Paris Anlaşması ve Türkiye’nin iklim değişimi karnesi

Prof. Dr. Utku Perktaş, Hacettepe Üniversitesi, Biyoloji Bölümü öğretim üyesi.

2021, iklim eylem yılı olarak tanımlanıyor. (Fotoğraf: Pixabay)

Paris Anlaşması, 2016 yılından beri yürürlükte. Tarihin en büyük katılımıyla imzalanan Paris İklim Anlaşması, küresel sıcaklık artışını 2100 yılının sonuna kadar sanayi öncesi seviyelerin 1,5 santigrat derece üstü ile sınırlamayı hedefliyor. Türkiye, Paris Anlaşması’na taraf olmamakla birlikte, niyet edilen ulusal katkı beyanını 30 Eylül 2015 tarihinde sözleşme sekretaryasına sunmuştu. Türkiye’nin ulusal katkı beyanına göre, Türkiye’de sera gazı emisyonlarının 2030 yılında referans senaryoya göre gerçekleşecek artıştan yaklaşık %20 oranına kadar azaltılması öngörülmüştü. Bu öngörü mevcut şartlar altında pek mümkün görünmüyor.

Türkiye Paris Anlaşması’nı neden imzalamadı?

Ülkeleri gelişmişlik düzeylerine göre ayıran bu anlaşmayı Türkiye’nin onaylamak istememesindeki neden masadaki yerinden memnun olmaması olarak algılanabilir. Fakat, 21-23 Eylül 2019 tarihlerinde New York’ta gerçekleşen Birleşmiş Milletler iklim zirvesinde Rusya’nın da anlaşmaya imza koymasının ardından Türkiye de anlaşmaya imza attı. Gel gelelim, bu defa da anlaşmaya attığı imzayı parlamentosundan geçirmeyen tek G20 ülkesi durumuna geldi. Her defasında bir eksik bırakılması Türkiye’nin hala masadaki yerinden memnun olmamasına ve çevre fonlarınan yeterli düzeyde yararlanmamasına bağlanabilir.

Türk halkı iklim değişimini nasıl değerlendiriyor?

Covid-19 pandemisinin damgasını vurduğu 2020 yılında iklim değişimi biraz gölgede kaldı. 2020 yılı, iklim değerlerini düşündüğümüzde dünyada uçları zorlayan bir yıl oldu. Esasında durum sadece dünya için değil, Türkiye için de böyleydi. Giresun sel felaketi, Seferihisar orman yangını, Türkiye’de iklim değişimine bağlı ilk akla gelen afetler arasında yerini aldı. 2021 yılı da 2020’nin devamı gibi görünüyor. İçinden geçtiğimiz günlerde küresel ısınma, kuraklık ve susuzluk tehdidi gibi gündemleri konuşmaya devam ediyoruz. Birkaç hafta önce İzmir’in yaşadığı sel felaketini de unutmayalım. Tüm bu hadiseleri takip eden Türk halkı da iklim değişimine karşı artık daha duyarlı görünüyor. Yayınlanan anketler halkın büyük bir çoğunluğunun iklim krizinden endişe duyduğunu gösterir nitelikte. Örneğin, Konda’nın yaptığı “Türkiye’de iklim değişikliği ve çevre sorunları algısı 2020” anketine göre: “Türkiye’de her iki kişiden biri iklim krizinin Kovid-19’dan daha büyük bir kriz olduğunu düşünüyor. Her 10 kişiden yedisi ise iklim değişikliği için endişeli olduğunu belirtiyor. Toplumun yüzde 75’i iklim değişikliğine karşı yeşil alanların korunması gerektiğini öne sürüyor. Toplumun yüzde 85’i ise ekonomik kalkınma için ormanların kesilmesine karşı.” 

Peki, somut adımlar atmak için neden bekliyoruz? Bireysel algı ve katkılar önemli olsa da yönetimlerin halkın duyarlılığını görmezden gelmeden somut adımlar atması, Türkiye’nin iklim değişimi konusunda yol almasına yardımcı olacak gibi görünüyor.

