Erdoğan yönetiminde kaçan kurtuluyor algısı

Görevi devreden Abdulhamit Gül’ün, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın üçüncü kez Adalet Bakanı olarak atadığı Bekir Bozdağ’a göre çok daha mutlu duruşu, Ankara’daki “kaçan kurtuluyor” algısını güçlendiriyor. Bozdağ’ı zorlu görevlerin beklediği anlaşılıyor. (Foto: Twitter/AdaletBakanlığı)

Güncel siyaseti zaman zaman fotoğraflardan, video kayıtlarından okumaya gayret ediyorum. Beyan ve rakamların ötesinde gelişmelere daha nesnel bakmama imkân verdiğini düşünüyorum. Örneğin 29 Ocak’ta Adalet Bakanlığındaki devir teslim töreninde çekilen yukarıdaki fotoğrafın Ankara’da bir süredir yayılmaya başlayan “kaçan kurtuluyor” algısını güçlendirdiğine inanıyorum. Her algı gerçek olmayabilir ama algı bu ve siyaset de algılar üzerinden yürüyor.
Belki bu yazıdan sonra AK Parti propaganda akıldânleri devir teslim törenlerinde yeni bakanlara, başkanlara görevi gülümseyerek devralmaları talimatı verir ama bu fotoğrafa kişileri hiç tanımadan bakan bir insan dahi kimin mutlu, kimin mutsuz göründüğünü anlar. Birkaç saat önce, sabaha karşı Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan imzasıyla Adalet Bakanlığından alınmış olan Abdulhamit Gül halinden gayet memnun görünürken, daha önce Erdoğan kabinelerinde iki kez Adalet Bakanlığı, iki kez de Başbakan Yardımcılığı yapmış olan Bekir Bozdağ gayet endişeli görünüyor.
Abdulhamit Gül’ün gidiş nedenini İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “Mahkeme kararı arkadan gelir” diye özetlenebilecek güvenlik bakışıyla çelişmesi olarak özetlemek mümkün. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun -kar yağışı günü eleştirilen- yemek randevusunun MOBESE kameraları dahil devlet aygıtlarıyla izlenmesi iddiasını “FETÖ yöntemleri” olarak nitelemesinin bardağı taşırdığı anlaşılıyor.

Üçüncü Bekir Bozdağ dönemi

Bozdağ’ın Adalet Bakanlığına üçüncü kez atanması ile eski defterler açılmaya başladı.
Cinsel saldırıya ceza düzenlemeleri üzerine konuşurken “küçüğün rızası” demesi sosyal medyada yeniden yayıldı örneğin.
Aynı şekilde, zamanında CHP Fethullah Gülen’in devlet yapısı içindeki örgütlenmesini eleştirirken yaptığı Gülen övgüleri hatırlatılıyor.
En acı hatırlatmalardan birini 28 Kasım 2015’te öldürülen Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi’nin eşi Türkan Elçi T24’deki yazısıyla yaptı, buradan okuyabilirsiniz. Bozdağ ikinci Adalet bakanlığı görevine dört gün önce başlamış ve Diyarbakır’a gidip taziyede bulunarak olayın aydınlatılacağını söylemişti. Cinayet 7 yıl sonra hâlâ karanlıkta.
Bozdağ’ın ilk Adalet Bakanlığı 25 Aralık 2013’te yani AK Parti ile Fethullah Gülen örgütlenmesi arasında iplerin koptuğu 17-25 Aralık yolsuzluk soruşturmalarının zirvesinde başlamıştı. Öncesinde, 2011’den itibaren başbakan Yardımcısıydı zaten. MİT Tırları olayı, Abdullah Öcalan, MİT ve HDP üzerinden PKK ile dolaylı diyalogun yükseliş ve bitişi bu dönemin önemli siyasi gelişmeleri.

Erdoğan yeni bir hamleye hazırlanıyor

İkinci Adalet Bakanlığı döneminin en önemli başlıkları ise 15 Temmuz 2016 darbe girişimi ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçiş süreci; 16 Nisan 2017 halkoylaması dahil. Sonra, 24 Aralık 2018 seçimlerine giden yolda yargı mekanizmaları ve Yüksek seçim Kurulu düzenlemeleri sırasında yine Başbakan Yardımcısı olmuş Bozdağ.
Özetle, Erdoğan ne zaman yargıyı da ilgilendiren önemli hamleler yapacak olsa, Bozdağ’a kritik bir görev vermiş. Bu defa da durumun değişmesi için bir neden yok; Erdoğan yargıyı da ilgilendiren yeni bir hamleye hazırlanıyor.
Bu durum, son dönemde “güvenlik-özgürlük dengesi” gerekçesiyle Soylu ile ters düşen ve belli ki bu çizgiyi sürdürmekten rahatsızlık duymaya başlayan Abdulhamit Gül’ün duruş ve çehresindeki “kaçan kurtuluyor” ifadesini açıklıyor.
Ama Erdoğan için yangın düğmelerinde yazılı “tehlike anında camı kırınız” ibareleri gibi bir işlevi olan Bekir Bozdağ’ın duruş ve yüzündeki endişeyi açıklamaya yetmiyor.
Bozdağ’ı da zorlayacak denli hukuku zorlayacak adımlar mı var yoksa ufukta?

