MHP lideri Devlet Bahçeli, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı 31 temmuz 2019’da Ankara, Çayyolu’ndaki evinde konuk etti. (Fotoğraf: Cumhurbaşkanlığı resmî internet sitesi.)

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan 31 Temmuz 2019’da MHP lideri Devlet Bahçeli’yi Ankara’nın Çayyolu semtindeki evinde ziyaret etti; ziyaretin gördüğünüz fotoğrafı Cumhurbaşkanlığı resmi sitesinde yayınlandı. Fotoğrafta en dikkat çekici ayrıntı, Bahçeli’nin terası olduğu anlaşılan mekânda, fotoğrafın iki uluyan bozkurt heykeli arasında çekilmiş ve Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından resmî sitede yayınlanmış olmasıydı.
İki liderin yüz ifadeleri aslında pek çok şey anlatıyor, moda deyimle “anlayana”.
Medyaya yansıyan bilgilere göre Erdoğan’ın, Bahçeli ile görüşme isteği, bu defa Bahçeli’nin onu ağırlama talebi üzerine Beştepe’de değil, Çukurambar’daki MHP Genel Merkezinde gerçekleşmesi için hazırlıklar yapılmış. Ancak Bahçeli, Erdoğan’ı evinde ağırlamak isteyince Cumhurbaşkanı ilk defa bir parti liderini evinde ziyaret etmiş oldu.
Önemli ayrıntıdır, kayda girmek lazım.
Daha önce –tam aynısı değil ama- benzeri bir buluşma, AK Parti’nin meclis çoğunluğunu yitirdiği 7 Haziran 2015 seçimi ardından yapılmıştı. HDP’nin yükselişine tepki duyan Bahçeli’nin erken seçim çağrısı altında Deniz Baykal (CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nu da ters köşede bırakarak) durumdan avantaj çıkarabileceği umuduyla Erdoğan ile görüşme istemiş, Erdoğan’ın Beştepe’de görüşme talebini reddedince görüşme Çankaya’da gerçekleşmiş ve basına görüşmenin Erdoğan’ın talebi ile yapıldığı duyurulmuştu. Baykal istediğini (Meclis başkanlığı ve yeni Anayasa yazımı konuşuluyordu) alamamış, ibre MHP’ye, PKK ile diyalogun kesilmesi ve 1 Kasım seçimine dönmüştü ama Erdoğan’ın o aşamada bu görüşmeyi Baykal’ın istediği koşullarda kabul etmesi, içinde bulunduğu durumun zorluğunu ve çıkış yolu arayışını gösteriyordu.
O nedenle şimdi de Erdoğan’ın Bahçeli’nin evinde görüşme talebini kabul ederek basına uluyan Bozkurt heykeli önünde poz vermek durumunda bırakan koşulları tahlil etmekte, bizi önümüzdeki günlerde nelerin beklediğini anlamak bakımından fayda var.


Bozkurt selamı: nereden, nereye?

Aslında bir zamanlar İslamcı kesim tarafından neredeyse “put” muamelesi gösterilen bozkurt ve bozkurt işareti ile Erdoğan’ın ilk barışıklığı 15 Temmuz 2016 Fethullahçı askeri darbe girişimi sonrasına rastlıyor. Erdoğan’ı o gece Atatürk havalimanında karşılayan kitlenin önemli bir kısmı bozkurt selamı veriyordu: idam cezası talebi de yoğun olarak orada yeniden gündeme getirilmişti. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçişi 16 Nisan 2017 halkoylamasında Bahçeli’nin desteği sayesinde, yüzde 52 ile kazanan Erdoğan, yine Bahçeli’nin talebiyle erkene alınan 24 Haziran 2018 cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde bu konuda bir adım daha attı: 10 Mart 2018’de Mersin’de bozkurt işareti yaptı. Buna ilk tepki 26 Mart 2015’te Uşak’ta Erdoğan’ın seçim konvoyu geçerken bozkurt işareti yaptığı için gözaltına alınan, o dönem MHP il yöneticisi, şimdi İYİ Partili Seher Kayıhan’dan gelmiş, Kayıhan “Benim ne suçum vardı?” diye sormuştu.
Şimdi bazı okurların “Kılıçdaroğlu da 29 Mart 2017’da Kayseri’de bozkurt selamı vermişti” dediğini duyar gibiyim. O tarihte CHP hâlâ bu yolla MHP kitlesini etkileyebileceğini düşünüyordu. İslamcı olsun, laik olsun, merkez siyasette bir zora düşünce Türk milliyetçiliğine göz kırparak “Bozkurta sarılma” refleksi yaşanıyor dönem dönem ama bu taktik başvuranlara yâr olmuyor. Nitekim Kılıçdaroğlu’nun Bozkurt selamı, bazı CHP’lileri kızdırmak dışında bir işe yaramamıştı? Peki, daha sonra bunu “Rabia’yı sayarken (…) iradem dışında oldu, ama güzel de oldu” şeklinde açıklayan Erdoğan Mersin’de ne sonuç aldı? 31 Mart 2019 belediye seçimlerinde Mersin’de İYİ Parti destekli CHP adayı Vahap Seçer, AK parti destekli MHP adayında yüzde 9 fark attı; bu, 23 Haziran seçim tekrarında CHP’li Ekrem İmamoğlu’nun AK Parti-MHP adayı Binali Yıldırım’a attığı fark kadardı. Öte yandan MHP, 31 Mart seçimlerinde AK Parti’nin elindeki 6 belediyeyi aldı.


