Ali Kayalar - 

Gazeteci

Uluslararası Şeffaflık Derneği’nin “Yolsuzluğun İhracı” raporunda Türkiye’nin ilerleme kaydetmediği vurgulanıyor. (Fotoğraf: Pixabay)

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın, Türk Tabipler Birliği’nin (TTB) ve gazeteci Bahadır Özgür’ün Uluslararası Şeffaflık Derneği ödüllerini almaları tek tek çok değerli fakat ne söylediği bu derece önemsenen derneğin bu üç ismi-kurumu seçmesi toplamda da bir şeyler anlatıyor.

“Mansur Yavaş güven yeşertiyor”

Öncelikle, kaçıranlar için Uluslararası Şeffaflık Derneği’nin ödülleri nasıl gerekçelendirdiğine bakalım, sonra da çeşitli vakalarla temel yolsuzluk endişelerine:
“Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, şeffaflığın sağladığı sosyal hesap verebilirlik ve erişilebilir karar alma anlayışı ile örnek bir yönetim sergilemektedir. Başkentin yönetiminde şeffaflığın ve katılımcılığın evrensel ölçütlerde uygulanıyor olması, yereldeki güçlü demokrasi deneyimini yeni kuşaklara aktarmakta ve yurttaşların, kamu kurumlarına ve idari süreçlere güvenini yeşertmektedir.”

Mansur Yavaş ne yaptı? Belediyenin bütçesini her ay açıklayarak şeffaflaştırdı. Bir buçuk yıl içinde belediyenin düzenlediği 1000’in üzerinde ihaleyi Youtube’dan ve sosyal medya kanallarından canlı yayınladı.

Şeffaflık, kerameti kendinden menkul bir erdem değil. Kamu yararı, dolasıyla böyle günlerde halk sağlığına daha çok kaynak ayırabilmek için hayati. Ama bir de alternatif faydası var.

Tıpkı 9 Aralık’ta olduğu gibi biri karşınızda “Ankara Büyükşehir Belediyesi’nde skandal olay! Belediye kartıyla uyuşturucu sevkiyatı” gibi yalapşap hazırlanmış, karalama amaçlı bir haberle çıktığında, eğer saydam bir yönetimseniz tek bir açıklama yapmanız yeterli olur. İnsanlar size inanır. Beraat ettiğiniz ya da düşen davalar, yıllarca kafalarda soru işareti olarak kalmaz.

Uluslararası Şeffaflık Derneği’nin önyargı risklerini göze alarak bir siyasetçiye ödül vermesinin nedeni, Yavaş yönetiminin örnek teşkil etmesi. Yavaş, başka belediyeleri ve kurumları da böyle hareket etmeye, yani olması gerekeni yapmaya zorluyor.

TTB’nin mücadelesi “gurur verici”

“Türk Tabipleri Birliği, sahada halk sağlığı, kamuoyu önünde de şeffaflık ve veriye dayalı, katılımcı karar alma mekanizmaları için gurur verici bir mücadele yürüterek sivil toplum örgütlerinin demokrasi adına ne kadar vazgeçilmez olduğunu tekrar göstermiştir. Kurumsal kategoride 2020 Şeffaflık Ödülünü Türk Tabipleri Birliğine sunuyor ve tüm sağlık çalışanları ile birlikte bir kez daha şeffaflık talep ediyoruz.”

Dernek, TTB için neden böyle diyor?

Çünkü doktorlar olağanüstü bir çabayla, çoğu zaman dünyadaki meslektaşlarından da daha uzun sürelerle, üstelik canlarını riske atarak ve somut bir takdir veya tazmin ile teşvik edilmeden çalışırken, onların meslek birliği de en az 222 sağlık çalışanını kaybettiğimiz bu süreçte iktidarın küçük ortağından gelen tehditleri sineye çekerek hem bizim için hayati bilgiler paylaştı hem de devlet kurumlarını daha “şeffaf” olmaya çağırdı.