Peki, ya “kaçan kurtuluyor” algısı

Gül’ün fotoğraf karesinden taşan “kaçan kurtuluyor” görüntüsü ona özgü değil. Hazine ve Maliye Bakanlığından “affedilebilmesi” için aylarca uğraşan Lütfü Elvan da Millî Eğitim Bakanlığını bırakabilmek için aylarca Erdoğan’a dil döken Ziya Selçuk da derin bir “Oh!” çekmemişler miydi? Kaçan kurtuluyor algısı böyle oluşuyor.
Şimdi aranızda “istifa tek yanlıdır, bırakıp gidersin” diye düşünenler olabilir. Haklılar da Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminde bütün yürütme gücü Erdoğan’da iken o kadar kolay değil. Bir yıpratma kampanyası ile hain olarak damgalanmaktan kaçınmak, düşman olmadığınızı da kanıtlamak gerekiyor. Zaten bakanlıktan “affedilenler” hemen bir kurula alınıyor, el altında bulunmaları, konuşmamaları ve dahası muhalefet saflarına geçmemeleri böyle sağlanıyor. Dolgun maaş ve ek gelir de var tabii.
Sadece bakanlar için de geçerli değil bu. Örneğin “kuzuyu değiştiriyorlar” fıkramıza konu olan önceki Merkez Bankası Başkanları Murat Uysal ve Naci Ağbal yine kamu görevinde. Yolsuzluk iddialarının ayyuıka çıkması ardından Erdoğan’ın görevden aldığı önceki Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan dahi soruşturmadan da kurtulmak suretiyle kamu görevinde. Bakalım TÜİK Başkanlığından “affedilen” Sait Erdal Dinçer’e de başka bir kamu görevi verecek mi Erdoğan?

TÜİK Başkanı neden gitti?

Erdoğan yine 29 Ocak’ta TÜİK Başkanı Dinçer’i de görevden alıp yerine BDDK Başkan Yardımcısı Erhan Çetinkaya’yı getirdi. Geçen hafta istifasını veren ama bekletilen üst düzey ismin Dinçer olabileceğini yazmıştık. Öyle de oldu.
Daha önce CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nu kuruma sokmamasıyla Erdoğan’ın takdirini kazanan Dinçer’in ’in Aralık 2021 enflasyonunu yüzde 13, yıllık enflasyonu da yüzde 36 küsur açıklamasıyla Erdoğan’ı kızdırdığı Ankara’da konuşuluyordu. Bunların üzerine Dünya Gazetesine TÜİK’in (yaşam maliyeti olarak adlandırdığı) hayat pahalılığını değil enflasyonu ölçtüğünü söylemesi adeta “Atın beni işten, ben de rahat edeyim” mesajı gibiydi. Çünkü enflasyon rakamının hayat pahalılığındaki artışı yansıtmadığını söylemiş, bilerek ya da bilmeyerek muhalefeti haklı çıkarmış oluyordu.
Erdoğan tıpkı Merkez Bankası Başkanlığı gibi, 20 ay kadar bir sürede dördüncü kez TÜİK Başkanı değiştirmiş oldu. Dedik ya, ara sıra kuzuyu değiştiriyoruz.
Bu arada bir de kulis bilgisi. AK Parti kulislerinde TÜİK başkanının gidişinin Erdoğan’ın enflasyon rakamlarına kızmasıyla ilgisi olmadığı, Dinçer’in YÖK’te açık bulunan bazı üniversite rektörlükleri için başvuruda bulunmasına kızdığı yayılmaya çalışılıyor. Erdoğan buna kızmış. Çünkü üst düzey görevlilerin kapağı bir taşra üniversitesi rektörlüğüne atıp orada yerel siyaset çalışması yaparak milletvekilliği talebiyle karşısına çıkmasına kızıyormuş. Bu gerekçeye inanıp inanmamak da size kalmış.

close

Yeni yazılardan haberdar olun! Lütfen aboneliğinizi güncelleyin.

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Bunları da beğenebilirsiniz...