Hayat

Gülşen olayı ve Türkiye ile ilgili yanlış olan her şey

Pop şarkıcısı Gülşen, 25 Ağustos’ta gözaltına alındıktan sonra çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklu yargılanmak üzere cezaevine sevk edildi. 

Gülşenin bir sahne programında, “İmam” lakaplı bir ekip arkadaşını kastederek, sapık, zaten İmam Hatip mezunu. Sapıklık herhalde oradandediği videonun dolaşıma sokulması, sonra da mahkemenin bunu halkı kin ve düşmanlığa teşvik suçlaması içinde değerlendirerek, tutuklu yargılanmasına hükmetmesi ile ilgili söylenmeyen bir şey kaldı mı? Sanmam. O zaman ben bir çerçeve çizeyim. Gülşen olayı Türkiye ile ilgili yanlış her şeyi önümüze seriyor:

1. Olay bir operasyon dahilinde oldu. Gülşen kadın hakları, LGBTİ hakları konusunda öne çıkan, özgürlükçü söyleme sahip çıkan duruşuyla biraz sembol biraz da hedef haline geldi. İktidar, aşağı yukarı 2015 yılından beri Türkiyeyi operasyonlarla yönetmeyi norm haline getirmiş durumda. Sürekli acayip, olağan dışı, yok artık dedirtecek şeyler oluyor/yapılıyor ve iktidar buralardan iktidar devşiriyor. Gülşen olayı da öyle oldu. Nisan ayında olmuş olayın videosu Akit çevresine yakın trollerce sosyal medyada gündem yapıldı ve Gülşen tutuklansın diye kampanya başlatıldı. 

2. Türkiyede ifade özgürlüğünü anlamak ve tanımlamak ile ilgili ciddi sıkıntılarımız var. Her laftan, sözden, espriden, sert eleştiriden alınan gücenen oluyor ve bu iş yargıya taşınıyor. Yargı hakaret meselesini değerlendirirken, ifade özgürlüğü penceresinden bakmalı, buluttan nem kapan penceresinden değil. Toplumda var olan bireyler olarak herkes sürekli bizim istediğimiz şeyleri söylemek, bizim saygı duyduğumuz değerlere saygı duymak zorunda değil. Her şeyden incinerek de demokrasi falan tesis edemeyiz. Demokrasi biraz da çuvaldızı kendi batırma, kendi kutsallarını yeri geldiğinde sorgulama ve başkasının fikrine, çıkışına tahammül etme rejimidir. Efendim espri yapmış da inançlı insanlar alınmış, kötü söz söylemiş de laikler üzülmüş diye değerlendirme olmaz, olmamalı. Buradan demokrasi çıkmaz ancak “vur abalıya” kasaba kültürü çıkar.

3. Türkiyede ciddi bir yargı sorunu var. Bu zaten herkesin malumu. Gülşen olayında ise meselenin hakikaten cılkı çıktı. Troller yazıyor, Gülşen tutuklanıyor. Artık yargıya verilen talimatlar gizlenmiyor bile. 2018’de mezun olmuş bir savcı, yalancıktan Osmaniyede kısa bir görev yapıp, İstanbul Çağlayana atanıyor ve basın ve ifade özgürlüğü ile ilgili dosya hazırlıyor. Hakimlere baksan ha keza öyle. 20 küsur yaşında bir insan, hangi dünya görgüsü ve bilgisi, hangi altyapısı ile insanların hayatlarını etkileyecek dosyalar hazırlayacak, hükümler verecek. Bir kere bu yeni mezun kişilerin mesleki alt yapıları olmadığı gibi, baskılara yeri geldiğinde kafa tutacak bir kariyerleri, birikimleri de yok. Savcılık ve hakimlik ciddi bir iştir ve bu ciddiyetin teslim edilmesi gerekir. Yargı bağımsızlığının olmadığı bir ülkede ise zaten başka her şeyi konuşmak abes kalıyor

4. Muhalefet toplumun çok gerisinde. Gülşenin garabet tutuklanma kararına, muhalefetten önce, amalı fakatlı gak cuk tepkileri geldi. Ne zaman ki millet, futbol tribünlerinde Gülşen şarkıları söylemeye, sosyal medyada isyan etmeye başladı, muhalefet o vakit bir zahmet eleştirinin tonunu yükseltti. Evet anlıyorum, AKP, muhalefeti, din, inanç konularında tabiri caizse gaza getirip, ‘bak kardeşim bunlar dinsiz, Allah için İslam için bize oy verin, bunlar gelirse yine Camii yıkacaklar,” diyebilmek, işi yine bu dikotomiye oturtmak istiyor. Sonra da Fatih Tezcan falan meczubunu örnek gösterip, bak Atatürke hakaret eden de cezaevinde kartını kullanmayı hedefliyor. Bunu biliyoruz. Ancak muhalefet tüm bunları bertaraf edecek, bu kısır tartışmanın üstüne çıkabilecek, özgürlükçü bir söylem ve siyaset geliştiremiyor. Dönüp dönüp aynı uzağa düşüyor. Yine muhalafeti, eli kalem tutanlar, düşünen konuşan yazanlar itelemeye çalışıyor. Artık muhalefetin bu mıymıy halini bırakıp silkelenmesi gerekli.

Türkiyenin sorunları sadece bunlar değil elbette, ama Gülşen olayı bize bunları işaret ediyor. Bu liste elbette daha uzar, listeyi gönlünüzce sizler de uzatabilirsiniz.

Nevşin Mengü

Gazeteci

Recent Posts

Yeni bir kapı açıldı: Türkiye şimdi nereye gidiyor?

Falcı değiliz. Geleceği bilemeyiz. Ama siyaset zaten geleceği bilme sanatı değildir. Atılan ilk adımın ardından…

6 saat ago

Asteriks’in, Red Kit’in, Pıtırcık’ın Babası René Goscinny 100 Yaşında

Bir şehrin simgesi üzerinde, gecenin karanlığında Astérix beliriyor ardından Obélix. Birkaç saniye sonra Romalılar. 14…

7 saat ago

“Kuriş suç örgütü” soruşturması ve Süleymancıların derin geçmişi

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Süleymancılar cemaatinin lideri Alihan Kuriş dahil 30 kişinin “suç örgütü kurup yönetme,…

1 gün ago

Geri Dönüşüm Atığı İthalatının Çevresel Etkilerinden Korunmak Mümkün mü?

Türkiye kıyılarındaki plastik kirliliği artık yalnızca deniz ekosistemlerini değil, gıda zincirini de tehdit eden kalıcı…

1 gün ago

Terörsüz Türkiye Sürecinin Dış Politikaya Olası Yansımaları

Terörsüz Türkiye süreci, 10 Ağustos’ta Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’un TBMM Genel…

1 gün ago

Petrolün Yeni Süper Gücü Yeni Stratejisiyle Çin mi Oluyor?

Petrol dünyasında uzun yıllar değişmeyen bir ezber vardı. Kriz çıktığında gözler Riyad’a çevrilirdi. Suudi Arabistan…

2 gün ago