

İsrail, Türkiye’yi Suriye ve Doğu Akdeniz’de kışkırtarak neye, ne kadar tepki vereceğini anlamak istiyor. Ankara caydırıcılığını yitirmemeli. Türkiye’nin amfibi hücum gemisi TCG Anadolu, Doğu Akdeniz’de bir tatbikatta görülüyor.
İsrail’in Suriye’nin kuzeybatısında, Türkiye’ye yakın Ebu Zuhur hava üssünü vurması, Türkiye açısından sıradan bir Suriye hadisesi değildir. Mesele tek bir üs değil; Türkiye’nin hemen güneyindeki güvenlik mimarisini kimin şekillendireceğidir.
İsrail, Türkiye’nin Suriye’de nerede ve ne ölçüde askerî varlık gösterebileceğine kendisinin sınır koyabileceği mesajını veriyor; Ankara’nın kabul edemeyeceği nokta budur.
İsrail’in güvenlik kaygılarını reddetmiyorum: İsrail halkının güven içinde yaşama hakkı, her halk kadar vardır. Fakat İsrail’in güvenliği komşularının güvenliğinin başladığı yerde sona erer.
Türkiye’nin Suriye ile nerede, nasıl ve hangi ölçüde askerî işbirliği yapacağına Tel Aviv değil, Ankara ve Şam karar verir.
“Türkiye Konuşur, Sonuç Çıkmaz” Algısı Kırılmalı
Asıl mesele caydırıcılık itibarıdır.
İsrail siyasetinde ve medyasında zaman zaman yansıyan tehlikeli kanaat şu: Türkiye sert konuşur, protesto eder, Washington’u devreye sokar ama sonunda sahada fazla bir şey değişmez.
Bu algı kırılmalıdır.
Çünkü caydırıcılık yalnız sahip olduğunuz askerî güç değildir; karşı tarafın o gücü gerektiğinde kullanacağınıza inanmasıdır.
Kırmızı çizgiler sürekli ilan edilir, fakat ihlal edildiğinde karşı tarafın maliyet hesabı değişmezse, bir süre sonra kırmızı çizgiler anlamını kaybeder.
Türkiye’nin hedefi İsrail’le savaşmak değil, İsrail’in Türkiye hakkındaki risk hesabını değiştirmek olmalıdır.
Bir sonraki operasyon planlanırken soru “Erdoğan ne söyleyecek?” değil, “Türkiye ne yapacak?” olmalıdır.
Sessiz Sedasız da Karşılık Verilir
Bunun için megafon diplomasisine gerek yok.
Hatta devletler bazen en etkili karşılığı sessiz verir.
Türkiye’nin attığı her adımı ilan etmesine, askerî hazırlıklarını televizyon ekranlarında tartışmasına veya hangi kartı ne zaman kullanacağını önceden açıklamasına gerek yok.
Askerî konuşlanma, istihbarat, elektronik harp, hava savunması, diplomatik koalisyonlar, ekonomik araçlar ve enerji diplomasisi sessiz sedasız ilerleyebilir.
Karşılık ciddi, orantılı, hukuka uygun ve gerektiğinde şaşırtıcı olmalıdır.
Zamanını ve yerini de Türkiye belirlemelidir.
Washington’un arabuluculuğu faydalıdır, Trump’ın Netanyahu üzerindeki etkisi de kullanılmalıdır, ancak Türkiye’nin güvenliği Amerikan başkanının İsrail’i ne ölçüde frenleyebileceğine bağlanamaz.
Türkiye kendi caydırıcılığının sahibi olmak zorundadır.
Suriye’den Kıbrıs’a Tek Güvenlik Alanı
İlk hat Suriye’dir.
Hava ve füze savunması, radar, erken uyarı, elektronik harp ve kuvvet koruma kapasitesi güçlendirilmelidir.
İkinci hat Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’tır.