Erdoğan’ın Bahçeli ziyaretinin arka planı


Gelelim Erdoğan’ı Bahçeli’nin terasında uluyan bozkurt heykeli önünde poz verdiği sıradaki siyasi koşullara:
• Erdoğan-Bahçeli görüşmesinden bir gün önce, 30 Temmuz’da iki önemli gelişme vardı.
İlk akla gelen Milli Güvenlik Kurulu toplantısıydı. Burada Doğu Akdeniz’e dördüncü Türk savaş gemisinin gönderilmesine yol açan Kıbrıs petrol-gaz arama hakları gerilimi “hak ve menfaatlerimizin korunması” bakımından “hayati önemde” olarak tanımlanıyordu. Bir diğer konu da Suriye sınırına, özellikle de ABD destekli olarak PKK/YPG kontrolünde bulunan Tel Abyad’ın karşısındaki Akçakale civarına yapılmakta olan askeri yığınaktı. Milli savunma bakanı Hulusi Akar, 23 Temmuz’da kendisini ziyarete gelen ABD Dışişleri Suriye Özel temsilcisi James Jeffrey’e, ABD işbirliği yapmazsa Türkiye’nin Fırat’ın Doğusunda “Güvenli Bölge” için kendi adımlarını atacağını söylemişti.
• 30 Temmuz’da Erdoğan-Bahçeli görüşmesini ilgilendiren diğer önemli konu da Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’dan geldi ve kamuoyunda fazla dikkat çekmedi. Tayland’daki ASEAN görüşmeleri çerçevesinde Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ve Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi (diğer konuların yanında bunu da görüşen) Çavuşoğlu, Çin’in Uygur bölgesindeki Türk asıllılara yönelik insan hakları ihlalleri için on kişilik bir heyet gönderileceğini açıkladı. AK Parti-MHP icraatına Avrasyacılık temelinde destek veren Vatan Partisi lideri Doğu Perinçek’in Çin Komünist Partisi çizgisindeki “sorun olmadığı” sözleri, Türkçülük duyarlılığına sahip MHP kesimlerini bir süredir rahatsız ediyordu. Erdoğan’ın Rusya ve Çin’le ilişkileri geliştirmek istediği dönemde Uygur Türkleri nedeniyle MHP’yi küstürmeyecek bir dengeye özen gösterdiği söylenebilir.
• Erdoğan-Bahçeli görüşmesinden birkaç gün önce, 26 Temmuz’da Anayasa Mahkemesinin, “Barış Akademisyenleri Davasında” ifade özgürlüğü ihlali bulunduğuna karar verdi. Bu karar, Erdoğan’ın yerel seçim yenilgisinden sonra muhalefet ve ekonomi belirleyenleriyle diyalog ve uzlaşma yerine, ipleri daha da sıkı eline alma amacıyla Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini elden geçirme kararı aldığı günlere denk geldi. Nitekim Merkez Bankası Başkanının görevden alınması (6 Temmuz), daha önce Adalet Bakanı Abdülhamit Gül tarafından meclis tatili öncesi görüşülmeye başlanacağı açıklanan Yargı Reformunun, AK Parti Genel başkan Vekili Numan Kurtulmuş tarafından tatil sonrasına kaldığının açıklanması (9 Temmuz) önemli aşamalardı. Görüşme bu bakımdan AK Parti içinden MHP’ye dair rahatsızlık işaretlerine karşı, Erdoğan’ın “Bahçeli’yle devam” tercihini gösteriyor.
