Türkiye Ankara İçişleri Siyaset Kulisleri Haber ve Yorumlar

CHP bu fırsatı da kaçırabilir, hem de ağır hasarla

Ardahan Milletvekili Öztürk Yılmaz’ın Türkçe ezan istemesi ve “kesin çıkarma” talebiyle CHP Disipline Kuruluna verilmesiyle parti içinde başlayan tartışma belli ki sona ermemiş. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, deneyimli muhabir İpek Özbey’in 12 Kasım tarihli Hürriyet’te yayınlanan mülakatında Partisinin inanç özgürlüğüne ne kadar saygılı olduğunu anlatmak için harcadığı çabadan anlaşılıyor.
Mülakat CHP’nin 31 Mart yerel seçimi sonrasındaki akıbetine dair işaretler, CHP’nin bu defa önüne çıkan fırsatları üstelik bu defa ağır hasarla kaçırabileceğini de gösteriyor ama önce konuyla çok ilgili olan CHP’nin kronik “siyasi ithal ikame” sorununa girmek gerekiyor.
Öztürk Yılmaz’ın bu çıkışını tam da Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, sırf MHP lideri Devlet Bahçeli’yi “Türküm, doğruyum” andı konusunda iğnelemek için, Türkçe ezan konusunu açmasıyla aynı sırada yaptığını sorgulayan CHP’li olmadı nedense. Ama oraya gelene kadar, zaten Öztürk Yılmaz’ın CHP’de ne aradığını sorgulayan CHP’li de olmamıştı.
Yılmaz’ın CHP’ye milletvekili alınmasının iki nedeni vardı oysa. İkincisi, CHP içinde etkin Karslılar grubunun desteğiyle Ardahan’dan aday gösterilmesi, yani düz hemşericilik alışkanlığıydı. Birincisiyse, Musul Başkonsolosluğunun 2014 Haziran ayında IŞİD tarafından basılmasıyla ismini öğrendiğimiz diplomatın, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu tarafından bir Batı başkentin değil, Duşanbe’ye büyükelçi atanmasına tepki göstererek istifa etmesi. Tayini beğenmeyerek istifası, CHP yönetimi tarafından AK Parti hükümetini zayıf yerinden vurmak olarak değerlendirilmiş ve parti içinde o makama daha layık başka isimler olduğu bilinmesine karşın Dış Politikadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ilan edilmişti, hatırlarsanız. Sonuç ortada.
Kılıçdaroğlu’nun Öztürk Yılmaz’ı milletvekili listesine koyarken AK Parti’yi kızdıracağını sanmak dışında fazla bir nedeni olmadığı geriye bakınca daha iyi anlaşılıyor. Ama –halen tutuklu durumda olduğu için ayrıntıya girmeyelim- Eren Erdem’in neden CHP milletvekili olduğunu sorgulayan oldu mu?
Onlarla aynı kategoride olmasa da, ayrı nedenlerle saygın kişiler olan İlhan Kesici, Abdüllatif Şener, Mehmet Bekaroğlu gibi isimlerin CHP’ye neden davet edildiğini ve ne kazandırdığını sorgulayan oldu mu? Olduysa da bilmiyor CHP tabanı. Çünkü sorgulamıyorlar; sorgularlarsa Genel Merkez tarafından bir yerlere aday gösterilme ihtimalleri ortadan kalkar endişesindeler. Bu bakımdan, örneğin 2014’te karşısına rakip çıktığı AK Parti lideri Erdoğan’ın, 2015 seçimlerinde MHP milletvekili seçilerek önemli destekçileri arasına katılan –yine ayrı nedenlerle saygın bir isim olan- Ekmeleddin İhsanoğlu’nun CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı olması da sorgulanmadı.
24 Nisan 2018 seçimlerinde CHP’nin kendi içinden çıkan adayı Muharrem İnce oyları yüzde 30 sınırına çekiyordu ama asıl darbeyi ona yeterince sahip çıkmayan CHP teşkilatından aldı. İnce’nin özellikle son aşamada kendi hataları da olabilir ama asıl sorun CHP içindeydi.
Gelelim 31 Mart yerel seçimlerine. Yerel seçimle genel seçim doğası gereği farklıdır. Daha az ideoloji, daha çok proje ve aday kişiliği öne çıkar. Kılıçdaroğlu’nun, Özbey’e yerel seçim stratejisini “ekonomi ve demokrasi” olarak açıklaması CHP’nin yerel seçimleri de genel seçimde olduğu gibi ideolojik söylemle alma hesabında olduğu izlenimini veriyor. Oysa bu söylemin toplumdaki karşılığının yüzde 25’e sıkışmış olduğu görülebiliyor. CHP’nin çözümü ise aday ithal etmek oluyor. CHP, yüzde 25’i çantada keklik sanma yanılgısını devam ettirerek CHP’li, ya da sosyal demokrat olmadığı bilinen adaylarla bu sıkışıklığı aşma yöntemini yeniden denemeye hazırlanıyor sanki.
