Mehmet Gün

Avukat, İSTA, Daha İyi Yargı Dernekleri Başkanı, TÜRKONFED Başkan Yardımcısı

Siyasi parti faaliyetleri için kayıt dışı olarak yapılan ayni veya nakdi bağışların hukuka uyarlığının sağlandığı ve etkin olarak denetlendiği söylenemez. (Fotoğraf: YSK resmi sitesi)

ABD’nin eski Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın “muhalefete yardım ederiz” sözlerine karşı siyasilerin tamamı “Asla, etki edemezsiniz!” diyerek tepki verdiyse de gerçek hiç de öyle değil. Elbette yabancılardan para kabul etmeyeceklerdir fakat siyasi partiler ve siyaset, kayıt dışı finansmana bağımlı, para ile etkilemeye ve müdahale tehlikesine açıktır.
Anayasanın 68(8) maddesi, siyasi partilerin mali gücünü “devletin, yeterli düzeyde ve hakça mali yardımı” ile artırmayı amaçlar. Fakat 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası’nın barajı aşan partilere oylarıyla orantılı yardım yapması, siyasi partiler arasındaki mali dengesizliği derinleştirir. Daha fazla desteğe ihtiyacı olan yeni ve küçük partilere verilmeyen hazine yardımları, farklı siyasi görüşlerin “yeterli düzeyde ve hakça” toplumsal onaya ulaşmalarını sağlamaya uygun değildir. Öte yandan, görece büyük hazine yardımları merkez yönetimlerini siyasi partilerin tabanlarına karşı güçlendirir; parti içi demokrasiyi zayıflatır. Bunun sonucunda siyasi parti merkez yönetimleri üyelerinin aidatına ve dolayısıyla fikirlerine ihtiyaç duymazlar.

Kayıt dışı yardımlar

Hazine yardımlarına rağmen siyasi partilerin etik ve yasadışı yollardan finansman edindiği, bu durumu yargının önleyemediği kanaatinde olan kamuoyu, siyasi partilerin harcamaların önemli bir kısmını kayıt altına almadığı, “kazanan” siyasi partilerin ise kamu kaynaklarını illegal finans kaynaklarına borçlarını ödemek ya da şahsi menfaat ve nüfuz elde etmek için kötüye kullandıkları düşüncesindedir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bir dönemki başkanının bir parti kurmuş fakat kısa süre sonra feshetmiş, bir başkasının başarısız bir siyasi parti kurma girişiminde bulunmuş olması gibi durumlar, kamuoyu kanaatinin spekülasyondan öteye geçtiğine, gerçek olabileceğine dair emarelerdir. Öte yandan siyasi potansiyeli olan adaylara “oynayan” iş insanlarının çok büyük kazançlar elde ettiğine dair söylentiler ortalıkta dolaşmaktadır.
Siyasi parti faaliyetleri için kayıt dışı olarak yapılan ayni veya nakdi bağışların hukuka uyarlığının sağlandığı ve etkin olarak denetlendiği söylenemez. Seçimlerde siyasi partilerin gösterdiği adaylara kayıt dışı yardım yapılmasını önleyen, propaganda faaliyetlerinin, masraflarının ve gelirlerinin eksiksiz olarak kayıt edilmesini, etkin olarak denetlenmesini sağlayan bir sistem yoktur.

Kimler siyasete girer?

Cumhurbaşkanı adaylarına yapılan bağışlar için getirilmiş olan nispeten etkili kayıt ve denetim sistemi diğer adaylar için söz konusu değildir. Örneğin bir partinin belediye başkan adayı, partisinin ayıracağı (resmi, kayıtlı) mali kaynaklara ilaveten her ikisi de kayda tabi olmayan kendi servetini  ve destekçilerinin sağlayacağı mali kaynakları kullanarak seçim kampanyasını yürütür. Bu tabloda sadece partiden resmen gelen kaynakların kaydının tutulması zorunlu olmaktadır. Adayın kendi cebinden ve destekçilerinden alarak yaptığı harcamalar ise kayıt dışında kalmaktadır. Dolayısıyla siyasi faaliyetler için gerçekte yapılan harcamalar resmi kayıtlarda görünenden kat kat fazla olabilmektedir.
Sonuçta fikri ve yeteneği olanlar değil kaybedebilecek serveti ve imkânları olanlar siyasete girebilmektedir.

