Siyaset

Yollar yürümekle aşınmaz Sayın Erdoğan

Baro başkanları 27 saat engellenme ardından Anıtkabir’de. (Foto: Birgün)

Şiir okuduğu için hapsedilip, ifade özgürlüğü olmadığından şikayetle iktidara gelen Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, iktidarda geçen on sekiz yıl sonunda hakları için yürüyen avukatların barışçıl yürüyüşüne tahammül edemez hale geldi.
Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığındaki ekibine hazırlatıp, tam içeriğini Meclis’teki kendi AK Parti grubundan dahi gizlediği yeni avukatlık yasasının haklarını ellerinden alacağı iddiasıyla olabilecek en pasif, en barışçıl protestoyu yapıyor avukatlar. Türkiye’deki 56 baro başkanı, kitlesel olarak da değil, tek başlarına kendi illerinden başkent Ankara’ya sembolik bir yürüyüş başlattılar 20 Haziran’da. Dün Ankara girişinde durduruldular. Hem de zor kullanılarak. Gerekçe yok. Kamu düzenini bozacak, hatta trafiği aksatacak bir durum da yok. 56 Avukat 22 Haziran’da Ankara’daki arkadaşlarıyla buluşacak, onlarla beraber Anıtkabir’e, Atatürk’ün kabrine giderek taleplerini bir de orada dile getirecekler ve eylem orada bitecekti. O kadar. Tahammül gösterilemeyen budur.
Muhalefet partileri sert tepki verdi. Hatta bir zamanlar kendisini Erdoğan’a karşı muhalefetin sesi olarak ortaya atıp, Erdoğan’ın kuklasına dönüşen Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Metin Feyzioğlu dahi sahip çıkamadı bu yasaklamaya. O Feyzioğlu ki, Barolar Birliğini “devletin menfaatini korumakla görevli bir kurum” olarak ilan edebildi, bireyin ve toplumun haklarını değil. Devletin ve toplumun haklarını savunmakla görevli kişilerin avukatlar değil, savcılar unutacak kadar kendisini iktidara kaptıran Feyzioğlu dahi yürüyüş hakkını savunmak zorunda kaldı.

Neticede öğle saatlerinde barikat kaldırıldı, baro başkanları Anıtkabir’e gitti, barışçı protestolarını yaptılar, eylem de bitti. İçişleri Bakanıyla konuşup ben çözdüm diyen Feyzioğlu’nu aralarına almak istemedi avukatlar. Ama ne oldu, biliyor musunuz? Yolları kesilmeseydi avukatlar bunu bir gün önce yapıp bitirmiş olacaktı, Erdoğan da “Bakın, eleştiriyordunuz” diyebilecekti. Oysa şimdi barolar direnip kazanmış oldu. ters tepiyor bu işler. (*)

Erdoğan parti devleti mi istiyor?

Erdoğan yeni avukatlık yasasının TBMM yaz tatiline girmeden önce çıkmasında acele ediyor. Çünkü sonbaharda baro seçimleri var. Çünkü Erdoğan, baro yönetimlerine kendi adamlarının gelmesini istiyor. Erdoğan zaten bir süredir yargının savcı ve hâkim kanadını Adalet Bakanlığı üzerinden dikensiz gül bahçesine çevirmek istiyor. Şimdi sıra savunma makamına geldi. Partisinin adında “Adalet” kelimesi bulunan Erdoğan, adalet adına konuşan kimsenin kendisini ve icraatını eleştirmesini istemiyor. Barolardan ses çıkmasın istiyor. Bunu da “temsilde adalet” gibi kimsenin karşı çıkamayacağı bir söylemle perdeleyip baroların bölünmesini, güçlerinin azalmasını istiyor. (Temsilde adalet sağlanacaksa önce seçim yasasındaki yüzde 10 barajını düşürmekten başlanmalı gerçi. Ama konumuz o değil şimdi.)
Yol Barolardan açılınca sıra diğer meslek örgütlerine gelecek. Türkiye Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), Türk Tabipler Birliği (TTB), Türk Eczacılar Birliği (TEB) ve diğerleri. Sivil toplum konuşan kesimden de icraatına yönelik eleştiri gelsin istemiyor.
Mehmet Tezkan T24’te yazmış. Ben devletin başıyım, beni eleştiren, hükümeti eleştiren devleti eleştirmiş sayılır, başkaldırmış sayılır gibi, Türkiye’yi bir parti-devlete götürebilecek bir mantık silsilesi var burada.

Nedir bu acele ve tahammülsüzlük?

En yakın seçim 2023’te, eğer Erdoğan’ın iktidar payandası MHP lideri Devlet Bahçeli bir gün fikrini değiştirip “haydi seçime gidiyoruz” demez ise tabii. O zaman bu acele ne? Acaba başka bir siyasi tasarım var da o tasarımın mıntıka temizliği mi yapılıyor adaletin savunma kanadını da sivil toplumdan kalanları da sessizleştirmek istenerek. Öyle bir tasarım varsa, umarım bir parti-devlet doğrultusunda olmaz; memlekete ve hepimize çok yazık olur. Değilse, nedir bu tahammülsüzlük?
Mehmet Akif’in İstiklâl Marşımızdaki ifadesiyle “ne bu şiddet, bu celal?”
Gençliğimizde Süleyman Demirel’in en çok protesto ettiğimiz sözlerinden birisi “Yollar yürümekle aşınmaz” sözüydü. O sözü biz sadece “Siz ne dersiniz deyin, ben bildiğimi yaparım” aldırmazlığı olarak algılıyorduk, ondaki bir demokratik hakkın kullanımı anlamını göremiyorduk. Geçenlerde Demirel’in vefatının beşinci yılıydı. Bu vesileyle Demirel’in o sözünü ne kadar yanlış anlamış olduğumu itiraf etmek istiyorum. Aynısını Erdoğan’a tekrarlamak istiyorum: yollar yürümekle aşınmaz. Barışçıl protesto insan hakkıdır, anayasal haktır. Bir gün herkese lâzım olur.

(*) 23 Haziran 2020, 18:18’de güncellendi.

Murat Yetkin

Gazeteci-Yazar

Recent Posts

MİT’in siber operasyon yaptığı şirketin dosyasında önemli kuruluşlar var

Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) Ankara’da bir yazılım şirketine, çalıştığı kuruluş ve şirketler üzerinden yasadışı kimlik…

18 saat ago

Dünyanın parası nereye gidiyor? Türkiye’ye neden daha fazla gelmiyor?

Dünyada para kıtlığı yok. Türkiye’de de yok. Asıl kıt olan uzun vadeli sermaye, güven ve…

20 saat ago

Mekke Paktı’nın İlk Sınavı: Ortak Savunma mı, Ortak Savaş mı?

Mekke Paktı’nın gerçek anlamını öğrenmek için fazla beklememiz gerekmedi. Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında…

2 gün ago

Birleşik Krallık Dağılıyor mu?

Bir devletin parçalanması her zaman tanklarla, sokak çatışmalarıyla ya da bir gecede değişen sınırlarla başlamıyor.…

3 gün ago

Fidan’ın iki günde iki ziyareti: iç ve dış politika nerede kesişiyor?

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın 12 Eylül Cumartesi günü Diyarbakır, 13 Eylül Pazar günü Şam’da verdiği…

3 gün ago

Erdoğan’ın seçim takvimi az çok belli, neyi tartıştığımızı anlamıyorum

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan uzun hafta sonu tatili için gittiği memleketi Güneysu’da “Önümüzdeki seçimi atlatalım” deyince,…

4 gün ago