Avatar

Gazeteci-Yazar

3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Gününde, Türkiye ne yazık ki basın özgürlüğü konusunda “kötü” durumda sayılan ülkeler arasında. (Harita: RSF)

Basın özgür değilse, siyaset de, ekonomi de değildir. Bu dediğim hukukun üstünlüğü için de geçerlidir; mahkemeler iktidarın etkilerinden ne kadar bağımsız ve tarafsız olursa, siyaset yapan da, yatırım yapan da, haber ve yorumlarını yazanlar, söyleyenler de o kadar özgür ve üretken olur. Basın özgürlüğü o nedenle sadece haber alma hakkı ile değil, ülkede hukukun, siyasetin, ekonominin düzgün işleyişiyle de bağlantılıdır.
Bunu neden mi söylüyorum? Çünkü 3 Mayıs, Dünya Basın Özgürlüğü günü olarak kabul ediliyor. Kutlanıyor diyemiyorum, ortada kutlanacak bir şey yok. Nasıl 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nde işçinin, emekçinin bayram yapacak, kutlayacak bir şeyi kalmadıysa elinde, Türkiye’de habercilerin, yazarların da basın ve ifade özgürlüğü alanında kutlayacak pek bir şeyi kalmadı.
Şimdi iktidara yakın çevrelerden sebeplenen bazı trollerin bunu okur okumaz “basın özgürlüğü olmasa bunları yazamazdın” diye sosyal medya hesaplarına sarılıp basın özgürlüğü için yazanlara, söyleyenlere tehditler, küfürler yağdırmaya başlayacağını, bir bağlantısını da aferin ve prim almak için bağlı bulundukları makama gönderdiklerini görür gibiyim.
Yapsınlar. Onlar bunu yaptıkları için yarın çocukları utanacak. Bizim çocuklarımız bizim özgürlüklere sahip çıkmamızdan, bugün belki sıkıntı çekseler de utanmayacak ama. Çünkü bu “özgürlük olmasa bunları yazamazdın” cümlesi, dünyanın her köşesinde, özellikle de özgürlüklerin tam kullanılamadığı yerlerinde, düzenin aynen devam etmesinden çıkarı olanların kullandığı çarpıtma cümlelerinin başında gelir. Adeta baskıcı ideolojinin alameti farikası gibidir bu cümle.

Özgürlük olmasa yazamazdın diyenlere…

Gelelim gerçeklere…
Türkiye dünya basın özgürlüğü sıralamasında giderek daha gerilere düşüyor ne yazık ki. Her yıl dünyadaki basın özgürlüğü sıralamasını açıklayan uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) derneğinin 2019 verileri üzerine yayınladığı 2020’de basın özgürlüğünün durumu tablosu Türkiye açısından utanç verici.
RSF bu listeyi hazırlarken o ülkede habercilerin uğradığı saldırılar, haklarında açılan davalar, medyada çoğulculuk, medya kuruluşlarının yönetimlerinde ve sermaye yapılarında şeffaflık, haber üretimi ve tüketiminde erişim kolaylıkları gibi bir dizi ölçüyü dikkate alıyor. Türkiye’nin RSF’nin ölçülerine göre dünyadaki 180 ülke arasında basın özgürlüğü sıralamasındaki yeri 154’üncülük. Benim de üyesi olduğum Uluslararası Basın Enstitüsünün (IPI) hâlâ 90 gazeteci ve yazarın tutuklu ya da hükümlü vaziyette hapiste olduğu vurgusu var. IPI 3 Mayıs’ta Türkiye’deki durumu özel bir programla dikkate getiriyor. (*) Geçenlerde biz de İpek Cem Taha ile Columbia Üniversitesinin bir programında Türkiye’de basının, koronavirüs salgını ortamında ağırlaşan durumunu tartışmıştık.

Bu tablo habercilere, yazarlara, yorumculara, basın çalışanlarının eseri değil. Bu tabloda en büyük paylar 2002’den bu yana ülkeyi Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan liderliğindeki AK Parti yönetimi, tartışmalı mahkeme kararları ve bu süreçte değişen medya sahipliğinin. RSF bir de harita hazırlıyor yer yıl, ülkelerdeki basın özgürlüğünün konumunu renklerle gösteren. Yazının girişinde gördüğünüz bu haritada beyaz renk basın özgürlüğünün iyi durumda olduğunu anlatıyor. Sarı “orta”, turuncu “sorunlu”, kırmızı “kötü”, siyah ise “çok kötü anlamına geliyor. Türkiye’deki basın özgürlüğünün durumu “kötü” bu tablonun gösterdiği üzere.

