Artan gıda fiyatları: tarımda hayaller ve gerçekler

Siyasetçi - Tarımcı

Gıda fiyatlarından şikayet varsa, tarım ve hayvancılık politikalarına bakmak gerekiyor. Aksi halde artışın devam etmesi kaçınılmaz. (Foto: t24)

TÜİK tarafından 3 Mart’ta açıklanan veriler, yeniden yüzde 15,61 düzeyine çıkan enflasyondaki en büyük payın gıda ürünlerinde olduğunu gösterdi. Sadece yılın ilk iki ayında gıda fiyatları yüzde 5,12 artmış. Gıda fiyatları bir süredir tartışma konusu ve yine sonuç üzerinden tartışıp çözüm bulmaya çalışıyoruz. Oysa sonuca nasıl gelindi, problemin ilk çıkış noktası nedir? Bunları konuşmak en doğrusu.
Gıda fiyatlarını ve gelen zamları konuşuyorsak ilk düşünmemiz gereken tarladır, tarım politikalarıdır. Türkiye’de tarım konuşulurken hayvancılıktan pek bahsedilmez oysa tarım ve hayvancılık ayrılmaz ikilidir. Pandemi dolayısıyla bütün Dünya’da gıda fiyatları artıyor ama Türkiye’deki artış çok daha fazla. Dünya fiyatları ortalamasına göre Türkiye’de gıda fiyatları tam beş kat fazla artmış. Gıda fiyatları her yerde artıyor endişe edilecek durum yok dersek bir süre sonra daha büyük sorunlar karşımıza çıkacak.
On dokuz yıllık tek başına AK Parti iktidarının belki de en çok tartışılan politikaları arasında geliyor tarım ve hayvancılık. İktidar, tarım özelinde tarımsal hasıla olarak Avrupa birincisi olduğumuzu anlatırken, muhalefet samanı bile ithal edecek duruma düştüğümüzü anlatıyor. Gerçekten Tarımda neler oluyor? Hayaller nedir, gerçekler nedir?

Tarım girdileri verilen destekten fazla

AK Parti tarım ve hayvancılığa verilen destek konusunda çok övünüyor. Kâğıt üzerinde geçmiş iktidarlara göre AK Parti daha fazla desteği vermiş, vermeye devam ediyor. Ama destekler karşısında girdi maliyetleri ne olmuş? Açık söyleyelim, sağ cebe konulanın kat kat fazlası sol cepten mazot, gübre, ilaç, tohum, yem zamlarıyla çıktı ve çıkmaya devam ediyor. Süt örneğine bakalım.
İnekten sağılan, işlem görmemiş süte “çiğ süt” denir. Köylüden alınan çiğ süte iki senedir zam yapılmadı. Yoğun tepkilere rağmen kayıtsız kalındı. Enflasyonu arttıran sadece sütmüş gibi, “süte zam yaparsak enflasyonu olumsuz etkiler” dendi. Zam yapılmayan iki seneden sonra, 2,30 lira olan çiğ sütün litre fiyatı 2,80 liraya çıkarıldı. Yüzde 21 zam gelmiş oldu. Ancak herkeste soğutma tankı yok. Sütünü 2,80 liraya hala herkes veremiyor, soğutma tankı olan, sütünü alıcı gelene kadar soğuk zincirde tutabilen bu fiyata verebiliyor. Köylü sütünü soğuk zincirde tutamadığı için sütünün kalitesi düşüyor, düşüncede litresini daha ucuza satmak zorunda kalıyor.

