İsrail artık yalnızca Gazze’de, Lübnan’da ya da İran cephesinde savaşmıyor. Ölçeğini aşan çok daha geniş bir jeopolitik tasarım kurmaya çalışıyor. Kendisinin varoluşsal tehdit olarak tanımladığı İran’ı dizginlemek, Tahran’ın vekil ağlarını dağıtmak, Doğu Akdeniz’de enerji ve güvenlik üstünlüğünü kalıcı hale getirmek, Kızıldeniz’den Afrika Boynuzu’na uzanan hatta deniz ticareti ve istihbarat erişimini genişletmek, Körfez ülkeleriyle normalleşmeyi kalıcı
ABD Başkanı Donald Trump işbaşına geldiğinden bu yana, dünyaya ABD’nin son yüz yıldır saklamaya çalıştığı karanlık yüzünü gösteriyor. Bunu da İsrail lobisinin ve onlarla bağlantılı, kendilerine “Hristiyan Siyonistleri” diyen dinci-gerici kitlelerin iç ve dış politika desteğiyle yapıyor. Kendilerinin icat ettiği ve tamamen -kendi çıkarlarına göre eğip büktükleri katı Yahudi-Hristiyan şeriatı dışında kural tanımayan bu zorbalığın
Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkiler belki de modern tarihin en sert dönemlerinden birinden geçiyor. Gazze’deki insani felaket, İsrail’in Suriye’de giderek sertleşen askeri stratejisi, Yunanistan ve Güney Kıbrıs’la kurduğu Türkiye karşıtı blok, ABD’deki bazı Yahudi lobi gruplarının Ankara’ya yönelik artan baskıları…Bunların üzerine Türkiye’nin Hamas’ı “ulusal direniş” olarak konumlandırması, 9 milyar dolarlık ticaretin kısıtlanması ve zaman zaman