• Aynı günlerde, ABD’nin bütün tehditlerine karşın Rusya’dan S-400 füze parçaları gelmeye başlamış (12 Temmuz) ve ABD Savunma Bakanlığı misilleme olarak Türkiye’nin ortağı olduğu F-35 programından çıkarılma sürecini başlattığını açıklamıştır (16 Temmuz). Milli Savunma bakanı Akar bu aşamada Türkiye’ye haksız olarak F-35 verilmemesinin sadece Türkiye değil, NATO savunmasını da olumsuz etkileyeceği uyarısında bulunmuştur; bir rahatsızlık dile getirilmektedir. Ankara, 20 Temmuz’da S-400’lerin ilk parti teslim sürecinin sona erdiğini açıklamış, Akar 22 Temmuz’da Fransa Savunma Bakanı Florence Parly ile telefonda görüşerek acil ihtiyaç için NATO-uyumlu SAMP-T füze savunma sistemi önerdiği için teşekkür etmiştir. Bir gün sonra 23 Temmuz’da ABD Başkanı Donald Trump, 23 Temmuz’da Cumhuriyetçi senatörleri Beyaz Saray’da toplayarak Türkiye’ye, daha fazla Rusya’ya yaklaştırabilecek yaptırımları frenlemeye çalışmıştır; etkili senatörlerden Linsdey Graham “S-400’ler çalıştırılmazsa” çözüm yolu olabileceği şeklinde bir geri adım ifade etmiştir.
• Erdoğan-Bahçeli görüşmesinin yapıldığı gün ise, Türkiye’nin 20 yıllık uzun dönemli stratejik hava savunmasının üzerine kurulduğu F-35 uçaklarının ilk eğitimini almak için bir yıldır ABD’de bulunan Hava Kuvvetleri personeli dönmeye başlamıştır. “Gidip Ruslardan alırız” türlü çıkışların her hangi bir stratejik planlamaya ve akla dayanmaktan çok tepkisel düzeyde kaldığı görülmektedir.
• Erdoğan bahçeli görüşmesinden bir gün sonra ise dikkate değer dört gelişme oldu.
Biri, Savunma Sanayi Başkanı İsmet Demir’in S-400 teslimatının ikinci parti teslimatının 2020 yılında başlayacağı açıklamasıydı; bu, teslimatı dolayısıyla S-400’leri çalıştırmayı” sürece yayan Ankara’nın ABD ve NATO ile kapıları kapatmayan bir “bekle gür” sürecine girdiğini gösteriyordu.
Diğeri, 1 Ağustos sabaha karşı, saat 02.13’te Cumhurbaşkanı İletişim başkanı Fahrettin Altun tarafından yayınlanan bir Twitter mesajında “Kök söktürmeye devam” ve “Topunuz gelin, topunuz” şeklinde meydan okuma ifadelerine yer verilmesiydi. Ankara’yı az çok tanıyanlar bu mesajın, 31 Temmuz’da Bahçeli ile görüşmenin de ardından yapılıp geç saatte biten bir toplantı ardından yayınlandığı izlenimine kapıldı.

Hedef İYİ Parti üzerinden MHP’yi güçlendirecek “Tersine 28 Şubat mı”?


