Bir şehir efsanesi: Türkiye’de etkili muhalefet yok

Gazeteci-Yazar

Son dönemde muhalefet blokunun atakları Cumhurbaşkanı Erdoğan kabinesini sıkıştırıyor, bazı konularda inisiyatifi muhalefete kaptırmasına neden oluyor, “etkili muhalefet yok” söylemini boşa çıkarıyor. (Foto: CHP)

Doğrusu ilginç tabloydu. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu 2019 seçimleri öncesinde “İstanbul’u alacağız” demesine kahkaha atan -o zaman KanalD sunucusu- Buket Aydın’a geçen hafta Global TV’de “isterseniz bir kahkaha da buna atın” deyiverdi. Soru “Cumhurbaşkanlığına aday olacak mısınız?” sorusuydu, CHP liderinin cevabı da Millet İttifakı olarak üzerinde “anlaşma sağlanırsa olurum” idi. Oysa AK Parti çevrelerinin beklediği yanıt bu değildi. Bu yanıt sadece CHP liderinin değil, muhalif cephenin bir özgüven eşiğine geldiğini de gösteriyor, “etkili muhalefet yok” söylemine de yanıt yerine geçiyordu.
Türkiye’de etkili muhalefet olsa Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın hemen hükümetten düşürülebileceği söylemi öncelikle on dokuz yıldır seçim yoluyla iktidarda olan AK Parti ve Erdoğan’ın siyasetteki gücünü küçümsediği için yanlış.
Etkili muhalefet olmasını herkesten çok kendisinin istediği, Erdoğan’ın konuşmalarında sık kullandığı cümlelerden. Bunun ne kadarının gerçek ne kadarının algı yönetimi yoluyla seçmende muhalefet partilerine güvensizliğe yol açma olduğuna örnekleriyle geleceğiz birazdan geleceğiz.
Ama önce AK Parti kulislerinden bir duyumu verelim.

Muhalefeti bölme çabasında DSP durağı

AK Parti çevrelerinde DSP’nin yakında kendilerine, Cumhur ittifakına katılacağı yolunda bir umut başlamış durumda. DSP Genel Başkanı Önder Aksakal’ın 30 Aralık 2020’de Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından kabul edilmesini, eski Genel Başkan Masum Türker’in son zamanlarda hükümet yanlısı yayınlarda görünmeye başlamasını da buna kanıt gösteriyorlar. Herhalde bu çaba içindekiler DSP’nin Cumhur İttifakına yanaşması halinde CHP’nin bölüneceğini düşünüyorlar. CHP ve İYİ Partiden kopmaları kontrol altındaki medya kanalıyla teşvik ederek muhalefetin altını oyma çabalarında sırada bu olsa gerek.
AK Parti yükseliş döneminde bu tür taktiklere başvurmazdı. Şimdi başvuruyor.
Çünkü hem ekonomik koşullar zorlaşıyor hem kovit salgınında ipler hükümetin elinden kaçmış izlemimi var hem de muhalefet -doğrusu bastırıyor.

Muhalefet gerçekten uyuyor mu?

Muhalefetin hiçbir şey yapmadığı algısı AK Parti çevrelerinin yanı sıra bir de dijital ve sosyal medyada etkili kanaat önderlerinde mevcut.
Aslında her iki kesim de CHP ve İYİ Parti’nin etkili muhalefeti yapmadığı söylemiyle aslında neden halkı sokağa dökmediğini sormak istiyorlar. Hükümet çevrelerinin amacı belli: ayaklanma yoluyla darbe söylemi her an kullanılmaya hazır el altında tutuluyor. Öte yandan Gezi protestolarından bu yana polis ve jandarmanın en küçük muhalif gösteriye nasıl orantısız şiddetle yaklaştığı da ortada. Kemal Kılıçdaroğlu da Meral Akşener kitleyi böyle bir riskle karşı karşıya bırakmak istememekte haklı.
Diğer sol-liberal gazeteci ve yazarlarınsa romantik bir beklenti içinde oldukları söylenebilir; keza bu beklentinin, bir yandan kovit salgını nedeniyle can derdinde, diğer yandan ekonomik sıkıntılar içinde geçim derdindeki geniş kitlelerde bir karşılığının bulunmadığı da.

Peki ne yapıyor muhalefet?

Asgari ücret: Açık konuşmak gerekirse, son birkaç yıldır, ama özellikle CHP’nin 2019’da İstanbul ve Ankara başta olmak üzere büyükşehir belediyelerini AK Parti’den almasından bu yana asgari ücretin belirlenmesinde inisiyatif hükümetten muhalefete geçti. Hem hükümet CHP ve İYİ Parti’nin daha önceden talep ettiği rakamlara yanaşmaya çalışıyor hem de CHP’li belediyeler, söz verildiği üzere, hükümetin verdiğinin üzerinde kendi asgari ücretlerini uyguluyorlar. Bu durum, milyonlarca çalışanın gözünde örnek oluşturuyor.
Belediyeler: AK Parti ve MHP’nin Belediye meclislerindeki engelleme çabalarına rağmen CHP’li belediyeler dikkat çekici yönetim farklılıklarıyla öne çıkıyor. Bunların başında saydamlık geliyor. İhalelerin canlı yayınlanması sonucu hem ihale bedelleri düşmeye hem de eş-dost kayırmacılığı iddiaları azalmaya başladı. Örnek uygulamalar nedeniyle anketlerde Ankara’da Mansur Yavaş ve İstanbul’da Ekrem İmamoğlu’nun beğeni oranları Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı yakaladı. Bu 2002’de AK Parti’nin iktidara gelişinden bu yana ilk defa görülüyor.

