Erdoğan ABD’de: Türkün Türk’e New York’ta propagandası

Cumhurbaşkanı Erdoğan TAİK tarafından New York’ta düzenlenen “Gala yemeğinde”. İş insanları, Türkiye’de defalarca duyduklarını bir de New York’ta duymak için on binlerce dolar ödeyip yemek masalarında yer satın almıyorlar. Maksat listede yer almak. (Foto: Cumhurbaşkanlığı)

Aslında Çetin Altan’dan ödünç aldığım “Türk’ün Türk’e propagandası” başlığının gerçeğin tamamını değil, bir kısmını yansıttığını söylemek zorundayım. Çünkü Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın New York’ta verdiği görüntünün Türkiye’deki bütün seçmeni kendisine bir kez daha hayran bırakıp, gurur duymasına yol açtığını da düşünemiyorum. Erdoğan şimdiye dek New York ‘ta AK Partinin iki seçmen grubunun hayranlık ve bağlılığını pekiştirmiş olabilir.
Bunlardan birinci grup Türk Evinin 291 milyon dolarlık inşaatını “Batının kalbine dikilmiş gökdelen” diye görüp açılışı Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın duasıyla yapılmasını Batıya mesaj olarak gören kitle. (36 katlı, benzerleri Türkiye’de pek çok şehirde olan binayı, özellikle gökdelenler şehri olan New York’ta, birkaç sokak ötede 1931 yılında dikilmiş 102 katlı Empire State Building’in bulunduğu New York’ta söylemek gerçekten ayrı bir biat düzeyidir.) Erdoğan’ın Afganistan’da Taliban ile kültürümüzün aynı olduğunu söylemesine inanan da erkeğin kadından üstün olduğuna inanan da aynı bağnaz kitledir. New York’taki Takva Mescidi imamı Siraj Wahhaj’ın (1) kürsüden “Dünya Müslümanlarının lideri sensin, seni seviyorum” demesini ıslık ve alkışlarla kutlayanlar buna samimiyetle inanıyorlar, diyecek bir şey yok.

New York Takva Mescidi imamı Siraj Wahhaj, Erdoğan’ı dünya Müslümanlarının lideri olarak gördüğünü söylerken. (Foto: Akit TV ekran görüntüsü)

Din kardeşliği mi, çıkar kardeşliği mi?

İkinci grup, Erdoğan ve AK Parti iktidarında zenginleşen ve daha da zenginleşenler, muhafazakârlık görüntüsü altında mali çıkarlarını gözetenlerdir. Sadece birkaç büyük inşaat, enerji ve turizm şirketinden söz etmiyorum. Erdoğan’la parlayan birkaçı hariç diğerleri Erdoğan’dan önce can suyu sağladıkları sağ iktidarların da gözdesiydi; Erdoğan’a dönmeleri birkaç hafta sürdü ancak. Yarın başka iktidara dönmeleri daha kısa süre alacaktır. Sırf Erdoğan’a görünmek, hatta “Kimler vardı” diye sorduğunda listede isimleri olsun diye Erdoğan’dan bin kere dinlediklerini bir de New York’ta dinleyip alkışlamak için on binlerce dolara yatırımcı yemeğinde sandalye satın alanlar da o kitledir. Dahası da var. Birgün gazetesi, Ömer Faruk Akbulut’u yazmış örneğin. Halen İstanbul Büyükşehir Belediye meclisinin AK Partili üyelerinden olan ve Bilal Erdoğan kontrolündeki TÜGVA vakfının yönetiminde bulunan Akbulut, Ekrem İmamoğlu döneminden önce 7 yılda 260 ihale almış, toplam değeri 366 milyon liraymış. Kim ister böyle kurulmuş düzeninin bozulmasını?
Dolayısıyla Erdoğan’ın Türkün Türk’e New York’ta propagandası en çok bu iki kitleyi etkilemeye yönelik sayılabilir.
Mesaj açıktır: ben gidersen size ne olacak?
Oysa bu da bir yanılsamadır.

Şatafatla örtülmek istenen

Çıkar kardeşliği grubunun en büyüklerinin Erdoğan’a sırt çevirmesi ve “Neler çektik bize sorun?” ikiyüzlülüğü ile “Gelene paşam” çekmeleri uzun sürmez. Belki içlerinden birkaç günah keçisi köşede cezaya dikilir, o kadar. Nispeten oy gücüne sahip olup bu düzenden sebeplenenlerin yedikleri yanlarına kâr kalan da olur kalmayan da.
Din kardeşliği grubunun kendilerine yeni koruyucular bulması, yeni iktidar yolları bulması da çok sürmez. Türban/başörtüsü meselesinden herkes dersini çıkardı sanırım. Ama dindar kitlenin de geçim derdi olduğunu Erdoğan’ın dava arkadaşı Bülent Arınç gayet güzel anlattı. AK Parti’yi iktidara getirenin en çok geçim sıkıntısı olduğunu, götürenin de o olabileceğini TV5 yayınında anlattı sarih bir şekilde.
Propaganda ekipleri için New York’ta diğer insanların “Bu da ne böyle?” diye yan gözle baktığı şatafatlı konvoylarla ağır ağır salınmak itibar gösterisidir. Erdoğan New York’ta, uluslararası politikadan daha çok iç politikada AK Parti destekçilerine yönelik propaganda görüntüsü sergiledi.
Nereye kadar diye sormayın. Böyle görüyorlar, çünkü böyle görmekte çıkarları var.

