İktidar bağımlılığı / iktidar sarhoşluğu

Çoğulcu demokrasilerin temel kuralı, seçimle başa gelenlerin seçimle gitmesi, seçim yenilgisini kabul edip demokratik olgunlukla koltuğu bırakmasıdır. Ne yazık ki bu en temel ilkenin dahi sarsıldığı günlerden geçiyoruz.
Bu yaklaşımın en somut örneğini 4 Nisan günü önce Ankara’da yaşadık. Ankara İl Seçim Kurulu, AK Parti’nin itirazı üzerine 16 ilçeden 11’inde oyların yeniden sayımı sonrasında CHP adayı Mansur Yavaş’ın rakibi Mehmet Özhaseki’den 124 bin 770 oy fazla alarak Büyükşehir Belediye Başkanı seçildiğini saptadı. AK Parti’nin oylarında toplamda 1,805 artış olmuştu ama fark hâlâ 125 bine yakındı. AK Parti Genel Sekreteri Fatih Şahin ise “Bu, bizim beklentilerimizi karşılamaktan uzak bir sonuç” diyordu; AK Parti bir daha itiraz edecekti.
Seçim sonucu AK Parti yetkilisinin “beklentisini karşılamaktan uzak” çıkmıştı. Öyleyse aynı oylar bir daha sayılacaktı. Belki bu defa sayanların, “beklentilerini karşılayacağını” umuyordu.
Bunun hemen arkasından İstanbul İl Seçim Kurulu’nun 15 ilçede daha geçersiz oyların yeniden sayılacağı kararı geldi. İstanbul’da 8 ilçede yapılan sayımlar AK Parti beklentisini karşılayamamıştı. Hem Belediye Başkanlığı yarışını önde bitiren CHP’li Ekrem İmamoğlu, hem de AK Parti’nin seçim işlerinden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz’un açıklamalarına bakacak olursa, 21 bin küsur farkla başlanan geçersiz oyların yeniden sayım işlemi, büyük kısmı geride kalmış olduğu halde 19 bin küsur farkta görülüyordu. Bu sonuç AK Parti’nin bütün imkânlarıyla İstanbul’u da kaybetmesine engel olamıyordu. Öyleyse başka ilçelerdekiler de sayılacak, yetmezse bir daha sayılacaktı.
Şu günlerde her halde kimse il ve ilçe seçim kurulu görevlilerinin yerinde olmak istemez; böyle bir baskı altında çalışmayı ve kim bilir ne tür sonuçlarına katlanmayı kimse istemez.
İtiraz kuşkusuz demokratik bir hak, sorun orada değil. Sorun, 17 yıldır iktidarda olan AK Parti yöneticilerinin gelinen aşamada kendi iktidarlarında düzenlenen bir seçimin sonuçlarını dahi kabullenemeyecek kadar iktidar sarhoşluğu içine düşmüş, iktidar ve onun nimetlerine bağımlı hale gelmiş olmaları. AK Parti içinde bu durumdan hoşnut olmayan, yenilgiyi de kabullenme olgunluğunun gösterilmesini isteyenlerin mevcudiyeti biliniyor. Ama özellikle Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın İstanbul ve Ankara dâhil beş büyük şehrin CHP’ye, bazılarının da ittifak ortağı MHP’ye kaybedilmesinden sorumlu tuttuğu seçim ekibinde bariz bir panik havası görülüyor; bu kişiler Türkiye’yi ne duruma düşürdüklerinin ve düşüreceklerinin farkında değiller ya da umursamıyorlar.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da bunu engelleyip “dur” diyeceğine kenardan izliyor.
Partili cumhurbaşkanı sisteminin sonuçlarından biri belki de…
Erdoğan, belki de medyanın artık yüzde 90 oranında kendi yörüngesine girdiği ve millet kesesinden dökülen paralara karşı hiçbir işe yaramadığı ortamda, fısıltı gazetesinin devreye girdiğinin farkında değil. Belki de günlerdir İstanbul adayı Binali Yıldırım’ın, AK Parti İl Başkanı Bayram Şenocak ile çalışmak istemediğini, ancak Şenocak’ın daha etkili bir torpille yerini koruduğunun ve eğer Erdoğan son üç gün gelip İstanbul’a kamp kurmamış olsa AK parti teşkilatının Yıldırım için elinin ucuyla çalışmaya devam edeceğinin konuşulduğunu duymamıştır. Belki de Beştepe personelinden aynı ekibin içinde olanlar, milletin kulaktan kulağa bunları fısıldadığını kendisine iletmiyordur. Ama bunlar konuşuluyor. AK Parti içindeki bir ekibin kendi koltuklarını korumak için İstanbul’daki, Ankara’daki seçim sonuçlarını, her ne pahasına olursa olsun tersine çevirmek için çabaladıkları konuşuluyor.
Belediye imkânlarının yandaşlara dağıtıldığına, ya da ne bileyim Fethullahçılarla zamanında girilmiş ilişkilere dair dosyalar konusundaki kimi uçuk kaçık iddialara hiç değinmiyorum bile.
Velev ki, zorlaya zorlaya sayımlarda, her türlü yöntem mubah sayılarak Yıldırım üç-beş bin oyla galip ilan edildi? Buna fanatik yandaşlar dışında kim inanacak? Milletin elinden seçim sandığını da çekip almış olmayacak mısınız? Halk sandıktan çıkanın kazanacağına da güvenemeyecekse, neye güvenecek? Bunu hiç düşündünüz mü?
Yoksa birileri, şu ana dek sükûnetini koruyan muhalefete rağmen, bazı kışkırtıcıları sokağa sürüp, bunları muhalefetin sokağa dökülmesi, dolayısıyla tabii ki kısa yoldan terörizm bağlantısı ilan etmeyi filan mı düşünüyor? Aman ha!
Böyle bir adımın Türkiye’ye siyasi ve ekonomik maliyeti ağır olacaktır. Herkesin gidip efendice oyunu kullandığı bir seçimin sonuçlarını, kendi beklentisine uymadığı için geçersiz kılmaya çalışan bir iktidarın, bırakalım seçmen gözündeki kaybını bir yana, uluslararası planda itibarının delik deşik olma ihtimali var.
Erdoğan ve AK Parti hükümeti, S-400 konusundan hayat pahalılığına dek pek çok konuyu, 31 Mart seçimlerine dek, halının altına süpürdü. Uluslararası muhatapları da buna pek ses çıkarmadı; örneğin son haftalarda ABD’den S-400 konusunda ses çıkmadı. Ta ki düne kadar… 2 Nisan’da ABD Dışişlerinden gelen “Seçim sonuçlarını kabul edin” uyarısı son derece acı vericidir. Cumhurbaşkanı İletişim Başkanı Fahrettin Altun buna “Sizi ilgilendirmez” mealinde bir cevap verdi. Doğru, ilgilendirmez. Öte yandan Erdoğan’ın seçimin bittiğini ilan etmesi, ABD, Avrupa ve hatta Rusya’da artık gündeme dönmek isteyenler tarafından iple çekiliyor.
Sadece S-400 ve F-35 konusu değil söz konusu olan. Örneğin ABD ile ilişkiler daha da gerilirse Rusya ve İran yaptırımlarından Türkiye de etkilenmeye başlar mı? Ya da örneğin Türkiye’ye yatırım yapacakların güven duymasını sağlayacak ekonomi reformları açıklanacak mı? Bu paketin içinde dişe dokunur bir şeyler olacak mı, yoksa beklenti yönetimi ile güzel vaatlerle mi yetinilecek? Ekonomi yönetimi değişecek mi, aynı çizgi devam mı edecek?
Mesele hepimizin geleceği, güvenliği, geçimi ve hukukunun korunmasıdır. Bir avuç AK Partili koltuklarını koruyacak diye ülkenin itibar ve geleceğiyle oynamanın vebali ağır olur.