TTB Başkanı Şebnem Korur Fincancı, ülkede hak savunuculuğu mücadelesinin önde gelen isimlerinden. TTB’nin Türkiye’deki sürece müdahalesi, bize şeffaflığın önemini gösterdi. Onların sayesinde rakamlar değişti. Tehlike algımız değişti. Neyin yanlış gittiğini onlardan öğrendik. Hükümeti biraz olsun bilgi vermeye, yani olması gerekeni yapmaya zorladılar.

Bahadır Özgür “yolsuzluktan beslenen eşitsizliği” gösteriyor

“Kayırmacı ilişkileri ve yolsuzluğun belirlediği güç ağlarını kuramsal düzeyde irdeleyen ve kamu kaynaklarının özel çıkarlara nasıl sunulduğunu somut bir şekilde ortaya koyan değerli çalışmaları ile Bahadır Özgür, yolsuzluktan beslenen eşitsizliği görünür kılmaktadır. Özgür, yolsuzlukla mücadelenin önemli bir yer tuttuğu araştırmacı gazetecilik geleneğinin her şeye karşın sürdüğünü göstermektedir.”

Peki Bahadır Özgür ne yaptı? Gazete Duvar’daki köşe yazılarında devlet-sermaye ilişkilerini somut örneklerle derinlemesine irdeledi. Hemen her yazısı polisiye bir vaka incelemesi gibi ki sağ olsun, bizi satır aralarında güzel edebiyat göndermelerinden de mahrum bırakmıyor. Birkaç analizinin başlığını hatırlayalım: Mega projelere nasıl mı el konulur?, Albayrak ve müfrit kralcıların hali, Enerjideki matruşka: O dayak ve gasp kimin için?, Yurtta inşaat, cihanda inşaat!, Asrın projesi’nde yine yandaşı ihya edecek ihale, Bir oligark, bir marina ve Ağar ailesi, İki aile bir devlet: Sancaklar ve Erbiller.

Özgür ve bir avuç başka gazeteci, devleti ihaleler, izinler, özelleştirmeler gibi konularda ve yolsuzluk iddialarıyla ilgili olarak açık olmaya, yani olması gerekeni yapmaya zorluyor.

Neleri bilmiyoruz?

Uluslararası Şeffaflık Derneği’ne göre yolsuzluğun kısa tanımı şöyle:

“Yolsuzluğu, emanet edilen bir gücün özel çıkar için suiistimal edilmesi diye tanımlıyoruz. Yolsuzluk güveni aşındırır, demokrasiyi zayıflatır, ekonomik gelişimi engeller ve eşitsizliği, yoksulluğu, sosyal bölünmeyi ve çevresel krizi daha da kötüleştirir.”

Bu sade tanım, yolsuzluğun illa doğrudan rüşvet, sahtecilik, şantaj gibi kaba ve açık yollarla gerçekleşmesi gerekmediğini anlatıyor. Yani bir yerde erk sahipleri “kitabına uygun” şekilde birilerini, birbirlerini zengin ediyor ise orada yolsuzluk olmadığını söyleyemeyiz. Önemli olan, “yolsuzluğun nasıl yapıldığını ve buna izin veren sistemi anlamak” zaten.

Bunun panzehri ise şeffaflık. Bir finansal kurumunun, mesela Borsa İstanbul’un, yüzde 10’u satılıyorsa bunun her aşamasının açık olması gerekirdi. Satış elzemse Katar’dan başka potansiyel alıcının olup olmadığını bilmemiz gerekirdi. Bilemeyeceğiz çünkü Varlık Fonu’na ait diğer şirket ve bankalarla beraber Borsa İstanbul da Sayıştay denetimine tabi değil.

Besim Tibuk’u kıskandıracak hızda özelleştirmeler yapılıyorsa bu kararlar sadece yanlış değil, aynı zamanda karanlıktır. Tank paleti tesisi, şeker fabrikası, yat limanları… Belki kaça satıldıklarını biliyoruz ama kar eden kurumların nasıl ve neden satıldıklarını bilmiyoruz.