“Nerede 128 milyar dolar?”

Mali politikaya baskı: Hükümetin suni olarak faizleri ve doların değerini düşük tutmak amacıyla devlet kasasından 128 milyar doları kimlere ve kaç lira üzerinden sattığı sorusu sadece CHP ve İYİ Parti değil, DEVA Partisi lideri Ali Babacan ve Gelecek Partisi lideri Ahmet Davutoğlu tarafından da gündemde tutuluyor. Erdoğan’ın Naci Ağbal’ı sadece 4,5 ay sonra görevden almasında muhalefetin ısrarıyla sonucu konuyu araştırma niyetinin payı olduğu konuşuluyor. CHP konuyu afiş çalışmalarıyla da halka duyuruyor.
Üreticinin desteklenmesi: Hükümet 9 Nisan’da üreticinin elinde kalan patates, soğan ve pirinci (çeltik) alıp ihtiyaç sahiplerine dağıtacağını açıkladı. Bu aylardır CHP ve İYİ Parti tarafından ısrarla gündeme getirilen bir konuydu ve bu yüzden AK Parti teşkilatları üretici baskısı altındaydı. Bu diğer tarımsal ürünlere de örnek olabilir.
Birden çok maaş alanlar: İşsizliğin arttığı dönemde AK Parti hükümet kademelerinde bulunan bazı isimlerin birkaç maaş birden alarak toplamda çok yüksek aylık gelir elde etmesi muhalefet partilerince sürekli gündemde tutuluyor ve etkili oluyor.

İstanbul Sözleşmesi, Kanal İstanbul, HDP

Amiraller bildirisi: Emekli amirallerin Montrö Sözleşmesi ve orduda Atatürk ilkeleri konusunda yayınladığı açıklama, AK Parti ve MHP tarafından “darbe çağrısı” olarak suçlandı. Ancak muhalefet yöntemi kınamakla beraber, ifade özgürlüğü saydı. Özellikle Akşener’in duruşu, başta ulusalcıların tepkisini çekse de Millet İttifakını bölme çabasını -şimdilik- boşa çıkardı. Gündem yeniden kovit salgınının tırmanması ve ekonomiye döndü.
İstanbul sözleşmesi: Aslında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daha önce Kanal İstanbul çerçevesinde gündeme getirdiği, Türkiye’nin kuruluş anlaşmalarından Montrö Sözleşmesi, bu defa kadına şiddete karşı İstanbul Sözleşmesinden çekilme tartışmaları üzerinden gündeme taşındı. Kadın hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği muhalefetin, özellikle Akşener’in çıkışıyla eskisinden çok tartışılmaya başladı. Özellikle de AB heyetiyle yaşanan koltuk-kanepe krizi sonrasında.
HDP kapatma davası: MHP lideri Devlet Bahçeli’nin aylar süren ısrarı sonrasında HDP aleyhine açılan kapatma davasında muhalefet partileri -bu defa- tuzağa düşmedi. Muhalefet bloku parti kapatma yöntemine karşı çıktı. Üstelik bu konuda AK Parti’den farklı sesler yükseldi. Anayasa Mahkemesi iddianameyi geri çevirdi.

Halkla yüz yüze temas

Bu konuda özellikle Akşener puan topluyor. Akşener’in esnaf ziyaretleri sosyal medyada da geniş yer alıyor. Bunun yanı sıra Babacan ve Davutoğlu da örneğin CHP’nin çok etkili olmadığı yerlerde sokağa iniyor. AK Parti’nin kitlelerle yüz yüze temastan çok (kovit salgınındaki tırmanışta payı olduğu görülen) kongre, tanıtım gibi organizasyonları tercih etmesi, siyasette rolleri değiştiriyor. Üstelik bu sadece eleştirel ve muhalif basın değil, muhalif siyasetçilerin de terörizmden casusluğa dek varan suçlamalarla yargılanma, milletvekilliğinin düşürülmesi, hapis gibi cezalarla karşı karşıya bulunduğu, fiziki saldırıya uğradığı siyasi atmosferde yapılıyor;

Muhalefet bu süreçte yeni siyasi oyuncular da üretiyor. CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu sahada, İYİ Parti Isparta Milletvekili Aylin Cesur TBMM’de örnek olarak verilebilir.
Defalarca saldırıya uğramasına rağmen, Kılıçdaroğlu da daha önce CHP’nin erişimi olmayan sivil toplum, meslek örgütlenmeleri ve baskı gruplarıyla yüz yüze toplantılar yapıyor. Bu durumda 2019 belediye seçimleri sonrası ortaya çıkan imkânlar da rol oynuyor.
Bu manzaraya bakınca, Türkiye’de etkili muhalefetin bulunmadığı söyleminin gerçeği yansıtmadığı, muhalefetin çabalarını değersizleştirmeye katkıda bulunduğu söylenebilir.

close

Yeni yazılardan haberdar olun!

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Bunları da beğenebilirsiniz...