Gençler “Çıkar telefonunu” sözüne kızgın: dijital uçurum

Her şeyin internetle yapıldığı bir çağda ya bilgisayarınız olacak; ya da akıllı cep telefonunuz ve de tabii internet paketiniz. Eğer bunlar yoksa uçurumun karşı tarafında kalıyorsunuz. (Photo: Stock Image)

Kayınpederim 80 yaşında. Geçenlerde bürokratik bir işlemi halledebilmesi için doktora gidip sağlam raporu alması gerekiyor. Aile hekimliğine gittiğinde ona “önce internetten form doldurmanız lazım” diyorlar. “Evladım, benim internetim yok” diye cevap verince onlar da “Cep telefonundan da yapılabiliyor” diyorlar. Nasıl cep telefonu? Akıllı telefon.  Kayınpederim cevap veriyor: “Evladım benim akıllı cep telefonum da yok.” 

Dijital uçurum kavramı işte böyle bir şey: gelişmiş ülkelerle gelişmemiş ülkeleri, eğitimlilerle eğitimsizleri, fakirle zengini birbirinden ayırdığı gibi yaşlılarla gençleri de birbirinden ayırıyor. Yaşlılarla yeni dünya arasında böylesine bir dijital bir uçurum var. 

Telefonunu çıkar göster

Sosyal medyada pek çok video dolaşıyor. Ekonomik durumundan şikayet eden gençlere “telefonunu çıkar göster” diyor yaşlı insanlar. Bu kişilere göre, akıllı telefon bir lüks ve gençler bu lüksü hak etmiyor. Oysa akıllı telefon, bilgisayar ve internet bağlantısı bir lüks değil, dijital uçurumun karşısında kalmamak, eğitim, sağlık, çalışma hayatından soyutlanmamak için bir gereklilik. Gençler bunun için “telefonunu çıkar göster” diyenlere çok kızıyorlar. [Geçenlerde bir sokak röportajında akıllı telefonu refah işareti sayıp ekonomiden şikayet etmemesini isteyen birisinin ağzına cep telefonu soktu bir genç.]

Her şeyin internetle yapıldığı bir çağda ya bilgisayarınız olacak; ya da akıllı cep telefonunuz ve de tabii internet paketiniz. Eğer bunlar yoksa uçurumun karşı tarafında kalıyorsunuz. Siz geri tarafta, tüm hizmetler karşı tarafta: 

Sağlık hizmetleri, noterlik hizmetleri, bankacılık hizmetleri, eğitim hizmetleri, EBA, e-devlet, e-nabız, HES, aşı kartı. Çok güzel hizmetler. Ama bilgisayar ya da akıllı telefon lazım. Bir de internet.  

Eğitime ulaşım için dijitalleşme 

Covid 19 salgını nedeniyle öğrenciler bir buçuk sene boyunca okullardan uzak kaldı. İlköğretim ve lise çağında 18 milyon, üniversite çağında ise 8 milyon genç uzaktan okullarına uzaktan eğitimle devam etmeye çalıştı. Ancak bu çocuklar dijital uçurumun ne tarafında kaldı? 

Teknoloji yazarı Füsun Sarp Nebil’e göre, Milli Eğitim Bakanlığı’nın online sistemi Eğitim Bilişim Ağı’nın (EBA) kapasitesi sadece 1 milyon kişi. Ayrıca öğrencilerin en az yarısının internete erişimi yok. Yani öğrencilerin neredeyse yarısı uçurumun öteki tarafında. Bu nedenle neredeyse iki yıl boyunca, milyonlarca öğrenci internet çeken dağ başlarına gidip ders dinlemek, anne babalarının telefonunu ödünç almak, kardeşleriyle sırayla derse girmek zorunda kaldılar. Yani kısaca, eğitimden uzak kaldılar. Dijital uçurum onların eğitime ulaşmalarını engelledi.

Siyasi partiler sorunu ele alıyor mu?

Türkiye’de internet hizmeti hem çok yavaş hem çok pahalı. Oysa tüm şehirlerde her yerde internet hizmeti olmalı, ve temel bir versiyonu herkese bedava olmalı. 

İstanbul Belediyesi metrolarda internet hizmeti verilmesi gibi çok temel bir meseleyi çok zor çözdü. İYİ Partili Belediye Meclis üyesi Sayın Taylan Yıldız, “internetçi arkadaş” diye küçümsenmeye aldırmadı; canla başla çalıştı. Sonunda bu mesele iki yıl sonunda çözüldü. 

CHP programında tüm öğrencilere bedava internet sağlanması var; ve çok gerekli.

DEVA partisinin de bu problemi anladığı, “Dijital dönüşüm bir eğitim meselesidir” demesinden belli. Burak Dalgın ve ekibi tarafından hazırlanan program doğru noktada. Füsun Sarp Nebil, bu programın altını doldurmak için gerekenlerin bazılarını yazmış: Fiber altyapısı, veri merkezleri ve internet trafik değişim noktalarının kurulması. Buna ek olarak, eğitimde de büyük atılımlar yapmamız gerekiyor.

Kodlama müfredata alınmalı

Kodlama, temel bir alandır ve zorunlu bir ders olarak okutulması gerekir. Pek çok ülkede, örneğin Kanada’da, “kodlama yeni matematiktir” sloganıyla, kodlama matematik müfredatının bir parçası olarak okutuluyor. Avrupa ülkelerinin çoğunda kodlama eğitimi ilkokula inmiş durumda. Estonya 2012’de, İngiltere 2014’te ilkokul seviyesinde öğrencilere algoritma ve kodlama öğretmeye başladı. Bizde ise lise seviyesinde bile kodlama eğitimi seçmeli ders olarak müfredatta yer alıyor. 

Bunun yanında dijital becerileri değişik seviyelerde öğretecek eğitimcilerin yetiştirilmesi ve müfredatın güncellenmesi de çok önemli. Ancak sadece lise seviyesinde kodlama eğitimi vermek için bile bir öğretmen ordusu  gerekli: Türkiye’de 10 binin üstünde lise var. Demek ki 10 binlerce lise seviyesinde kodlama öğretmeni lazım. Bu alanda bir seferberliğe ihtiyaç var. Bunun ayrı bir eğitim branşı yerine, matematik öğretmenlerine kazandırılacak yeni yetkinliklerle yapılması düşünülebilir. 

Liselerle birlikte yükseköğretimi hedeflemek de yerinde olur: Sadece lise öğrencileri değil, tüm üniversite öğrencilerinin de kodlama eğitimleri alması gerekli. Her branşın kendine özgü özelleşmiş kodlama dilleri ve ortamları, uygulama yazılımları var. Öncelikle tüm mühendislik öğrencilerinin, ama aslında tüm bölümlerin kodlama eğitimi alması, projelerinde bu özelleşmiş dilleri ve ortamları kullanması gerekli.  

Kalkınma artık ihracatla değil dijital uçurumu kapatmakla olacak

Genç nüfusu olan bir ülkenin yapması gereken, gençlerine dijital beceri ve yetenek kazandıracak nitelikli bir eğitim sağlamak, dijital ürün ve hizmetler üretebilecek fırsatlar sunmaktır. 

Bundan sonra kalkınma, ucuza domates biber, tekstil ürünü ihraç etmekle olmayacak. 

Eskiden orta gelir tuzağından bahsediyorduk; şimdi korkarım o orta geliri de arar duruma düştük. Bu tuzaktan kurtulmanın yolu, dijital uçurumun karşısından geçiyor.

close

Yeni yazılardan haberdar olun! Lütfen aboneliğinizi güncelleyin.

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Bunları da beğenebilirsiniz...