• Birkaç saat sonra Bahçeli’den, 3-4 Ağustos’ta Kurultay ilan eden İYİ Parti’deki MHP kökenlilere “geri dönün” çağrısı geldi. Bu gelişme Ankara siyaset kulisinde Erdoğan’ın Ali Babacan (ve destekçisi Abdullah Gül) ve Ahmet Davutoğlu çıkışlarının AK Parti’den muhtemel kopuş ihtimaline karşı, MHP’yi güçlendirme çabası olup olmadığı sorusuna yol açtı. Acaba Erdoğan’ın kurmayları, 28 Şubat sürecinde DYP’nin altının oyulup Necmettin Erbakan’ın RefahYol hükümetinin düşürülmesi hareketini tersine çevirip, şimdi İYİ Parti’nin içinin boşaltılıp AK Parti’nin gayrı-resmî koalisyon ortağı MHP’nin güçlendirilmesi taktiğini mi önermişlerdi. İYİ Parti lideri Meral Akşener’e, cevap olarak Erdoğan’a “Bahçeli’ye ne önerdiğini” sordu.
• Ve Yüksek Askeri Şura kararları açıklandı. Orgeneralliğe terfi yok, subayları korgenerallikte dolayısıyla orgenerallik beklentisinde tutma girişimi olarak yorumlandı bu hamle. Ama Yeniçağ yazarı Ahmet Takan’ın iddiasında olduğu gibi aynı zamanda Silahlı Kuvvetler içinde –darbe girişimine karşı durmuş olan kesimden- “Perinçekçi” olduğu öne sürülen sol-milliyetçi bir grubu da tasfiye mi etti kararlar? Öyle ise, bu da Bahçeli’yi memnun edecek bir gelişme sayılmalı.
Bütün bunlar neyi mi gösteriyor?
Erdoğan bir yandan ekonomik durgunluk, bir yandan S-400/F-35 krizi, bir andan AK parti içindeki çatlaklar ve yerel seçim yenilgisinin psikolojik baskısı altında kendisini hiç rahat hissetmiyor.
Bulduğu en kolay çözüm, MHP lideri Bahçeli’nin desteğine tutunmaya devam etmek ve onu güçlendirmek için çalışmak gibi görünüyor.
Bu kendisi ve partisine hayır getirecek bir yöntem midir?
Onu zaman gösterecek.
Ancak uluyan bozkurt heykelleri arasında Bahçeli’nin terasında verilip Cumhurbaşkanlığı sitesinde yayınlanan fotoğrafın arka planını bu şekilde tahlil etmek mümkün… Yaz sıcağında biraz uzun oldu ama umarım değmiştir sonuna kadar okumuş olmanıza.

Comments

    1. Murat bey yazınızı okudum.inanınki Mhp ninTürkiye Cumhuriyetine hiç bir dönem zararına bir adımı olmamıştır.sizin ve herkesin çocukları için bağımsız hür bir Devlet olması için bir mücadelesi vardır.panik veya olumsuz bir şey aramayın.teşekkürler.

      1. Sonuna kadar okudum. Gerçekleri yazmışsınız. Seçimlerde sandık görevlisiydim. 31 mart ve 23 haziranda İstanbul”da M.h.p , ak partiyi desteklemedi. Üyeler oy vermeye gelmediler. Seçimden önce sahada da desteklemeyeceklerini açık açık söylüyorlardı.

    2. İyi partinin seçenekli (ya anayasa ya seçim) seçim çağrısı sonrasında, partiye yönelik saldırı; MHP ye dönün çağrısı seçim hazırlığı mıdır?
      Diğer taraftan iyi partiye yapılan teslim ol çağrısı mı sonrasında başka türlü saldırılar olabilir mi?

      Teşekkürler

  1. Yazılarınız heyecanla okunuyor. Okurun çıkarım yapmasına dönük kışkırtıcı üslubunuz ilgiyi canlı tutuyor. Her satırı tespitlerle, bilgiç yorumlarla bezeli yazılardan değil. Anlama, yoruma, çıkarıma okuru da dahil ederek okura güvendiğinizi hissettiriyorsunuz. Teşekkürler

  2. Murat bey kapsamlı ve bilgilendirici yazınızı ilgiyle okudum. Şurası bir gerçek Tayyip Erdoğan’ın manevra alanları her geçen gün daha da azalıyor. Yazınızda belirttiğiniz gibi MHP’yi güçlendirerek kendi pozisyonunu sağlama alma çabası ben de şu refleksi uyandırıyor; demek ki kendi partisini güçlendirip kendisine verilen oyları artıracak bir formül bulamıyor. Bir de şu var tabi siyaset mezarlığı Devlet Bahçeli ile bir şekilde işbirliği yapmış insanlarla dolu…

  3. MHP nin etkinliğini arttırarak, gücün cezbedici tarafını kullanıp İYİ partiyi eritmeyi planlıyorlar. Saray entrikalarına devam etmek istiyor ama değişen şartları anlamıyor.