Peki, bu tabloya karşı ses çıkaran gazeteciler yok mu Türkiye’de? Neyse ki hâlâ var ve hâlâ seslerini duyurmaya çalışıyorlar, hapsedilme, fiziki ve sözlü saldırıya uğrama, işlerinden edilme (hatta en son Hürriyet örneğinde 45 meslektaşımızda gördüğümüz gibi tazminat verilmeden çıkarılma) ve başka iş bulamama tehlikesine rağmen. Benim de üyesi olduğum Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD), Basın Konseyi ve Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) seslerini duyurma çabasından vazgeçmeyen kuruluşlar arasında.

Gazeteciler ne diyor, ne istiyor?

Size TGC’nin 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü dolayısıyla yayınladığı bildiriden bazı bölümleri aktarmak istiyorum.

– “İnsanlık yüzyılın en büyük felaketlerinden koronavirüs salgınıyla mücadele ederken gazeteciler de bu zorlu dönemde halkın haber alma kanallarını açık tutmak için özveriyle çalışıyorlar. Özellikle sahada görev yapan muhabir, kameraman ve foto muhabirleri bulaşıcı salgından korunmak için ne medya patronlarından ne de devletten yeterli destek görüyor.

-“Cezaevlerinde tutuklu ve hükümlü bulunan meslektaşlarımız da koronavirüsü karşısında korumasız bir durumda bulunmaktadırlar. İnfaz Yasasıyla çete mensuplarının, katillerin, uyuşturucu satıcılarının yararlandığı indirimden; kalemlerinden başka hiçbir silahı olmayan, yazıp çizmekten başka hiçbir suçu bulunmayan gazeteciler [yararlanamıyor].

-“Türkiye cezaevlerinde yüzlerce gazeteci tutan bir ülke ayıbından bir an önce kurtarılmalı. Halkın haber alma, bilgilenme hakkı çeşitli yollarla örselenmemeli, düşünceyi ifade özgürlüğünün önüne her geçen gün yeni engeller çıkarılmamalı. (…) Yargı bağımsızlığı, editoryal bağımsızlık işlemiyor. İç barışı sağlamakla yükümlü siyasetçiler nefret söylemleriyle toplumu bölünmeye itiyor. (…) İktidarın basın sektörünün yüzde 90’ına egemen olduğu günümüzde hala gazetecilik damarına sahip yürekli meslektaşlarımız görevlerini yapma uğraşındalar, bunu yaparken de bedeller ödüyorlar.

Gazetecilik suç değildir

– “Sadece son haftalarda yaşananlar bile gazeteciler üzerinde nasıl ağır bir baskı uygulandığını ortaya koyuyor. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un Kuzguncuk’ta kiraladığı araziye yaptırdığı çardağın İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yıkılmasına ilişkin haberi nedeniyle başlatılan soruşturmada Cumhuriyet Gazetesi’nden dört haberci ifadeye çağrıldı. Yazı İşleri Müdürü İpek Özbey, Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Olcay Büyüktaş Akça, muhabir Hazal Ocak ve foto muhabiri Vedat Arık İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde ifade verdi. Fox TV ana haber sunucu Fatih Portakal hakkında Twitter’da paylaştığı bir mesaj nedeniyle üç yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), Halk TV’de yayınlanan Ayşenur Arslan ile Medya Mahallesi programına 5 kez program durdurma ve yüzde 5 idari para cezası verdi. Basın İlan Kurumu Sözcü Gazetesi’ne 22 gün, Korkusuz Gazetesi için 19 gün ilan kesme cezası uyguladı.

– Şu unutulmamalı ki gazeteciler dönemlerin tanığıdır, tarihe not düşerler. Bu nedenle ısrarla diyoruz ki gazetecilik suç değildir. Gazetecilik halkın haber alma, bilgilenme hakkına hizmet eden saygın, onurlu bir meslektir. Gazeteciler bütün güç koşullara rağmen ayaktadır, ayakta kalmaya da devam edecektir, bedeller ödeseler de kamuoyunu aydınlatmaktan geri durmayacaklardır. Haberin özgürce dolaşabildiği bir toplum olmalıyız. Ülke barışının sağlanabilmesi adına cezaevinde tutuklu bulunan gazetecilerin bir an önce serbest bırakılması gereğine inanıyoruz. Umuyoruz ki gelecekte, demokrasinin yeşerdiği, cezaevlerinde gazetecisi bulunmayan aydınlık ve barışçıl bir ülkede 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nü gururla kutlayacağız, bu en büyük dileğimiz.”

(*) Gazeteci meslektaşlarım ve arkadaşlarım Kadri Gürsel, Ruşen Çakır ve Nevşin Mengü 3 Mayıs saat 15.00’te IPI internet sitesi üzerinden yayınlanan bir video-panelde konuşacaklar. Eminim kaçıranlar için video kaydı yayınlanacaktır sonra.