Siyasetçiye yatırım kültürü

Siyasilerin faaliyetlerinin yeterince şeffaf ve “hesapverir” olmaması, etkin bir kayıt ve denetim sistemine tabi olmaması, siyasi etiğe aykırı faaliyetleri ortaya çıkaran ve yaptırıma bağlayan etkin düzenlemelerin bulunmaması; siyasetin etik ve yasadışı yollarla finansmanına adeta davetiye çıkarmaktadır.
Bu ortam, fırsatları iyi gören bir kısım iş insanlarının siyaseti ve siyasetçileri bir yatırım alanı olarak görmesine; öte yandan iktidarların, özellikle seçim dönemleri öncesinde, kamu kaynaklarını “seçim rüşveti” denen yöntemlerle sarf ederek israf etmelerine neden olmaktadır.
Siyasilerin faaliyetleri –seçim suçları dışında– yargı denetimine tabi değildir. Seçim suçları soruşturmalarının ise kayıt, etik ve yasadışı finansmanı ortaya çıkarma ve önleme kabiliyeti yoktur.
Anayasa Mahkemesi’nin, siyasi faaliyetlerin üzerinden uzunca bir süre geçtikten sonra yaptığı mali denetim; kapsam, yöntem ve zaman itibarıyla sadece resmi kayıtların mevzuata uygunluğunu denetlemeye yeterlidir.
Bu şartlarda yeterli mali kaynağa sahip olanların ülkemizin siyasetine ve yöneticilerimizin belirlenmesine ciddi etki edebileceği açıktır. Devasa mali kaynağa sahip olan yabancı ülkeler ve güç odakları –doğrudan değil ama– ajanları vasıtasıyla siyasi faaliyetleri kolaylıkla yönlendirebilirler.

Yerli ana akım, ABD merkezli sosyal medya

Ana akım medyanın iktidarı destekleyen iş insanlarının kontrolüne girmesi üzerine kamuoyunun önemli bir kısmının ABD kaynaklı sosyal medyaya yönelmiş olduğu günümüz şartlarında para ve sosyal medya gücünün ülkemizde yapılacak seçimlerde son derece etkili olabileceğini siyasilerimiz öngörmüyor olabilir mi?
Amerikalılar bile, Rusya’nın dolaylı yollardan mali kaynak ve sosyal medya desteği sağlayarak son başkan seçimlerine etkili olmuş olabileceğini tartışırken sosyal medyası, iletişimi ve ekonomisi büyük oranda ABD’ye ve ABD merkezli firmaların kontrolündeki sosyal medya mecralarına bağımlı olan Türkiye’de siyasiler neye güvenerek “Asla, müdahale edemezsiniz!” diyebiliyorlar, acaba?
Siyasette kayıt dışılığı ve yasadışı finansmanı önlemeye yeterli bir sistem kurmamış, onca eleştiriye rağmen bir siyasi etik yasası çıkarmamış olan siyasilerin beylik sözlerle çıkışmaları Ortadoğu kültürüne özgü içi boş bir böbürlenmeden ibaret değil midir?

