Avatar

Gazeteci-Yazar

Dönemin Fransız dergisi L’Ilustration’da Türk Kurtuluş Savaşı kapakları. Solda, Batı Cephesi Komutanı İsmet (İnönü) Paşa Akşehir’deki karargâhı önünde. Sağda Mustafa Kemal (Atatürk) Paşa Türkiye Büyük Millet Meclisinde konuşma yapıyor. (Murat Yetkin koleksiyonu.)

Tarih 15 Mayıs 1919 idi. Sultan Mehmet Vahdettin’in Başkâtibi, bugünkü söyleyişle Özel Kalem Müdürü Ali Fuad Bey müsaade istedi, makamına girdi. Elinde bir telgraf vardı; İzmir’den geliyordu. Telgrafta “bir devlet-i ecnebiyyenin” İzmir’e asker çıkardığı yazıyordu.
Halife Vahdettin telgrafı okudu sonra Ali Fuad Bey’e dönüp hemen Bab-ı Âli’ye, Sadrazam’a gidip şunu sormasını istedi: “Menteşe Sancağını işgal eden devlet kimdir? İzmir’i işgal edecekleri haberi alınan Yunanlılar mıdır?”
Ali Fuad Bey konunun âciliyetine binaen Yıldız Sarayından Bab-ı Âli’ye otomobille yola koyuldu. Henüz İzmir’de Pasaport’ta kara çıkan Yunan işgal ordusunun bayraktarının, İzmir Redd-i İlhak, yani işgali red cemiyeti kurucularından, gazeteci Hasan Tahsin kimliğini taşıyan eski Teşkilat- Mahsusa, yani gizli servis üyelerinden 31 yaşındaki Osman Nevres tarafından öldürüldüğü, kendisinin de orada süngülenerek can verdiği haberi Payitaht’a ulaşmamıştır.
Ali Fuad Bey Bab-ı Âli’de doğrudan Sadrazamın yanına çıkar. Sadrazam, Sultan Vahdettin’in damadı Ferit Paşadır; halk arasında Damat Ferit olarak anılmaktadır. Başkatip Ali Fuad Bey makama girdiğinde Damat Ferit’i Maarif Nâzırı, yani Eğitim Bakanı Ali Kemal Bey ile oturup sohbet ederken bulur. Ali Kemal Bey, yakında başlayacak Millî Mücadelenin en ateşli muhaliflerinden olacaktır.
Bütün bunları Abdülhamit’in Özel Kaleminde çalıştıktan sonra Sultan Mehmet Reşat’ın Özel Kalem Müdürü olmuş, aynı görevi Vahdettin zamanında da sürdürmüş Ali Fuad Türkgeldi’nin ilk baskısı 1949’da yapılan “Görüp İşittiklerim” başlıklı anılarından okuyoruz.
Damat Ferit, Padişah’ın kendisine gönderdiği telgrafı okuyunca ilk tepkisini Fransızca vermiştir: “Situation une des plus critiques – En ciddi durumlardan biri”. Sonra kendi kendine hayıflanmıştır: “Hiç olmazsa Yunanlılardan vuku bulmayıp Düveli Muazzama canibinden olsaydı”. Yani Saray’a göre İzmir’e Yunanlılar değil de İngiliz, ya da Fransız askerleri çıkmış olsaydı, bu daha kabul edilebilir bir durum olacaktı.
Peki, Yunanlılar çıkınca Osmanlı Hanedanının son Sultanı olacağını henüz idrak edemeyen Vahdettin ve damadı Ferit Paşa buna isyan edip halkı direnişe mi çağırmıştır? Hayır. Onun yerine, İzmir’in işgalinin ertesi günü Bandırma vapuru ile İstanbul’dan yola çıkıp 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ulaşıp işgale karşı direnişi başlatan Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarına “Katli Vacip” fetvası çıkartmışlardır, kendi kuklalarına dönüşmüş Şeyhülislam Dürrizâde Abdullah Efendi’ye.
Amasya Tamîmi, Erzurum Kongresi, Kürt Teali Cemiyetiyle İngiliz istihbaratının Saray’ın bilgisi dahilinde artık Paşalık üniformasını çıkarmış Mustafa Kemal Bey’e suikast girişimi aşılmış, Sivas Kongresi toplanmış, Heyet-i Milliye Kayseri üzerinden Ankara’ya ulaşmıştır, 1919 Aralık sonunda. Bu arada İstanbul’daki Meclis-i Mebusan’da bir Anadolu grubu oluşmaya ve Vahdettin’e muhalefete başlamıştır. Vahdettin ve damadı Ferit, 16 Mart 1920’de İngilizlerin komutasındaki orduların Boğaz’a dizilmiş zırhlılar eşliğinde İstanbul’u işgaline de pek ses çıkarmaz, Payihtaht’ın korunması esas, gerisi teferruattır. Son karar olarak Anadolu Grubunun etkisiyle Misak-ı Millî, Millî Sözleşme kararını alan Meclis 20 Mart 1920’de dağıtılır. Anadolu Grubu Ankara’ya geçer. Aralarında zaten Ankara ile irtibatları bulunan Müdafaa Nâzırı Fevzi Paşa ve daha sonra genelkurmay Başkanlığı makamına dönüşecek olan yardımcısı İsmet Paşa da vardır.