Gelelim girdi fiyatlarına

Köylü süt üretebilmek için tarlasını eker mazot, gübre ilaç kullanır. İneğine veya et alabilmek için danasına tarla yemi haricinde fabrika yemlerinden satın alıp verir. “Fabrikalardan yem almadan sadece tarlalardan çıkan ürünler verilse ne olur?” dediğinizi duyar gibiyim. Fabrika yemleri verilmediği zaman maalesef hem sütte hem ette verim düşüyor, hayvanlar bir şekilde bunlara alıştırıldı.
Fabrika yemlerine bir yıl içerisinde yaklaşık yüzde 55 zam geldi. Mart 2020 tarihinde 50 kg’lık süt yemi 83 liraydı, bugün 125 lira. Gübreye bir yıl içerisinde yaklaşık yüzde 70 zam geldi. Buna mazot, ilaç, tohum, elektrik ve suya gelen zamlar dahil değil. Bunların yanında bir de 2006 yılında çıkarılan kanun var o kanuna göre tarıma verilecek destek milli gelirin en az %1’i olacaktı. Oysa baktığımız zaman kanuna bile uyulmadığı net şekilde görülüyor. Kaldı ki %1 tutturulsa dahi sorunlar o kadar büyük ve kronik hale geldi ki yetersiz kalacak.

Gerçekten Avrupa birincisi miyiz?

İktidar her fırsatta tarımsal hasılada Avrupa birincisi, Dünya yedincisi olduğumuzu söylüyor. Tarımsal GSYİH, TÜİK tarafından, tarım, ormancılık ve balıkçılık başlıkları altında açıklanıyor. Dünya Bankası da aynı kriterleri baz alarak açıklıyor.
Tarımsal ekonomik büyüklüklere bakıldığı zaman Dünya’da Çin, Hindistan, ABD, Endonezya gibi yüzölçümü büyük ülkelerin ilk sıralarda olduğu görülüyor. Türkiye 2019 rakamlarına göre Dünya’da 11. Sırada yer alıyor. 11. Sırada olmak güzel ama biraz detaylı incelediğimiz zaman başka gerçekler önümüze çıkıyor. Tarımsal hasılayı konuşurken ülkelerin yüzölçümünün, toprak büyüklüğünün önemi çok fazla. AB’ye 2004 yılında üye olarak kabul edilen on ülkenin toplamının yüzölçümü 738.439 km ², ülkemizin tek başına yüzölçümü ise 783.562 km². Şimdi bu rakamlar ortada iken Avrupa’da ikinciyiz veya birinciyiz demek ne kadar doğru bir yaklaşım olur? Yüzölçümü büyük olan her ülkenin ekilebilir arazileri, verimli toprakları çok olacak diye bir kural yok ama tarımsal hasıla incelendiği zaman tarımla birlikte ormancılık ve balıkçılıkta değerlendirildiği için ülkenin büyüklüğü ciddi bir avantaj oluyor.

Konya büyüklüğünde Hollanda başarırken

Burada asıl mesele Hollanda gibi olabilmek. Neredeyse Konya kadar yüzölçümüne sahip olan Hollanda (Konya 38.873 km², Hollanda 41.543 km²) 2020 yılında 116 milyar dolarlık tarımsal ürün ihracatı yaptı. Buna karşılık koskoca Türkiye 19,4 milyar dolarlık tarımsal ürün ihracatı yaptı. Hollanda’nın ihracatını gerçekleştirdiği ürünlerin büyük çoğunluğunu kendi ülkesinde yetiştiriyor. Sadece meyve kategorisinde yaptığı ihracatın yarısından fazlası re-eksport olarak yapılıyor. Yani ülke dışından alıyor, işliyor ve ihraç ediyor.
Hollanda 116 milyar dolarlık tarımsal ürün ihracatı yaparken karşılığında 65 milyar dolarlık ithalat yapmış. Biz ise 19,4 milyar dolarlık tarımsal ürün ihracatı yaparken karşılığında 17,8 milyar dolarlık ithalat yapıyoruz. Bu rakamlar bize uyarı niteliğinde yakın bir zamanda şapkayı önümüze alıp, düşünüp uzun vadeli tarımsal politikaları belirlemezsek sıkıntı büyük olacak.
Bu tablo değişmedikçe gıda fiyatlarındaki artışın sürmesi de sürpriz olmayacak.

close

Yeni yazılardan haberdar olun! Lütfen aboneliğinizi güncelleyin.

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Bunları da beğenebilirsiniz...