Bağımsız siyaset için yedi şart

Siyasilerimiz Joe Biden’e gösterdikleri tepkide samimi iseler aşağıda saydığım önerileri hayata geçirerek söylemlerinin altını doldurmalı, siyaset bağlamında da Türkiye’nin bağımsızlığını gerçek anlamda sağlamalıdırlar:

  1. Asgari örgütlenmesini tamamlamış olan bütün siyasi partilere hazine yardımı yapılmalıdır. Yardımlar, siyasi partileri tabanlarına daha çok ulaşmaya, üye ve aidat edinmeye teşvik edecek, parti içi demokrasiyi geliştirecek ve ayrıca siyasi partiler arasında mali güç dengesi oluşturacak şekilde planlanmalıdır. Yardımların demokratik esaslara göre sarf edilmesini sağlayacak, yardımları merkez yönetimlerinin partiye ve üyelere tahakküm etme aracı olarak kullanmasını önleyecek düzenlemeler yapılmalıdır.
  2. Kapsamlı, çağdaşlarıyla aynı seviyede bir siyasi ahlak–etik yasası çıkarılmalı; en başta siyasi partilerin, yöneticilerinin, seçimlerde gösterdikleri adayların ve aday adaylarının her türlü faaliyetlerinin yer, zaman, piyasa şartlarına göre maliyeti ve bunun nasıl karşılandığına ve karşılanacağına dair gelir ve gider bilgileri ile yapılan ayni ve nakdi bağışlar ile bağışçıların bunları yapma imkânlarının olduğunu gösteren bilgiler bağımsız bir yargı kurumuna kayıt ettirilmeli, şeffaf bir şekilde kamuoyu ile paylaşılmalıdır.
  3. Yargı kurumuna kayıt ettirilmemiş faaliyetlerin gerçekleşmesine izin verilmemesi gibi kayıt dışılığı önleyecek mekanizmalar kurulmalı, mekanizmayı işletmemeye ve kayıt dışılığa karşı caydırıcı yaptırımlar getirilmelidir.
  4. Siyasi partiler, her türlü faaliyetlerini, bunlar için yaptıkları her türlü giderleri, giderin rayiç ve makul olup olmadığının denetlenmesine imkan verecek şekilde, yapılan giderlerin gerçekleştirilen faaliyetler ve gelir kaynakları ile ilgisini kurarak, entegre raporlama esaslarına uygun olarak hazırlayacakları raporlarla kamuoyuna açıklamalı, kendi kendilerini öz denetim yolu ile denetlemelidir. Bu raporlar ve sair denetim raporları başta parti üyeleri olmak üzere ilgilenen herkes tarafından görülebilir ve soru sorulup cevap alınabilir olmalıdır.
  5. Siyasiler tarafından belirlenen bütün kamu görevlileri, cumhurbaşkanı, bakanlar ve yardımcıları ile onların talimatlarını birinci elden yerine getiren veya onlara rapor eden üst düzey kamu görevlileri tüm faaliyetleri süresince bütün resmi ve özel faaliyetlerinin, günlük olarak, kamuoyunca erişilebilir ve denetlenmeye açık kayıtlarını tutmalıdır. Bu kayıtlar ilgilinin tüm faaliyetlerinin kişi, yer, araç, konu, yapılan masraf ve alınan yardım bilgilerini içermeli; kamuoyunun kolayca erişebileceği şekilde internet ve sair araçlarla yayınlanmalıdır. Sadece gizli ve özel nitelikte faaliyetler haklı gerekçeleri varsa kamuoyundan gizlenebilmeli; Anayasa Mahkemesi’nin denetimlerinde ve yargılamalarda mutlaka erişilebilir olmalıdır.
  6. Anayasa Mahkemesi, siyasi partileri entegre raporlama esaslarına uygun olarak denetlemeli; edindiği tüm bilgi ve bulguları anında kamuoyu ile paylaşarak ilgililerin incelemeye aktif katkıda bulunmasına imkan vermelidir. Anayasa Mahkemesi, yasak siyasi faaliyetlere bunlar gerçekleşme aşamasında ve en geç sonlandırılmadan devreye girebilmelidir.
  7. Özdenetim ve bağımsız dış denetim gibi yollar ve yöntemler kullanarak siyasi partilerin kendi kendilerini denetler hale gelmesi sağlanmalıdır.