İşte 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi Ankara’da bu koşullarda kurulur. İki cephede İstiklal Savaşı yürütecek Meclistir bu. Mustafa Kemal’in aldığı ilk unvan Meclis Başkanlığıdır. Olağanüstü koşullar gereği Başkumandanlık ve bugünkü deyişle bakanlar kurulu sayılan İcra Vekilleri Heyeti Reisliği de ondadır; yeniden Paşa unvanını kullanır. İstiklal Savaşı bu koşullarda başlar.
İlk cephe işgalci güçlere karşı yürütülen dış mücadeledir. İkinci cephe ise bir iç savaş cephesidir; işgalcilerle işbirliği içindeki Osmanlı Hanedanı ve onunla saf tutanlara karşı açılmıştır. Saraycı isyanlar da başlar. Elbette birilerimizin dedeleri, nineleri istiklal, bağımsızlık safında olurken birilerimizin dedeleri, nineleri de ona karşı mücadele eden İngiliz istihbaratı ve Yunan ordusu destekli Payitaht saflarındaydılar.
Bu gerici ayaklanmalardan birisinin başında, Anzavur Ahmet vardır. Anzavur Balıkesir bölgesinde Ankara’daki Meclis’in Kuvvayı Milliye’sine karşı ulaştırılan Kuvvayı İnzibatiye’nin komutanlığına getirilen bir eşkıya reisidir. İsmet Paşa’nın komutasında kurulan Batı Cephesi’ne karşı Yuınan ordusundan sonra en etkili güçtür; Hilafet Ordusu adını kullanmaktadır.
Gerisini yine Ali Fuad Türkgeldi’nin anılarından okuyoruz. Sadrazam Damat Ferit Paşa, “ortalığı kana bulayan” Anzavur Ahmet’i “Paşa” unvanıyla Karesi (Balikesir havalisi) mutasarrıflığına getirmek istemektedir. Başkatip Ali Fuad Bey, başına gelecekleri de göze alarak Halife Sultan Vahdettin’e “Böyle bir eşkıyâyı, ibâdullahın başına taslit etmek revây-ı hak değildir efendim” deme cüretini gösterir. Bugün yerlere göklere sığdırılmayan Vahdettin ne yapar peki? Anzavur’un paşalığı ve mutasarrıflığını onaylar, hâlâ devletin itibarını korumaya çalışan Başkatibini görevden alır.
Meclis orduları milletin hem dış, hem iç düşmana karşı verilen savaşı kazanır. 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edilir. 1924’te Saltanat ve Hilafet kaldırılır.
Meclis’in kuruluşu Mustafa Kemal Atatürk tarafından Çocuk Bayramı ilan edilir; Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı olarak kutlanmaktadır. Bugün ne yazık ki bir oy ve Cumhurbaşkanlığı kararlarını onaylama makinasına dönüşmesi tehlikesiyle karşı karşıya bulunan Meclis, dünyada devlet tarafından kurulmayan, ama devleti kuran çok az örnekten biridir.
Türkiye Büyük Millet Meclisinin 100’üncü yıldönümünü kutluyoruz. Üç yıl sonra Cumhuriyetin, dört yıl sonra Saltanat ve Hilafetin kaldırışıyla din ve devlet işlerinin ayrılması demek olan laikliğin 100’üncü yılını kutlayacağız. Birileri rahatsız olacak ama bizler kutlayacağız.
Laik cumhuriyetin çoğulcu demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve sosyal devletin düzgün işleyişiyle taçlanacağını bilerek sahip çıkacak ve kutlayacağız.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun.