Türkiye Ankara İçişleri Siyaset Kulisleri Haber ve Yorumlar

Asker korkusu, Meclis korkusu, seçim korkusu

Her fırsatta muhalefeti sandıkla sıkıştıran güçlü Erdoğan iktidarının yerini, erken seçimi reddeden Erdoğan-Bahçeli iktidar bloku alıyor. (Foto: Cumhurbaşkanlığı sitesi.)

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan 24 Eylül’de New York’ta BM Genel Kurulunun resmi yemeğine katılmayı, liderler masasında Mısır’da darbe ile iş başına gelen Abdel Fettah Sisi’nin de oturduğunu görünce reddetti; üstelik (alfabetik sıraya göre) ABD Başkanı Donald Trump’ın yakınında oturma ihtimaline rağmen. Aynı gün Türkiye’de CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, ordu içinden “rahatsız edici duyumlar” aldığını söyleyerek, hükümete 15 Temmuz’dan ders çıkarıp orduyu günlük siyasetten uzak tutma çağrısı yapıyordu.
Kılıçdaroğlu, sadece ordudaki emir-komuta zincirinin bozulması (yani 15 Temmuz’da Fethullahçılar örneğinde gördüğümüz gibi cuntalaşma) tehlikesine değil, ordunun AK Parti “parti-devletinin” bir parçası haline getirilmesi tehlikesine de dikkat çekiyordu. İktidarların asker korkusu çok partili döneme de Cumhuriyet rejimine de özgü değil; Osmanlı sultanlarının, sadrazamların yeniçeri ayaklanmalarıyla makamlarından, hatta canlarından olduğu bir siyasi sabıkamız var maalesef.
Başından üç askeri darbe, pek çok darbe girişimi geçmiş Cumhuriyetimizde ana muhalefet lideri ordu içinden rahatsız edici duyumlar olduğunu söylüyorsa onu sessizliğe boğmaya çalışmak yerine ciddiye almak zorundasınız. Kılıçdaroğlu’na göre ordu, demokrasinin gereği uyarınca siyasetin emrinde olmalıydı, ama iç işleyişi partizan tercihlere göre değil, liyakata göre belirlenmeliydi. Türk Silahlı Kuvvetleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi ordusu olarak kurulmuştu.

Meclis’in yetkileri neden kısıtlandı?

Ama Meclis artık aynı Meclis değil. Aynı 24 Eylül günü Habertürk yayınına çıkan İYİ Parti lideri Meral Akşener de bu soruna dikkat çekiyor, bir an önce güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçilmesini istiyordu. Cumhurbaşkanlığı sistemi işlemiyordu ve eski sisteme dönülmesi yerine yarı-başkanlık sistemine geçiş düşünülebilirdi. AK Parti’den ayrılarak yeni parti kurma hazırlığındaki Ali Babacan’ın da benzeri düşüncede olduğu biliniyor.
Çünkü Meclis artık eski Meclis değil. 2018 halkoylamasında MHP lideri Devlet Bahçeli’nin –daha sonra Erdoğan’ı yüzde 50 artı 1 ölçüsüyle adeta kendisine zincirleyen desteği olmaksızın geçilemeyecek olan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, Meclis’in pek çok yetkisini kısıtladı. Örneğin devlet yönetiminde yasalardan çok Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinin etili olduğu bir dönem başladı; o kararnamelerle devletin daha iyi işleyip işlemediği ayrı bir soru ama.
Bahçeli 7 Haziran 2015 seçimleri ardından sadece HDP’nin MHP’yi geçtiği gerçeğini değil, çatırdayan MHP’nin artık yüzde 10 barajı ile Meclis’e girmekte zorlanacağını görecek siyasi deneyime sahipti. O seçimle 2002’den beri ilk defa Meclis çoğunluğunu kaybeden Erdoğan, MHP desteğine sarılıp 1 Kasım’da seçim yenilemişti. Bütün ülke 15 Temmuz 2016 travmasını yaşamışken, asıl hedef olan Erdoğan’ın iktidarını Meclis’in güvenoyu tehdidi altında hissetmeyeceği, bütün yürütme yetkisini kendi elinde toplayacağı, denge ve denetleme aygıtlarını işlevsiz hale getiren mevcut sisteme Bahçeli’nin desteğiyle geçildi. Bedeli, MHP’nin artık seçim kazanmak zorunda kalmadan gizli koalisyon ortaklığı oldu.