Bir önceki seçimde Beypazarı ilçesinin MHP kökenli başarılı (eski) belediye başkanı Mansur Yavaş’ın CHP Ankara adayı gösterilmesinin belki bir mantığı vardı ama tutmadı. Yavaş CHP’lilerin sandığa yeterince sahip çıkmadığı suçlamasında bulunmuştu ama Kılıçdaroğlu, Özbey’e Yavaş’ın adaylığına itirazın olmadığını söylemiş. Önümüzdeki 31 Mart yerel seçimlerinde de CHP’nin yine kendi dışından oy alma ihtimalini göstereceği adayların CHP’li bilinmemesine bağlayan bir kararsızlığın içinde olduğu anlaşılıyor.
“Sürekli aynı şeyleri tekrarlayıp, farklı sonuçlar bekleme” hali, dünyanın gelmiş geçmiş en akıllı ve zeki insanlarından sayılan fizikçi Albert Einstein tarafından “cinnet” olarak tanımlamış.
AK Parti adayları arasında İstanbul’da Binali Yıldırım ya da Hazine Bakanı Berat Albayrak, Ankara’da Süleyman Soylu ya da Mehmet Özhaseki gibi isimlerin konuşulduğu, İzmir’de yine Yıldırım ya da Özhaseki isimler sayılıyor. MHP’nin AK Parti’yi başta Alaattin Çakıcı olmak üzere tartışmalı isimleri kapsayabilecek bir af tartışmasıyla tehdit ettiği, AK Parti’nin MHP yerine İYİ Parti’yle yola devam edip etmemeyi tartıştığı bir ortamda aslında CHP için önemli bir fırsat var. Ancak bu ortamda CHP’nin hâlâ siyasi ithal ikameci ve parti kliklerinin güç denemesine bağlı adaylar arasında sıkıştığı izlenimi veriyor.
Bu duruma 9 Kasım’da İstanbul’da Brandweek toplantıları çerçevesinde düzenlenen “kutuplaşma” oturumlarında da değinildi. Yöneticiliğini Necati Özkan’ın yaptığı bir oturumda MetroPoll araştırma kuruluşu başkanı Özer Sencar, İYİ Parti ve Kürt seçmenden oy alamayacak bir CHP adayının kazanmasının zor olacağını söyledi. Konsensus araştırma kuruluşu başkanı Murat Sarı buna karşı çıktı: illa seçmene şirin görünecek adaylar bularak oy toplamaya çalışma devri geçmişti. GENAR araştırma kuruluşu başkanı İhsan Aktaş da seçmenin, özellikle yerel seçimlerde artık ideolojiden çok hayatını etkileyecek sorunlara somut çözüm önerenleri tercih ettiğini vurguladı. Bir başka oturumda IPSOS araştırma kuruluşu başkanı Sidar Gedik, Türkiye’de mevcut siyaset aktörlerine güvenmeme oranının yüzde 77 olduğunu (buna karşın yüzde 52 “güçlü” liderden yanaymış) açıklarken, KONDA başkanı Bekir Ağırdır, “Eski bildiklerimizi, yeni usullerle deneyip başaramayız” dedi; “Yeni bilgi üretmek lazım”.
Yüzde 25 civarında bir oy tabanına sıkışmış durumdaki CHP’nin “sağcı”, ya da sırf AK Parti’nin canını acıtacağını düşündüğü adaylarla bu sıkışıklığı aşma çabasında ısrarı, Einstein’ın tanımladığı cinnet haline doğru evrildiğini gösteriyor sanki.
Oysa CHP tabanı da, bilgi üretimi ve canlılık bakımından AK Parti tabanından, kronik muhalefet konumuna rağmen pek farklı değil. Örneğin, CHP’li belediye yöneticilerinin katıldığı Sosyal Demokrat Belediyeler Derneği (SODEM)’de sürekli yeni belediyecilik projeleri üretiliyor. CHP’li akademi üyeleri belki Genel Merkez’de kapağını kaldırmaya zahmet edecek kimse olmadığını bildikleri halde ekonomiden teknolojiye projeler üretin gönderiyorlar. Gençlik kolları, Parti yönetimindeki emeklilerin kendilerine yer açmaktaki isteksizliğiyle yaşlandıklarını bile bile çalışıyorlar. Ama Genel Merkezin gözü hâlâ “sağdan oy alacak”, transfer aday peşinde.
CHP yönetiminin dünyanın değiştiğini, Türkiye’nin, Türkiye’deki seçmen davranışının değiştiğini yalnızca bir boyutuyla, adalet ve özgürlük ihtiyacı boyutuyla görüyor ama hizmet odaklı siyaset boyutunu ihmal ediyor.
Bu nedenle artık kendi takımında yedek kulübede dahi yeri kalmamış oyunculardan golcü bulup maçı kazanacağını düşünen bir teknik direktörlerin açmazına düşüyor.
CHP bu çizgide devam ederse, 31 Mart yerel seçimlerinde ağır bir yenilgiyle karşılaşabilir. Henüz vakit çok geç değil ama hızla tükenmekte.

Bir Cevap Yazın