Gözler yalan söylemez. Sızıntı da başladı, kaçış da

Merkez Bankası çalkantılarının arka planı ve TÜGVA iddiaları, içeriden sızıntı ve kaçışların başladığına işaret ediyor. Arkası gelebilir. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve MB Başkanı Kavcıoğlu’nun son fotoğrafları çok şey anlatıyor. (Foto: Cumhurbaşkanlığı)

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 13 Ekim akşamı Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Şahap Kavcıoğlu’yla görüşmesinde çekilen fotoğraftaki duruşlar, bakışlar aslında durumu özetliyor. Adeta “Gözler yalan söylemez” sözünün kanıtı gibi duruyor. Fotoğraf, iktidar çevrelerinden bilgi sızıntısı ve ufak kaçışların başladığı dönemi de anlatıyor sanki.
Aynı gün Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın fiili kontrolündeki Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) üzerinde içeriden kaynaklanan iddiaların da ayyuka çıktığını unutmayalım. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu aynı gün Suriye’deki PKK faaliyetinden hem ABD hem Rusya’yı, adeta işbirliği yaptığını ima ederek suçladı. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca yine aynı gün kovit ölümlerinin artabileceğini söylemiş, fiyat artışlarını zincir marketlere yıkma taktiği tutmamış, muhalefet erken seçim deyip duruyor ve bütün bunların yükü tek başına Erdoğan’ın omuzlarına çökmüş adeta.
Siyasi ve ekonomik ortam, yolun sonuna gelindiğini düşünenlerin artık gidişe ortak olmama, olmadığını da gösterme zamanının geldiğine de işaret ediyor. Bu AK Parti’ye özgü bir şey de değil, her dönem olmuştur, yine oluyor. Sızıntı ve kaçış başladı derken bunu kast ediyoruz.

Gelelim fotoğrafın arka planına

Aslında Cumhurbaşkanının Kavcıoğlu ile görüşeceği duyulunca tahminler onu da görevden alabileceği yolundaydı. Türk lirasının 11 Ekim’deki rekor değer kaybının faturasını kendi Suriye çıkışına değil, TCMB’nin beceriksizliğine bağlaması hayatın akışına uygun olurdu.
Öte yandan Kavcıoğlu’dan önce göreve getirdiği Murat Uysal’ı 16, Naci Ağbal’ı 4 ay sonra değiştirmiş, biz “Ara sıra kuzuyu değiştiriyoruz” fıkrasını anlatmıştık. Kavcıoğlu ise 6’ıncı ayını tamamlıyor. Belki Erdoğan dahi bunun fazla dikkat çekeceğini düşünmüştür. Neticede Kavcıoğlu’nun 7 Ekim’de yatırımcılarla yaptığı toplantıda yanında durmayan iki Başkan yardımcısını Erdoğan’ın önüne atıp şimdilik koltuğunu kurtardığı gibi bir görüntü var. Zaten Uğur Namık Küçük ve Semih Tümen’in 7 Ekim toplantısına katılmamış olmasının yatırımcıların dikkatini çektiğini Barış Soydan T24’te yazmıştı. Semih Tümen, Erdoğan tarafından daha dört ay kadar önce, Mayıs ayında bu göreve atanmıştı. Türk lirası ise yanlış stratejiyle değer kaybetmeye devam ediyor.
Peki, sizce Güçlü ve Tümer, bu hareketlerinin, yani Kavcıoğlu’nun yatırımcılara konuşurken yanında durmamalarının sonuçları olacağını düşünmeyecek kadar acemi midirler?
Kaçış işte budur.

Kaçış ve sızıntı

Bu fotoğrafın çekilmesinden bir süre sonra, 14 Ekim’in ilk saatlerinde Erdoğan’ın kendilerini görevden alması Güçlü ve Tümer’i sizce çok mu üzmüştür yoksa rahatlatmış mıdır? Aynı kararname ile görevden alınan Para Politikası Kurulu üyesi Abdullah Yavaş’ı ya da?
Bakın, yine AK Parti döneminde Merkez Bankası Başkanlığı yapmış olan, şimdi İYİ Partili Durmuş Yılmaz, tam da bu işler olup biterken, doları suni olarak düşük tutmak için harcanan 128 milyar doların, bir iktidar değişikliği sonrası dava konusu edileceğini söyledi. Olur mu, olmaz mı? O ayrı konu. Ama bu ortamda giden mi daha rahattır, kalan mı?
Ziya Selçuk’un Millî Eğitim Bakanlığında tarikat ve cemaat örgütlenmelerinin kendisine iş yaptırmadığından şikayetle Erdoğan’ı arada tatsızlık olmadan ayrılmaya ikna edebilmiş olması nedir peki? Kaçış sözcüğünü mutlaka kötü anlamda kullanmıyorum; yanlışa ortak olmaya artık katlanamama olarak da okumak lazım, ileride hesap vermek zorunda kalmamak arzusu olarak da.
Geçenlerde siyasetteki değişim rüzgârlarını en iyi orta bürokrat kesimin okuduğunu ve kendilerinin yanlışın parçası göstermeme çabasına girmeye başladığını yazmıştım. Daha önceki dönemlerden örnek verip muhalefete, medyaya, sivil topluma bilgi, belge sızdırmanın hızlanabileceğini yazmıştım.
Bunun sadece devlet bürokrasisi için değil, parti ve parti kontrolündeki sivil toplum bürokrasisi için de geçerli olduğunu TÜGVA örneğinde gördük. Meğer en zayıf halka TÜGVA imiş. Oradan başlayan sızıntı Erdoğan ve AK partinin başını ağrıtacağa benziyor.