Şimdi de seçim korkusu mu?

Erdoğan-Bahçeli ittifakının 2019 yerel seçimlerinde aldığı yenilgi bir başka dönüm noktası oldu. Cumhur İttifakı İstanbul’da CHP-İYİ Millet ittifakının adayı Ekrem İmamoğlu’nun 13 bin oy farkla kazanmasını kabul etmeyerek seçim tekrarı isteyince, 23 Haziran’da 800 bin oy farkla ağır hasar aldı. Bu hasar AK Partideki huzursuzluğu artırdı; Erdoğan’ın “Ben zaten onları istemiyordum” mealindeki tutumunun kendi tabanını ne kadar ikna ettiği dahi tartışmaya açık bir konu.
Yani, 2015’te işe yaradığı düşünülen seçim tekrarı 2019’da işe yaramaz hale geldi. Dahası, bir yerel seçimi, kendi iktidarının sınandığı uluslararası bir hadiseye dönüştüren de Erdoğan’ın kendisi oldu. Şimdiye dek her fırsatta sandığa başvuran, muhalefeti sandıkla sıkıştıran AK Parti iktidarının yerini, her sandık dendiğinde “Erken seçim yok” diyen bir AK Parti-MHP iktidar bloku aldı.
Tek başına AK Parti iktidarı ne Meclis, ne seçim korkusu yaşayan, “Seçimle gelen, seçimle gider” diyebilen, güçlü bir görünüm sergiliyordu; MHP destekli AK Parti iktidarı Meclis’ten ve seçimden çekinen bir izlenim veriyor.

“İktidara mahkûmuz” sendromu

Erdoğan’ı zorlayan iki konu daha var. Birisi ekonominin durumu, hayat pahalılığı, işsizlik, durgunluk… Diğeri de iç içe geçmiş güvenlik ve dış politika sorunları: Hükümetin Suriye siyaseti PKK ile mücadeleyi, bundan 20 yıl önce Abdullah Öcalan’ın yakalanmasına yardımcı olan ABD ile en derin çelişki haline getirdi. Dış politikada Suriye nedeniyle ABD ile Rusya arasında sıkışıp kalmış bir izlenim veriliyor. Avrupa Birliği (AB) ile ilişkilerde ilerleme sağlayacağı umulan Adalet Reformu, Meclis’e sunulduğu şekliyle yargıyı ve çoğulcu demokrasiyi kısa vadede güçlendirici özellikler içermiyor.
İktidarı sarmalına kapılmak, zamanında Turgut Özal’ın söylediği gibi kendisini “İktidara mahkûm” olarak tanımlamak, ağır bir yanılsamadır. İktidar her rejimde var ama muhalefetin seçimle iş başına gelme ihtimali yalnızca demokrasilerde bulunuyor. Muhalefetin iktidara gelmesini önlemek için kuralları sürekli kendi lehinize olacağını düşündüğünüz şekilde değiştirmeye bir kere başladığınızda, hukuk devletinden uzaklaşmaya da başlıyorsunuz. İşte gücü yetenin kural değiştirme yetkisini gasp edebileceğini düşündüğü ortam böyle güç kazanmaya başlıyor.

İktidar sarmalına kapılma tehlikesi


15 Temmuz darbe girişimi öncesinde devlet içindeki yasa dışı Fethullah Gülen örgütlenmesinin bu zeminin oluştuğuna inandığı anlaşılıyor. Neyse ki yanıldılar ve kalkışma halkın ve ordunun büyük çoğunluğunun sayesinde bastırıldı. Evet, demokrasiyi savunmada ordunun çoğunluğu asli rol oynamıştır. Bu bir fırsattır; bu fırsatı orduyu, parti-devletin bir parçası haline getirme eleştirilerine maruz bırakmadan kullanmakta fayda var. Çare daha az değil, daha fazla demokraside görülmeli.
İktidarı kaybetmemek için demokratik imkânları daraltmak çabası, iktidar sarmalına kapılma tehlikesini getirir: hiçbir dönem, hiçbir ülkede, hiçbir rejimde ona kalkışanlara da, o ülkeye de, halkına da fayda getirmemiştir. Tarih, ondan ders almayanlar için tekrardan ibarettir.

Bir Cevap Yazın