Yakın gelecekte Türkiye’yi ne bekliyor?

Türkiye, şüphesiz iklim değişikliğinden en çok etkilenecek bölgelerden birinde yer alıyor. Güneydoğu Türkiye ve Orta Doğu coğrafyası her 900 yılda bir yaşadığı kuraklık olaylarıyla dünya tarihinde önemli bir yere sahip. Bu hadisenin sonuncusunu 2005 yılında yaşadık. Politik sonuçları ise Arap baharı ile kendini gösterdi[1]. Peki, gelecek tahminleri ne söylüyor? Öngörüler Türkiye’de ortalama sıcaklığın 2100 yılına kadar 5 santigrat derece kadar yükseleceği yönünde. 2019 yılı Küresel İklim Riski Endeksi Türkiye’de iklim değişikliğinden kaynaklanan kuraklık ve farklı afetlerin 1997-2017 yılları arasında yaklaşık 2 milyar dolar değerinde bir ekonomik kaybın oluşmasına neden olduğunu gösteriyor. Küresel İklim Değişikliği Endeksi’ndeki genel performans değerlendirmesi sonucunda Türkiye’nin başarısı düşük düzeyde kalmış. Daha yakın zamanlı bir değerlendirme ise Türkiye’nin 57 ülke arasından 48. sırada yer aldığı gösteriyor. Bu gidişat yakın gelecekte Türkiye için olumlu senaryolardan bahsetmenin pek mümkün olmayacağını söylüyor. Türkiye’nin de içinde bulunduğu Orta Doğu bölgesinin doğası gereği gelen kuraklıklara ek olarak yeni afetler yolda görünüyor. Acil olarak eylem planlarını hayata geçirme zamanı içindeyiz.

Türkiye’deki sera gazı emisyonlarının 1990 ile 2017 yılları arasındaki değişimi (Kaynak: TÜİK).

İklim eylem yılı ve gelecek umutları

2021, iklim eylem yılı olarak tanımlanıyor. Çünkü, Amerika Birleşik Devletleri’nde yeni  yönetimin göreve gelmesiyle başlayan yeni dönem, küresel ısınmaya karşı atılacak adımlar açısından umut verici oldu. Bugüne kadar yatırımcılar ve şirketler, küresel sera gazı emisyonlarını azaltmak ve iklim hedefini büyütmek için planlar yapmışlardı. Ancak, dünyanın en büyük ülkelerinden ABD’nin önceki başkanı tüm bu adımları görmezden gelmiş, desteklememiş, küresel ısınmaya bağlı iklim değişimi sorununu aleni bir şekilde inkar etmişti. Şimdiki yönetim ise bu konuda olumlu adımlar attı. Atılan adımlar sadece ABD için değil, tüm dünyaya fayda sağlayacak nitelikte. Geçtiğimiz sonbaharda 1500 şirket yönetimi 2050 yılına kadar net sıfır emisyona ulaşmayı taahhüt etmişti. Biden yönetimi bu konuda şüphesiz umut verici görünüyor.

Peki, Türkiye için umut var mı?

Akla gelen ilk soru ise atılan bu adımların Türkiye’nin iklim değişimi ile ilgili gelecek planlarını etkileyip etkilemeyeceği yönünde. Türkiye’deki sera gazı emisyonlarında 1990’lı yıllardan bu yana devam eden sürekli artış bu konuda umut vermiyor. Fakat, Paris Anlaşması’na ülke olarak topyekün entegrasyonun hızla sağlanması Türk kamuoyu tarafından olumlu bir adım gibi algılanabilir. Sonuç, iklim değişimi konusunda toplumsal farkındalığı bir üst seviyeye taşıyabilir. Bu sonuca ulaşmak için ülkemiz kamuoyunda maya hazır gibi, tek yapmamız gereken bir adım atmak. Umut var mı?… Var!…


[1] Climate change in the Fertile Crescent and implications of the recent Syrian drought – PNAS, March 17, 2015, 112: (11) 3241-3246

close

Yeni yazılardan haberdar olun!

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Bunları da beğenebilirsiniz...