Nuriye Ortaylı - 

Doktor, halk sağlığı uzmanı

Kovit salgınında korkutan tırmanış. Tablo, Türkiye’de ve Avrupa ülkelerinde toplam kovit vakalarında Mart-Nisan dönemindeki haftalık değişim oranlarını gösteriyor. (Grafik: Zeki Berk)

Önceki gün bir rekor kırdık. Maalesef dün bir rekor daha kırdık hem enfeksiyon sayısı hem ölüm sayısında. Korkarım yarın da rekor kıracağız. Bu gidişle daha sonraki gün de. Durum kötüleşiyor. Oysa böyle olmayabilirdi.
Yeni Covid enfeksiyonları üssel bir şekilde artıyor. Bulaşma hızı, ivmelenerek yükseliyor. Ölüm sayıları da öyle. Adetya her gün bir uçak düşüyor, içindekilerin hepsi ölüyor; covid ölümleri o düzeyde. 7 Nisan Çarşamba günü 276 kişi öldü Sağlık Bakanlığı verilerine göre, günlük hasta sayısı 55 bine dayandı.
Perşembenin gelişi, Çarşambadan belliydi. Ekim ayından sonra aldığımız yarım yamalak tedbirlerle, ancak sınırlı bir miktar sayısı azaltılan enfeksiyonlar, Ocak sonunda yeniden artmaya başlamıştı. Hükümet önceden, salgın dışı saiklerle kafasına koyduğu 1 Mart’ta var olan tedbirleri de gevşetti. Üstüne “lebaleb” dolu salonlarla, omuz omuza cenazelerle salgının önemli olmadığı yolunda subliminal mesajlar iletti.
İnsanlar etkisi çok az, eziyeti çok, süresi sabırları zorlayan tedbirlerden bunalmıştı. Esnafın bir yılı aşmış durgunluktan canı yanmıştı. Kimse vakaların arttığını, tedbirleri bırakmamak gerektiğini duymak istemedi. Kısacası yokuş aşağı hızlanan kamyonda bir de gaz pedalına basıldı.
Gidişat kötü, daha da kötüleşiyor. Gözüne far tutulmuş tavşan gibi felç olmuş şekilde avcıyı beklemekten vaz geçmemiz lazım.

Salgın yönetilemiyor, soru işaretleri artıyor

Durum kötüleşiyor ve çıkış yolu da görünmüyorsa, tehdidi yok var saymak insanların doğal savunma mekanizmalarından biridir. Toplum şimdi bu savunma mekanizmasını kullanıyor. Salgın hakkında konuşmak bile istemiyor.
Krizlerde yılgınlığı yenmek liderliğin işidir. Ama görünen o ki salgını yönetmesi gerekenler de tıpkı toplumun geri kalanı gibi paralize olmuş durumdalar. Salgın yokmuş, her şey yolundaymış gibi davranıyorlar.
Zeki Berk’in grafiklerinden göreceğiniz gibi salgınla mücadelede pek başarılı olmayan Avrupa ülkeleri içinde bile en kötü durumda düşenlerdeniz. Dahası, hızla kötüleşen ülkeyiz.

Mart 2021’in ikinci yarısında Avrupa ülkelerindeki yeni vaka oranları. (Grafik: Zeki Berk)

Avrupa’daki ülkelerin hepsi, bütün yalpalamalarına ve beceriksizliklerine rağmen yine de iyi kötü tedbirler alıyorlar. İstikrarlı bir mücadele yürütmeseler bile durumları kötüleşmeye başlayınca tedbirleri sıkılaştırıyorlar.
Biz ne yapıyoruz? Ramazan’ı bekliyoruz. Bir hafta daha kıpırdamadan. Ne yapmak için? Restoranların paket servise geçmesi için.
Ya diğer işler? Tıklım tıklım dolu toplu taşıma, omuz omuza çalışılan tezgahlar, her gün ekmek parası için sokağa çıkmak zorunda olanlar? Kalabalık alışveriş mekanları? Toplu ibadet? Okullar? Eviçi bulaşma? Yetersiz test sayısı? Evine gönderilen pozitif vakalar?

Oysa insan kaynağı da sağlık altyapısı da uygun

Salgın yönetimi geldiği noktada bir krizi yönetmek için en gerekli aracı kaybetmiş durumda: Güveni.
Zor ama bu güveni sil baştan inşa etmeleri şart. Başka çözüm yok.

2021 Mart başından Nisan başına dek kovit nedeniyle ölümler. (Grafik: Zeki Berk)

İkinci olarak da Sağlık Bakanlığında salgını yöneten ekibin teknik kapasitesi yeterli değil. Stratejisiz, eksikleri tespit etmekte yetersiz, bunları gidermek yerine hatada ısrar eden, elindeki verileri paylaşmadığı gibi, üstüne oturduğu verileri analiz edip buna göre çözümler üretemeyen bir yönetim. Durum biraz da bu yüzden kötüleşiyor.
Oysa Türkiye’nin insan kaynakları zengin. Geçtiğimiz bir yıl içinde, kasıtlı olarak salgın yönetimi dışında bırakılan akademinin, meslek örgütlerinin, bireysel uzmanların, gizlenen verilere rağmen salgının gidişatını daha doğru saptama, analiz ve çözüm önerilerinde bulunduğunu gördük. Birçok multidisipliner grubun matematiksel modellemeler geliştirerek salgın yönetimine çok olumlu katkıda bulunma potansiyellerinin olduğunu ama bunlardan hiçbir şekilde yararlanılmadığını, hatta kendilerine salgın verilerinin dahi verilmediğini yaz aylarında yazmıştım.
Salgını yönetenlerin, hepimizin hayrı için bu potansiyeli kullanmaları gerek.

Zarardan dönmek için ne yapmalı?

Yetersiz salgın yönetim kapasitelerini arttırmak gerekiyor. Bunun için, akademiden, meslek örgütlerinden, bağımsız araştırma gruplarından ekipler bir araya getirilebilir. Eğer verilere de -sansürsüz- ulaşırlarsa, hangi tedbirlerin etkisinin ne olacağı, her bir tedbirin topluma ve devlete maliyetinin ne kadar olacağı gibi sorulara çok kısa sürede cevaplar üretebilirler.
Salgın kontrolü bu tür bir çalışmanın üzerine kurulmalıdır. Hedef günü kurtarmak değil, bulaşma hızını bir an önce düşürmek, ölümleri önlemek olmalıdır. Bundan sonra da kaç turistin geleceği belli olmayan otelleri değil, okulları bir an önce açmak ve açık tutmak amaçlanmalıdır.
Toplumun mücadeleye katılımını sağlamak için doğru düzgün bir iletişim stratejisi geliştirilmeli. Belediyeler (evet, muhalifler dahil) ve sivil toplum kuruluşları rakip değil, ortak olarak görülmeli, öyle davranılmalı.
Bu tür adımlar, doğru tedbirlerin saptanması ve uygulanmasını kolaylaştırır. Hem de kaybedilen güvenin yeniden inşasına katkıda bulunur. Bu bir savaş ve ancak topyekûn seferberlikle yenebiliriz.
Virüs kendi kendisini yok etmeyecek. Vaka sayısı elli bine ulaşınca mucizevi bir şekilde plato çizip düşmeyecek. Tersine güçlerimizi birleştirmez ve bu uyku halinden uyanmazsak, büyük bir kâbusun içine yuvarlanacağız.

close

Yeni yazılardan haberdar olun!

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.