  4. Uçakta karşılaşmıştık ve varlıginızın önemini belirtmiştim. Medya grubundan ayrıldinız ve bağımsız olarak buradasınız. Sizin gazetecilik niteliklerinizi hep takdir ettim bu nedenle takip etmeye devam ediyorum. Yazınızı sonuna kadar okudum. Çok yönlü analizleriniz için teşekkür ediyorum.

  5. ‘Denize düşen ,yılana sarılır”misali,şu an RTE aynı durumda.Her taraftan kıskaca alınmış durunda.Bahçeli’den başka sığınacak dalı kalmadı.Ona da kerhen sığınıyor.Başka da çıkar yolu yok.Bekası bunlara bağlı.Bakalım o dal da ne zaman kopacak.Ne demiş yine atalar:”İnsana dayanma ölür;ağaca dayanma çürüğü.Sayın YETKİN,ufuk açıcı yazınızdan dolayı teşekkürler,kaleminizin tuttuğu(klavye oluyor)parmaklarınıza sağlık.

  6. Farklı bir değerlendirme Sn. Yetkin,
    Ancak sizin de , yazınız altına yorum yapan arkadaşların çoğunlugunun da atladığı, bilemedigi,anlayamadigi veyahut ideolojik yaklasimlari dolayısı ile kabul etmek istemediği bir gercek var; Mhp Türkiye’nin de tüm Türk dünyasının da yegane teminati dır. Türk devletinin- Türk’ün yararına olacak her icraat da MHP ve Devlet bey yegâne referans kabul edilir.
    Türkiye cumhuriyeti devleti nin Cumhur baskani nin Turk dünyası nin Liderini evinde ziyaret etmesi ni, siyasi entrika ve komplo teorisi üretenlerin anlayabilmeleri zordur.
    Daha derinlemesine düşünmek lazım.

  7. Mümkün olduğunca tarafsız, gerçeklere parmak basan yazınızı büyük dikkatle okudum. Sayın Cumhurbaşkanı son derece çaresiz bir durumda. Siyasal alanda iç siyasette, seçim yenilgisi, ekonomik sorunlar , AKP idealleri ve İslamcılıkla Milliyetçilik ve her şeyden önenlisi yeni kurulacak ve olası kopuşlar arasında; dış siyasette de S-400 ve F- 35 ABD ve Rusya, Doğu Akdeniz krizi ile AB arasında iyice sıkışmış görünüyor. Yeni politikalar üretme yeteneğini kaybetmiş olması nedeniyle de hamasi söylemlerin de bir işe yaramadığını görmekte. İyi Parti’nin merkez sağda bir boşluğu görmesi, onu doldurmak için daha liberal politikalara yönelmesi, Erdoğanı daha da korkutuyor. Bunun anlamı AKP nin çift yanlı aşınması. Zira İyi Parti’yi Fetö projesi olarak hem MHP hem de AKP tarafında sürekli dillendirilmesi gittikçe etkisini ve inandırıcılığını yitiriyor. Yeni kurulacak partilerin AKP yi bir nebze de olsa erezyona uğratıp, millet ittifakı içinde yer alacağının belli olması, sayın Cumhurbaşkanının son günlerde gecelerini uykusuz geçirmesine neden olduğu aşikar.

    Sayın Erdoğanın Bahçeli’nin evinde bozkurtların önünde ve gölgesinde kendi partisindeki Kürt kökenlileri huzursuz etme pahasına poz vermesi, bu çaresizliğin en büyük göstergesi ve dışa vurumu olarak kabul etmek gerekir.
    Sayın Erdoğan da Bahçeli de Türk siyasetinin yeniden dizayn edildiğini, kartların yeniden karılmak istendiğinin farkındalar.

    1. Önemli noktaları dile getirmişsiniz Necdet Bey. Siyasette ekonomi ve dış politikaya bağlı bir tıkanma görüntüsü maalesef mevcut. Ayrıntılı değerlendirmeniz için teşekkür ederim. Selamlar

  8. Ellerinize sağlık Murat Bey. Güzel bir yazı olmuş. Benden önce yorum yapan bazı arkadaşlar bazı partilerin Cumhuriyetin teminatı olduğunu vs. yazmışlar. Hiç bir parti, kişi ya da kuruluş kutsal değildir; hiç bir parti de bir şeyin teminatı olamaz. Dolayısıyla herkes eleştirilebilir; eleştiriye de tahammül edebilmelidir, demokratik düzenin gereği budur.

Bir Cevap Yazın