Uluslararası hava sahasında hukuka uygun, silahsız fakat sürekli devriye ve gözetleme uçuşları artırılabilir. Kuzey Kıbrıs’ta uzun menzilli radar ve erken uyarı kapasitesi güçlendirilebilir. Türk donanmasının Doğu Akdeniz’deki varlığı daha sürekli hale getirilebilir.
Amaç savaş hazırlığı değildir. Amaç şu gerçeği yerleştirmektir: Suriye, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin dışında bırakıldığı bir güvenlik mimarisi kurulamaz.
Enerji de caydırıcılık araçlarından biridir. Azerbaycan petrolünün Ceyhan üzerinden İsrail’e ulaşması dahil stratejik enerji akışları, Bakü ile yakın koordinasyon içinde değerlendirilebilir. Burada önemli olan kendimize veya Azerbaycan’a zarar vermek değil, karşı taraf için alternatifi gerçekten pahalı olan kaldıraçları belirlemektir.
Asıl Cevap: Yeni Bölgesel Denge
Türkiye’nin en vizyoner karşılığı ise tek bir misilleme değil, yeni bir bölgesel güç dengesi yaratmak olabilir.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında kurulan Mekke Savunma İşbirliği Anlaşması bunun çekirdeğini oluşturabilir.
Mısır’ın katılması stratejik ölçeği değiştirir. Ürdün, Irak ve Suriye de farklı halkalarla bu mimariye bağlanabilir.
Buna “İslami NATO” demek gereksizdir.
İhtiyaç ideolojik bir blok değil; hava savunması, istihbarat, deniz güvenliği, elektronik harp, savunma sanayii ve ortak tatbikatlarla birbirine bağlanan esnek bir bölgesel güvenlik mimarisidir.
Amaç İsrail’i kuşatmak değildir. İsrail dahil hiçbir devletin Ortadoğu’nun güvenlik haritasını tek taraflı askerî üstünlükle çizemeyeceği bir denge yaratmaktır.
Mesele Türkiye’nin Bölgesel Ağırlığıdır
Bugünkü sınama İsrail’den de Ebu Zuhur’dan da büyüktür.
Türkiye güçlü ve inandırıcı bir caydırıcılık oluşturamazsa İsrail Suriye’de yeni oldubittiler yaratabilir; Doğu Akdeniz’de hareket alanını genişletebilir, Yunanistan ve Güney Kıbrıs’la geliştirdiği askerî ilişkiler üzerinden Türkiye’nin stratejik alanını daha fazla sıkıştırmayı deneyebilir.
Bunun sonucu yalnız Türkiye-İsrail ilişkilerinin daha da bozulması olmaz.
Türkiye’nin bölgesel süper güç olarak itibarı ve hareket alanı aşınır.
Buna izin verilmemelidir.
Türkiye her provokasyona ateşle cevap veren bir ülke olmamalı. Ama hiçbir aktöre de “Türkiye konuşur, sonra mesele kapanır” rahatlığını vermemelidir.
Türkiye’ye Sataşmanın Maliyeti
Güç bazen savaş gemisini limandan çıkarmaktır; bazen çıkarmadan karşı tarafın çıkabileceğini bilmesini sağlamaktır.
Bazen ekonomik bir karar, bazen diplomatik bir ittifak, bazen radar, bazen istihbarat, bazen de aylar sonra hiç beklenmeyen bir stratejik hamledir.
Caydırıcılığın özü;
– Bağırmadan güç göstermek,
– Tehdit etmeden bedeli hissettirmek,
– Savaşmadan savaşı önlemektir.
Ve İsrail’de bir sonraki Türkiye dosyası açıldığında karar vericilerin önündeki ilk sorunun şu olmasını sağlamaktır: “Türkiye’ye bunu yaparsak bize neye mal olur?”
Türkiye bu sorunun cevabını inandırıcı hale getirdikçe gerçek caydırıcılığını yeniden tesis etmiş olacaktır.