“İktidar bağımlılığı / iktidar sarhoşluğu” için 10 yorum

  1. Başkanlık referandumuna kadar iktidarı açıkça destekleyen, referandumda cekinceli olarak “evet” verip çekincelerinde haklı çıkmış ve bir süredir iktidara eleştirel yaklaşan muhafazakâr/mütedeyyin bir genç olarak son birkaç günde olanlardan, siyaset ve medyan geldiği noktadan utanç duyuyorum. Güvenerek takip ettiğim, sayısı bir elin parmağını geçmeyen gazetecilerden birisiniz, çok teşekkürler Murat Bey.

  2. Murat Bey kaleminize sağlık.Sizin gibi kaliteli bir yazarın yazılarını okumak büyük ayrıcalık.
    Sağlıcakla Kalın

  3. kalabalıklar içinde yalnızlık ,acaba Erdoğan odasına çekildiğinde arada okuduğu köşe yazarı var mıdır, yoksa sürekli danışmanları mı bilgi veriyor merak ediyorum.

  4. Bu durumun hiç kimseye faydası yok, Bir ülke ki, her seçimde, seçim güvenliğinin dünya ile kıyaslanamayacak kadar iyi olduğunu savunan bir iktidar partimiz var, hem de tek başına iktidar. Sonra beklentileri gibi çıkmayınca, ülkemizi ve insanlarımızı bu duruma düşürmeye hakkı var mı? Milli irade diyerek, her sıkıştığımızda seçime gittik, nerde ise her sene bir seçim yaptık. Sayın cumhurbaşkanının seçim akşamı yaptığı konuşma hiç öyle gelecek dönem için iyi sinyaller vermiyordu bence. 4,5 sene gene aynı anlayış ile yönetileceğimiz anlamına geliyor. Güzelce iktidar muhalefet bir araya gelip bir milletin desteğini de arkalarına alarak, mesela İstanbul’da Sayın İmamoğlu’na koltuğu kendisinin de olduğu bir ortamda devretse, gülsek, sevinsek, mutlu olsak, çok mu?

Bir Cevap Yazın