Pandora belgelerinden Erdoğan’a yakın isimler çıkıyor

Gazeteci-Yazar

Pandora Belgelerinde henüz Türkiye’den siyasetçi çıkmadı. Servetlerini vergi ve istikrarsızlıktan kaçınmak için dışarı çıkaranların çoğuysa Erdoğan’a yakın iş insanları. Grafik: DW)

Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumu (ICIJ) 3 Ekim 2021’den başlayarak Pandora Belgeleri adı altında yaklaşık 100 ülkeden binlerce zenginin servetlerini hangi yollardan ülke dışına çıkardıklarını yayınlamaya başladı. İster iş dünyasından ister spor, sanat dünyasından olsun tanınmış isimler servetlerini yurt dışına çıkararak sadece vergiden değil ülkelerindeki istikrarsızlıklardan da kaçınmak istiyorlardı. Bunun için de çoğunlukla İngiltere’nin egemenlik alanında ki “off-shore” ya da “kıyı bankacılığı” diye bilinen kurumlardan yararlanıyorlardı.
ICIJ, 11 milyon 900 bin küsur dosyadan (2,9 terabyte) oluşan Pandora Belgelerinin, daha önce Wikileaks belgelerinde olduğu gibi siyasi isimlere odaklanmadığını söyledi. Buna rağmen Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Devlet başkanı İlham Aliyev, Pakistan Başbakanı İmran Han, Çekya Başbakanı Andrej Babis ve Lübnan Başbakanı Necip Mikati ile bağlantılı hesaplar ortaya çıkmaya başladı.
Henüz Türkiye’den yurt dışına para çıkaran siyasetçi ismi çıkmadı. Geçmişte CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve ailesinin bu vergi cennetlerinden Man Adası’nda hesapları olduğu ortaya atmış ancak mahkeme aleyhine sonuçlanmıştı.
Buna karşın Pandora Belgelerinde Erdoğan’a yakın isimler ortaya çıkmaya başladı.

Çoğu Erdoğan’a yakın isimler

İlk ortaya çıkan isim, Erdoğan’a en yakın müteahhitlerden Erman Ilıcak oldu. Ilıcak Rönesans inşaat şirketinin sahibi. Yüklendiği inşaatlar hep üst düzey güvenlik dereceli: Cumhurbaşkanlığı Beştepe yerleşkesi, MİT karargâhları, şimdilerde Genelkurmay ve kuvvet komutanlıklarını birleştirecek olan Ay-Yıldız karargâhı da bulunuyor.
Merkezi ABD başkantı Washington’da bulunan ICIJ ile iş birliği içinde çalışan medya kurumlarından Almanya’nın Sesi (Deutsche Welle) Türkçe Yayın Servisi daha sonra diğer isimleri de yayınlamaya başladı. Ortaya çıkan ikinci isim, yine Erdoğan’a en yakın inşaat müteahhitlerinden, Cengiz İnşaatın sahibi Mehmet Cengiz oldu. Cengiz, dünyada en çok kamu ihalesi verilen müteahhitler sıralamasında yer alıyor. Sonra tekstil, enerji, finans ve inşaat gibi alanlarda öne çıkan Çalık Holding’in sahibi Ahmet Çalık ismi yayınlandı. Diğer isimler de çorap söküğü gibi gelmeye başladı. Fettah Tamince, Revna ve Tayfun Demirören, Turgay Ciner, Hüsnü Özyeğin, BJK Başkanı Nur Çebi, Mehmet Ali Yalçındağ, son olarak Sedat Peker’in iddialarına konu olan İnan Kıraç gibi isimlerin çoğu Erdoğan’a yakın iş insanları.
Aralarında bir de gazeteci var: Reha Muhtar. Epey bir süredir aktif gazetecilik yapmıyordu ama servetini bu yolla değerlendirdiği anlaşılıyor.

