedef almadığı vurgulansa da hem İsrail hem de İran etkisine karşı denge oluşturacak bir işbirliği projesi olarak öne çıkıyor.
Mekke Anlaşması zamanlama açısından da önem taşıyor. Diplomatik kaynaklara göre, hazırlıkları birkaç yıldır süren anlaşmanın aslında bahar aylarında imzalanması bekleniyordu. Ancak İsrail ve ABD’nin 28 Şubat’ta İran’a saldırmasıyla başlayan savaş nedeniyle gecikti. Anlaşma başta petrol ve doğal gaz olmak üzere, özellikle de deniz ticaret yollarının çatışma tehdidi altında tıkandığı, yeni ulaştırma yollarının arandığı bir dönemde imzalandı.
Anlaşmanın, tıpkı Terörsüz Türkiye çerçeve yasası gibi TBMM onayına tatile girmeden sunulup sunulmayacağı konusunda henüz bilgi yok.
Ortadoğu’da yeni güç merkezi
Böylece Ankara’da Batı ittifakı NATO liderler zirvesine ev sahipliği yapan Erdoğan tam bir ay sonra aynı gün, Ortadoğu’da jeostratejik dengelere etki edecek bir anlaşmaya daha imza attı. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı anlaşmanın, “üç devletten herhangi birine karşı gerçekleştirilecek bir silahlı saldırının hepsine karşı yapılmış sayılacağını hükme bağladığını” bildirdi. Burada BM Anlaşması’nın “meşru savunma” çerçevesindeki 51’inci maddesine atıf var.
Ankara’daki resmî kaynaklardan edinilen bilgiye göre, bu durumun Türkiye’nin NATO üyeliğiyle çelişmeyeceği ve “alternatifi olmadığı”, tersine “güvenlik yükünün paylaşılmasını sağlayan tamamlayıcı” bir yapı olduğu vurgulanıyor. Diplomatik kaynaklar her ülkenin kendi ittifak yapılarında kalacağını, anlaşmanın diğer bölge ülkelerinin katılımına da açık olacağını söylüyor.
Bu vurgu, “İslâm NATO’su mu kuruluyor?” sorularına verilen “hayır” yanıtı demek.
Henüz tam metni yayınlanmayan anlaşmanın ortak açıklama metninde üç devlet arasında sadece mevcut diplomasi, savunma ve istihbarat yapıları arasında işbirliğinin ötesinde savunma sanayisini de kapsaması yeni bir siyasi-askeri güç merkezinin doğuşuna işaret ediyor.
Pakistan nükleer güç
Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan, her üçü de önemli coğrafi konumlara ve birleştirildiğinde güç çarpanı yaratabilecek özelliklere sahip. Her üç ülkenin de son zamanlarda Rusya-Ukrayna savaşından İsrail’in Gazze saldırılarına, İran savaşına dek çatışma önleyici gayretleri gibi önemli bir siyasi ortaklığı var bunun dışında;
- Türkiye NATO üyesi, Akdeniz, Doğu Avrupa, Karadeniz ve Kafkaslara erişimi var. Bölgesinin sanayi merkezi ve son dönemde savunma sanayii teknolojilerinde ilerlemiş durumda.
- Suudi Arabistan, dünyanın sayılı petrol ve gaz üreticilerinden, ortak enerji, ulaştırma, ticaret ve savunma projelerine mali destek verme potansiyeli var.
- Pakistan ise hem İran’a ve Afganistan’a hem de Hindistan’a ve Hint Okyanusu’na komşu, Orta Asya’ya erişimi var ve nükleer silah sahibi.
Bu özellikler Mekke Anlaşması’nda öngörüldüğü gibi ortaklaşa harekete geçirilebilirse bölgedeki bazı ülkelerin rahat hareket etme imkânlarını kısıtlayacağı açık.
Bunların başında, şimdiden açık tepki gösteren İsrail var. Anlaşmanın geniş Ortadoğu’da İsrail ve İran’ı hem de Güney Asya’da Hindistan’ı dengeleyici bir ağırlık oluşturacağı görülebiliyor.
Terörsüz Türkiye boyutu
Anlaşma kapsamı itibarıyla biri ABD işgali, diğeri iç savaştan toparlanmaya çalışan Irak ve Suriye’yi, belki Lübnan’ı da şemsiyesi altına alabilecek potansiyelde.
Anlaşmadan iki gün önce TBMM’ye sunulan ve önümüzdeki günlerde oylanması beklenen Terörsüz Türkiye çerçeve yasası Ortadoğu’nun yeniden şekillendirilmesi sürecinde önemli bir yer tutuyor. PKK’nın Türkiye’nin yanı sıra Irak ve Suriye’de de silahlı tehdit olmaktan çıkıp kademeli olarak açık siyasete dahil olması bütün bölgedeki enerji, ulaştırma ve sanayi yatırımlarını hızlandırabilir.
Bu çerçevede Irak ve Türkiye arasında düşünülen ve Basra Körfezi’yle Avrupa ve Orta Asya arasında güvenli karayolu ve boru hatları rotası sağlayacak Kalkınma Yolu projesi gibi, Irak-Suriye petrol boru hattı gibi, Türkiye, Suriye, Ürdün, Suudi Arabistan ve Umman’a uzatılacak Yeni Hicaz Demiryolu hattı gibi projeler vücut bulabilir.
Ayrıca, bölge ülkelerinin ABD ve Batı Avrupa ile bağlantılarını stratejik özerklik düzeyinde yeniden tanımlayıp kendi çıkarlarını önceleme girişimi olması özelliği de var Mekke Anlaşması’nın, eğer hayata geçirilebilir, yine üç gün sonra dağılmazsa.