Devletin verdiği “cömert” taahhütlerle fahiş kazançlar sağlanıyorsa her şeyin kanuni olması kimseyi aklamaz. Açık ihale usulünün toplam ihaleler içindeki oranı beş yılda yüzde 75’ten yüzde 63’e indi. Türkiye 100 üzerinden sadece 39 puanla Yolsuzluk Algı Endeksi’nde 198 ülke arasında 98. sırada. 2019 itibarıyla bir yıl önceye göre 13 sıra geriledi.

Yine Uluslararası Şeffaflık Örgütü’ne göre, Türkiye’de yargı bağımsızlığı konusunda da ciddi endişeler var. Ayrıca siyasi müdahale ve hâkim ve savcıların uzmanlık eksikliği, yolsuzlukla mücadele hükümlerinin uygulanmasında asli bir konu. Ve tabii “Yürütme organının Hâkimler ve Savcılar Kurulu üzerindeki etkisi azaltılmalı.”

Kurumları şeffaflığa zorlayan adımlar hepimizin gündelik hayatını etkileyen savrukluğa ve karanlığa karşı çok önemli. O yüzden 9 Aralık’ta, Dünya Yolsuzlukla Mücadele Günü’nde verilen bu üç ödülün toplamı, aslında önemli endişelere işaret ediyor.

Yolsuzluğun İhracı

Şeffaflık Derneği’nin pek çok raporunda da bu endişeler profesyonel bir lisanla dile getiriliyor.

Bakın, ekim ayında yayınlanan ve OECD Rüşvetin Önlenmesi Sözleşmesi’ne uyumu ölçen “Yolsuzluğun İhracı 2020” raporunda Türkiye bir kez daha sözleşmeyle ilgili yasaları “az uygulayan/hiç uygulamayan” ülkeler arasında sayıldı. Bu konuda hiç ilerleme kaydedilmediği belirtiliyor.

Rapora göre küresel ihracatın %0,9’unu gerçekleştiren Türkiye, yurtdışında rüşvet veren şirketlere karşı 2016-19 arasında yalnızca bir soruşturma başlattı; hiç dava açmadı, yaptırım uygulamadı.

Yurtdışında ise ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu, Nisan 2020’de eski bir Goldman Sachs yöneticisine karşı “bir müşterinin Gana’da bir elektrik santrali inşa etmek ve işletmek için bir hükümet sözleşmesini kazanmasına yardımcı olmaya yönelik bir rüşvet planı düzenleme rolünden dolayı suç duyurusunda bulundu.” Raporda, basında çıkan haberlere dayanılarak bu “müşterinin” Aksa Enerji olduğu, rüşvetin ise “en az 2,5 milyon doları bulduğu” söylendi.

Bir de Tallin Limanı’nın yan kuruluşu olan feribot şirketi TS Laevad yöneticileri Ain Kaljurand ve Allan Kiil’in çeşitli Türk ve Polonyalı şirketlerden feribot yapım ihaleleri için rüşvet aldığı iddiasıyla açılan dava var.

Hükümet, verdiği taahhütlere rağmen Türk şirketlerinin yurtdışında bulaştığı yolsuzluklarla ilgilenmiyor. Oysa dönüp yeniden talibi olduğunu söylediği Batı kulübü için önemli bir kriter bu. Ve taahhütler de Türkiye daha şık görünsün diye değil, uluslararası ticaretin bekası için alınıyor. Yani, “Ama biz reform paketi açıkladık” dediğinizde size inanmayacaklar. Kurallara uymanın alternatifi ise zaten sorunlu bir bölgede yolsuzluk ihracı rekorları kırmak. Ve tabii sizin açmadığınız davaların uluslararası dava ve yaptırım olarak geri dönmesi.

close

Yeni yazılardan haberdar olun!

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.