Yasa dışı değil, ama Erdoğan çok kızıyordu

Yapılan işlemler yasa dışı değildi. Yurtdışında varlık sahibi olmak suç da değildi. Ancak Erdoğan zamanında Türk vatandaşlarının servetlerini yurt dışına çıkarmasına çok kızmış, affetmeyeceğini söylemişti; çünkü bu ülkede üretilen değer, hem de ülke ekonomik sıkıntı içindeyken ülke içinde kullanılmıyordu. Bu bir etik sorun olarak değerlendiriliyor.
Cumhurbaşkanının bu konuda neler dediğini hatırlayalım. Önce 2017’de Kılıçdaroğlu’nun Man Adası iddiasını ortaya atmasıyla başlayan tartışma sırasında söylediklerine bakalım. Erdoğan yurtdışına servet çıkaranlara dair sözleri Türkiye’den yurt dışı yatırımlara engel mi olunacağı ve sermaye kontrolü endişelerine yol açınca, Cumhurbaşkanı şunları söylemişti:
• “Benim sermaye hareketlerini sınırlandırılmasıyla ilgili bir talimatım söz konusu değildir. FETÖ gibi, PKK gibi örgütlerle bağlantılı olduğu için paralarıyla beraber bu ülkedeki kaynakları kaçıranlar zaten haindir.Onlarla ilgili nefes tüketmeye gerek duymuyorum. Benim söylediğim ülkelerimizin ekonomik olarak baskı altına alınmaya çalıştığı şu dönemde iş adamlarımızın yerli ve milli duruş sergilemesi gerektiğidir.”
Erdoğan 2018’de bir DEİK toplantısında da şunları söylemişti:
•“Her kim işini ticaretini yatırımlarını büyütmek geliştirmek için değil de para kaçırmak için böyle bir yola tevessül ediyorsa kimse kusura bakmasın affetmeyiz. (…) Bu ülkenin ve milletin imkanları ile büyüyen herkese yakışan kazancını da aynı yolda kullanmaktır. Bu sözlerim yurt dışına yatırım yapanlara değil varlık kaçıranlar varsa onlaradır.”

Güven olmayınca yasal düzenleme yetmiyor

Bu sözlerin hemen arkasından yasal düzenleme geldi. Ancak düzenleme yurtdışına varlık çıkaralar değil daha çok para kaçıranlarla ilgiliydi; zira diğeri yeniden sermaye kontrolü tartışması başlatabilirdi. Hazine ve maliye Bakanı Berat Albayrak’ın faizi suni olarak düşük tutarak enflasyonu düşüreceği iddiasını sürdürdüğü, doların başını alıp gitmeye başladığı günlerdi. Beklenen sonuç gelmediğini Erdoğan’ın 2020 sonunda yaptığı, yurtdışı varlıklarını yurda getirenlerden vergi de alınmayacağı beyanından anlıyoruz.
Dikkat çekici olan servet sahiplerinin servetlerini yurtdışında değerlendirmek istemeleri değil. Sermayenin ve servetin de milliyeti yoktur. Çıkar nerede yüksekse oraya yönelir. Fransız aktör Gerard Depardieu’nun yüksek vergilerden şikâyet edip Rus vatandaşlığına geçmesi gibi uç bir örnek dahi var.
Ancak bu durumda tek etken sanki daha fazla kâr değil. Çünkü isteseler dışarıya çıkan servetle, Türkiye’deki yüksek vergilere rağmen, siyasi destekle önlerini açık tutmaya çalışarak daha fazla kazanmaları mümkün; mevcut koşullardan söz ediyoruz. Dolayısıyla başka isimlerin de çıkması, belki siyasi bağlantıların da çıkması şaşırtıcı olmayacak. Sedat Peker’in mevcut değil ama normal koşullarda herhangi bir savcıyı harekete geçirmesi gereken -örneğin Binali Yıldırım’ın ailesinin yurtdışı serveti hakkındaki iddialarına dokunulamıyor. Oysa Yıldırım’ın da adını temize çıkarmaya ihtiyacı olmalı, değil mi?
Sorun sadece maddi çıkarları yüksek tutmakta değil, mevcut koşullara güven duymamaktan da kaynaklanıyor sanki. Dikkat çekici olan ortaya çıkan isimlerin çoğunun Erdoğan’ın en yakınında duran ya da isimleri birlikte anılan iş insanlarından olması. Güven sorunu burada önem kazanıyor. Erdoğan’ın “Almanya’da halk yiyecek bulamıyor” türünden söylemleri bir yana bırakıp en yakınlarındaki güven sorununa odaklanmasında fayda var.
Bakalım Pandora Belgeleri daha neler söyleyecek?

close

Yeni yazılardan haberdar olun!

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Bunları da beğenebilirsiniz...