TÜGVA’dan sızıntı ve kaçış

Tükiye Gençlik Vakfı 2014’te kurulmuş. AK Parti lideri Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı seçildiği yıl. Cumhurbaşkanının oğlu Bilal Erdoğan kuruluşuna önayak olanlardan. TÜGVA hakkında T24’te Gökçer Tahincioğlu -bu yazının kapsamını çok aşacak- ayrıntılı bir çalışma yayınladı, oradan okumanızı hararetle öneriyorum.
TÜGVA bugünlerde çok gündemde. Önce İstanbul’da Büyükada iskelesi üzerindeki binanın CHP’li Ekrem İmamoğlu İstanbul’u AK Parti’den almadan önce yok pahasına kiralanıp, sözleşme bitince de çıkmayı polis desteğinde reddetme olayıyla. Şimdi de içeriden bir sızıntı sayesinde TÜGVA’nın devlet kurumlarına kendi yetiştirdiği kişileri yerleştirme planının ortaya çıkmasıyla.
İddia önce gazeteci Metin Cihan’ın Twitter hesabında yayınlandı. Eski bir TÜGVA çalışanı kadrolaşma listelerini ifşa ediyordu. TÜGVA Başkanı Enes Eminoğlu hemen yalanladı; iftira dedi. Ancak bir gün sonra, 13 Ekim’de gazeteci Cüneyt Özdemir’e “Arasında doğru bilgiler var” diyerek baklayı ağzından çıkardı:
• “Bir kere bu içerden belgeleri almış bu adam, sızdırmış, yedek yapmış ve ifşa ediyor. Yıllar sonra ifşa eden zihniyet, bunların taktiği ve uygulaması.”
Öncelikle birisinin bu Eminoğlu kişisine söylemesi lazım ki bu işler zaten böyle yürüyor. Batı’da İngilize “Whistleblower” deniyor. Türkçe karşılığını tek kelimeyle tercüme etmek zor; “İfşacı” denebilir ama tanımı şu: “Kuruluş içinde kanuna aykırı uygulamaları kamuya veya yetkili makamlara ifşa eden kimse”.

Bilal Erdoğan: kendileri yapamıyor, kıskanıyorlar

Zaten usulsüzlükler hakkında ifşaat ve sızıntı da genellikle vuku bulduğu sırada değil, bazen “yıllar sonra” geliyor. Ama şunun şurasında 7 yıl önce kurulmuş TÜGVA, öyle “yıllar önce” diye iddiaları önemsizleştirmeye çalışacak kadar uzun bir geçmişi yok, kamu imkânları, iş dünyasından -ne kadar gönüllü olduğu sonradan anlaşılacak- cömert bağışlar onlara seferber edilmiş olsa da.
Şimdiki iddia devlet içinde torpil işletip kadrolaşmaya da gittikleri. Hem de zamanında Fethullah Gülen örgütlenmesine çok benzeyen yöntemlerle. Hedeflerinin de benzer olduğu anlaşılıyor: öncelikle polis, yargı ve ordu.
Daha önce, TÜGVA’nın Van Temsilciliğini yapmış olan Tamer Özsoy da konuşmaya başladı, iddiaların doğru olduğunu söylüyor. CHP’li Engin Altay iddiaları Meclis’e taşıdı.
Vakıf Başkanı da iddiaları kabul ediyor ama Bilal Erdoğan’a göre bunların tamamı iftira, “Kendileri yapamadıkları için kıskanıyorlar” demiş. Tabii Bilal Erdoğan bunu deyince TÜGVA Başkanı Eminoğlu, Özdemir’e söylediklerini çevirme gayretine girmiş: “FETÖ’cüler içimize sızıp belge üretmiş” diye.
Bana kalırsa adı şimdi gizli tutulan o eski TÜGVA çalışanı da, daha önce TÜGVA temsilciliğini yapıp şimdi Gelecek Partisi üyesi olan Özsoy da kaçıp kendini kurtarma çabasındakilerden.
Daha fazla uzatmayayım, mesele anlaşıldı sanırım: gözler yalan söylemez.

close

Yeni yazılardan haberdar olun! Lütfen aboneliğinizi güncelleyin.

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Bunları da beğenebilirsiniz...