Kim veriyor doğrulanmamış bilgileri Cumhurbaşkanına?

Erdoğan, TAİK tarafından yatırımcılar için düzenlenen krallara layık “Gala yemeğinde” ABD Başkanı Joe Biden ile Türkiye-ABD arasındaki ilişkileri düzeltme konusunda “tam mutabakat” içinde olduklarını özellikle vurgulamış.
Hayır, Biden ile neden görüşemeden dönüyor demeyeceğim bu defa. Giderken randevusu yoktu zaten, yazmıştım. Programda yoktu. Biden’ın bugünkü programında gerçi iki liderle görüşmesi görünüyor. Biri, New York’ta, Avustralya Başbakanı Scott Morrison, diğeri de BM Genel Kurulunda konuşmasını yaptıktan sonra döneceği Washington’da, Beyaz Saray’da İngiltere Başbakanı Boris Johnson ile. Yani Biden’ın sadece Erdoğan ile değil, hiç bir liderle görüşmeyeceği bilgisini böylece güncellemiş oluyoruz. (2) Bu arada Erdoğan’ın İstanbul’dan ayrılırken görüşme talebi gelen Yunanistan Başbakanı Kriyakos Miçotakis ile de görüşmesinin olmadığı anlaşıldı. Bunu da Miçotakis’in öğle saatlerinde Atina’da İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı İmamoğlu ile görüşmesiyle kesinleştirmiş olduk. (3) Kim veriyor bu doğrulanmamış bilgileri Cumhurbaşkanına da bu tuhaf durumda bırakıyor?
Dolayısıyla şu anda dek New York’ta verilen görüntü, adeta Erdoğan’ın gidiş nedeninin “Daha Adil bir Dünya Mümkün” kitabında tekrarladığı “Dünya Beşten Büyüktür” mesajını dünya liderlerine tebliğ etmek olduğu düşünülebilir.
Bu mesajı, Diyanet İşleri Başkanının duasını “Neredeyim ben?” gibi bir ifadeyle dinlese de Türk Evi’nin açılışına gelmiş olan BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’e takdim ettiği kitapla vermiş olabilir. Keza Türk Evi’nde ağırladığı İngiltere Başbakanı Boris Johnson’a da.
Gerçi Johnson, Erdoğan’ın (benim de katıldığım) “Dünya Beşten Büyüktür” sloganının hedef aldığı beşlerden biri. Johnson kitabı okur mu, mesajı almış mıdır? Bilemem. Ama Johnson uyanık siyasetçi, muhtemelen “Diğerlerini ikna et, ben sorun çıkarmam” gibi bir yanıt vermiş olabilir. Diğerleri dediği ABD, Rusya, Çin ve Fransa olurdu.
Erdoğan gittiği her yerde Sabah Yayın Grubunun markası Turkuvaz’dan çıkan kitabının tanıtımı için düzenlenen toplantılarda konuştu. Bu arada Emine Erdoğan’ın, yine Turkuvaz yayınlarından “Afrika Sehayatlerim” kitabı da çıkmış. Herhalde Cumhurbaşkanı eşi olarak değil de kendi imkânlarıyla gittiği Afrika seyahatlerinden bahsediyordur. Onu da alıp okuyacağım hemen.

Notlar

(1) Siraj Wahhaj, 1950’de New York’un Brooklyn bölgesinde Jeffrey Kearse olarak, Afrika-Amerikalı bir aileye doğdu. Baptist Kilisesinde papaz olacakken Müslümanlıkla tanıştı. 1978’de üniversite eğitimini İslam üzerine almak üzere Suudi Arabistan’a davet edildi. Dönüşünde, 1981’de Brooklyn’da Takva (Günahtan sakınma) mescidini” kurdu. 1991’de ABD temsilciler Meclisi açılışında dua okuyan ilk Müslüman din adamı oldu.

(2) 21 Eylül 2021, saat 12:55’te, ABD’de Biden’ın günlük programının açıklanmasıyla güncellendi.

(3) 21 Eylül 2021, saat 16.24’te Atina’dan gelen haberle güncellendi.

close

Yeni yazılardan haberdar olun! Lütfen aboneliğinizi güncelleyin.

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Bunları da beğenebilirsiniz...